Nasılsınız? Gerçekten nasılsınız diye sormak isteği içimde uyandı. Hani içgüdüsel olarak o her şeye 'yetişirim', 'yaparım', 'ayarlarım' derken aslında içten içe tükenen yanlarımıza ayna tutup bakabildik mi?
Bugün Gabor Maté bir kitabına başladım, en sevdiğim yazarlardan biridir. Duygusal streslerin bedelleri. "Vücudunuz 'Hayır' Diyorsa' kitabı.
Kitabın 17. sayfasında bir alıntı var ve sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü kendimi bir aynaya bakıyormuş gibi hissettim. Başkalarına 'evet' derken, aslında kendimize ne kadar büyük bir 'hayır' dediğimizi o kadar naif ama sert anlatılmış ki...
"Nasıl hayır deneceğini öğrenmemiz engellendiğinde, bedenlerimiz bizim yerimize hayır der. "
İnsanın ruhu hastalanırsa, bedeninin de nihai sonucu hastalık olur. Ben her zaman zihin ve bedenin bir bütün şekilde çalıştığını anımsar ve kişisel dönüşümümü ona göre dizayn ederim.
Çünkü bu şekilde yapmadığım zamanlarda kronik bir yorgunluk ile karşı karşıya kalırım.
İsterseniz bir de konuya Kuantum perspektifinden bakalım. Kuantum bize der ki "sistemin kendini yeniden başlatması için önce sonlanması gerekir."
Kısacası; bu hayatta yıkım olmadan yeniden inşa olmaz.
Biliyorum, bazen 'hayır' demek dünyanın en zor işi gibi geliyor. Sevdiklerimiz kırılmasın, düzen bozulmasın, herkes bizi 'hep güler yüzlü ve yetişen' o insan olarak bilsin istiyoruz ama Gabor Maté’nin de dediği gibi; biz sustukça bedenimiz bağırmaya başlıyor.
Ben bugün o sızlayan dizlerime, yorgun omuzlarıma baktım ve onlardan özür diledim. 'Sizi duymadım ama artık buradayım' dedim. Kendi enerji alanımı mühürlemek, başkalarına 'hayır' derken kendime en büyük 'evet'i borç bilmek benim bu yolculuktaki en büyük kazancım olacak.
Sizin de bazen sadece 'yoruldum' demeye ihtiyacınız olmuyor mu?
Hangi yükü aslında taşımanız
__Evet! Uzun zamandır buraya bakmıyordum. Bir süredir konuşuluyor, herkes soruyor, var mı yok mu diye. Evet! Doğrudur. E V L E ndim. Gerçekten ev ile düzen kurdum. Genelde hayatım ev ile geçiyor. Sosyal medyada süslü püslü gördüğümüz aşklar gibi de olmuyormuş. Şimdi burda yeni bir sayfa açayım dedim ama üşendim. Ortaya koyduğum konunun üzerinden bir hat çizerek hemen yuttuğum sözlere dönüyorum.
Öncelikle hayırlı ramazanlarınız olsun. Ben bugün evlilik ve sorumluluk döngüsünden bahsedeceğim. Hazır en sevdiğim günlerden olan sadece bu zamanda hatırlanan kadınlar günümüzü de kutlarım. 💕
Evlendiğim zaman her şey rüya ve masalsı idi. Hayaller üzerine kurulu, her daim mutlu sonla biten hikayeler gibi. Devamı olduğuna bana kimse demedi. Evet, ben lisans mezunu koca bir ev hanımı oldum. Ne hayal kurduysam bugüne kadar olmadı, nasip diyerek buralara kadar geldik. Sağlığımız var çok şükür. Belki ben istikrarlı değildim belki de böyle olması gerekiyordu.
Geçmişe sünger çekip, yeni bir hayata adım attım. Evliliğimin ilk iki - üç ayı cicim ayı olmadı; birbirimizi tanıma ve keşfetme, bol bol hırçınlı zamanlarımızdı. (Eşimi çok seviyorum bu konu tartışmasız kapalı)
Biri bir anda her şeyinize ortak oluyor, o utanılacak haller kalkıyor ve bir oluyorsunuz. Tek oluyorsunuz. Sorun şu ki eşim de ben de yıllardır yalnızdık ve birbirimizi tanıdığımızda ilk çift olduk. O yüzden ilişki konusunda pek bilgi sahibi değildik, birbirimizin öğretici yuvası olduk. Lafı dolandırmayacağım, bizim evlilikte tahammül seviyemizi zorlayan sorumluluklardı.
İki aileyi idare edebilmek, misafir ağırlamak, ev temizliği, ütü yapımı, sürekli yemek ve kahvaltı hazırlamak ve bulaşık yıkamak. Evleneli çok az bir zaman oldu ama ben şimdiden bu döngüden bunaldım. Aile üyelerine bahsettiğimde bana dönüp, "sen daha
Jules Payot IIı Kitaba başladığımda daha önce neden okumadım diye kendime kızdım. Hiç rastlanmamış, kendine özgü bir anlatım çerçevesindedir. Bu kitap gelgeç düşünceler ile okunacak bir kitap değil; irade yavaş yavaş iktisab olunabilir. Her sayfasını sindirerek, uygulayarak, hayata bakışı değiştirerek gaye edinerek okudum. Kitabımızın ilk 50 sayfasında bizim içimizde filizlenmiş, büyümüş, kökleri giderek derine uzanmış tembelliğimiz ile karşı karşıya kalıyoruz. Zayıf ve kararsız olan insanoğlu; iradesini nasıl kontrol etmeli, hangi yollara başvurmalı vb. sorulara cevap arıyoruz.
Enine boyuna düşünmeden hareket ediyoruz, sonrada eğilimlerimizin içinde kanalize oluyoruz.
Hayatın öğretisi, bizim üzerimizde bıraktığı etkileri hakkında zihin reformu gerçekleştirmek için bu kitabı okumaya ihtiyaç var. Bu kitapta, tecrübe ve düşünce tarzı zihnin besleyici öz suyudur. İsteklerimizin, duygularımızın, düşüncelerimizin, içsel dürtülerimizin terbiyesi ile ahlaka tesiri hakkında bilgiler içermektedir. İnsanda esasen mevcut olan kötü düşüncelerin kuluçka da beklemesi yerine fikirleri daha olumlu hale getirilmesi ve duygusal dalgaların önüne geçilmesine zemin hazırlayarak; bir olayda "kıssadan hisse" çıkarma yetisini öğreniyoruz. Hakkıyla kitaptan istifade edebilen kendine hakim olma sanatında başarılı olur. Bilhassa düşüncelerimizin berraklaşması, akl-ı selim hareket edebilmeyi bir disiplin içinde tasarlayabiliriz. Jules Payot'unda dediği gibi "zahmetsiz keyif yoktur, her mutluluk biraz çaba gerektirir". Çünkü her derin mutluluğun özü iyi disipline edilmiş faaliyetlerimizden kaynaklıdır. Zihnimizi bu yönde eğittiğimizde yaşamın özüne doğru inmeyi öğreniyoruz. Sadece aklı doldurmakla, düşünmekle uğraşmamalı sağlıklı bir zihin, ruh ve bedene sahip olabilmek için sebatkar davranmalıyız.
"Güçlü tutku eleştirel aklın uyanmasını engeller ama tutku nesnesinin iradi eleştiriye tabi tutulması mümkün olursa, tutku yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. "