Simurg (ϜϓſϞ), bir alıntı ekledi.
17 May 09:52

Anadolu'nun bir köyüne ilk meyve ağacı 1960' larda dikilmiş, köy yüzlerce yıllık ama kimse uğraşıp didinip de bir meyve ağacı dikmemiş. Köyün adı Sivrialan, Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı. Ağacı dikense Âşık Veysel! Binlerce adam yaşamış, göçmüş o köyden. İlk meyve ağacını dikenin gözleri görmüyor. Sizce kimin gözleri görmüyor?

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgörenSüpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören
Zafer, bir alıntı ekledi.
 16 May 14:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

''İnsanlık, İnanmak, Komşuluk, Terbiye, Efendilik, İş Ahlakı, Yardım Etmek, Hoşgörü, Saygı, Hürmet, ülke sevgisi, Minnettarlık.''
Bu kelimelerin Sır Kitabında kullanılma sayısı Sıfır(0).
Yani bu kelimeler kitapta yok.
Para kelimesi 20 defa geçiyor.
Anladınız mı ''sır'' ın ne olduğunu?

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 133)Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 133)
Zafer, bir alıntı ekledi.
 16 May 13:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

İki iyi insanın iyi geçinmesi kusursuz olmalarıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmeleriyle sağlanır.
Alexis de Tocqueville

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 110)Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 110)
Heyecan öcal, bir alıntı ekledi.
12 May 11:39 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Hayat aynaya benzer;sen ona küsersen o da sana küser;sen ona gülümsersen, o da sana gülümser.İnsan olarak da ağaçlardan ders almalıyız;çünkü ağaçlar ne üzerinde barınan kuşların ne gölgesinde yatan insanların ne de verdikleri yemişlerin hesabını tutar."

Süpermen ve Uğur Böceği, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 72)Süpermen ve Uğur Böceği, Ahmet Şerif İzgören (Sayfa 72)
Esas Adam, Sevgili Arsız Ölüm'ü inceledi.
 10 May 20:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Dünyanın en müşkülpesent okuru, ilk kez Latife Tekin’in bir kitabını okudu. Bir gece yarısı başladığı romanı bir solukta bitirdiği vakte yakın Ay soldu. Yıldızlar tek tek düşüp kayboldu. Akabinde ezan-ı şerif okundu. Ardından güneş doğdu, tüm karanlıkları boğdu. Ortalık ışıdı, sabah oldu… ‘Sevgili Arsız Ölüm’ onun en çok yüreğine dokundu, binbir çeşit hissiyata gark oldu. Sonra okkalı bir inceleme yazmak için bağdaş kurup bilgisayarın başına oturdu…”

Okunan eserin kişi üzerindeki etkisini betimleyen bu girizgahtan sonra sadede gelip, sizlere bu kitap ve özellikle de yazarı hakkında edindiğim izlenimleri aktarmak isterim:
Kitabı okumadan önce, bu yazarın ilk kitabını bastırma hikayesi özellikle dikkatimi celbeden bir husus olduğundan, öncelikle Latife Tekin’in “Sözünü Sakınmadan” söyleşisinde onun ağzından ilk kitabının hikayesine bir göz attım:
https://youtu.be/rg-fThXdsLI

Latife Tekin, 12 Eylül İhtilalinin hemen öncesinde solcu kimliğiyle katıldığı toplantılarda henüz yazmaya dahi başlamadığı ‘Sevgili Arsız Ölüm”ün içinde geçen hikayeleri anlatmaya başlar. Etrafındaki insanların tepkilerini ölçmek maksadıyla bunu yaparken en çok nelere gülünüp, nelerin nazar-ı dikkate alındığına bakar.
Devrim yerine darbe olunca da “Sevgili Arsız Ölüm”ü baskı altında, polisten kaçarken ve binbir türlü zorlukla mücadele ederken ödünç daktiloyla yazmaya başlar ve bitirir. Latife Tekin ilk kitabını bastırmak için yakın arkadaşı Barış Pirhasan’la “Sevgili Arsız Ölüm”ü müstakbel editörü Memet Fuat’a yolladığında henüz 22 yaşındadır. Memet Fuat o zaman hastanededir ve bu kitabı ısrarlar üzerine ve cebren ilk kez hasta yatağında okur ve çok etkilenir. Fakat, Latife Tekin ilk kitabının basılması için üç sene beklemek zorunda kalacaktır. (*Nedenini merak edenler yukarıda linkini bıraktığım videoyu izlesin)

Özellikle Yaşar Kemal ve Kemal Tahir’den etkilendiğini belirten Latife Tekin, bunun yanında Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Mahur Beste’sindeki gibi kültürümüzün anlatım biçimlerinden feyz alıp ilk kitabındaki üslubu ve masalsı anlatım tarzının üstüne bir de dinamizm katarak nevi şahsına münhasır bir tür devşirir. Kendi ifadesiyle “Klasik ve bilindik halk anlatıları değil, özellikle yurdum insanının kendilerini ifade ediş biçimlerinden yola çıkarak yeni bir tür” ortaya çıkarır.

“Latife Tekin’in gerçek hayatındaki kesitin içinden bahsedersek; İstanbul’a geldikten sonra çocukluğu keskin bir acıyla ikiye bölünür. Yedi kardeşin arasından titrek bir gölge gibi sıyrılıp liseyi bitirir. Korku ve yalnızlığın içinden okula gitmenin bedelini öder. İnanılmaz savrulmalar, inkâr ve baskının bin çeşidiyle. Kente ayak uydurabilmek için boğuşup durur. Boğuşurken birlikte doğup büyüdüğü insanlardan ayrı düşer. Kendi öz değerlerini, dilini ve insanların durulmaz bir coşkuyla ona taşıdıkları sevgiyi koruyabilmek için direnir.
‘Sevgili Arsız Ölüm’ bu direnişi için aralarında büyüdüğü insanların ona armağanıdır.”

İşte bu sebepten otobiyografik dürtü ile bezeli olan bu eser, Aktaş ailesinin köyden göçünü, çarpık kent ilişkileri içinde tepetaklak olmasını ve kentin kaosu içinde yabancılaşmasını konu alıyor. Gerçek ile fantezi arasında sıklıkla gelgitler yapılan romanda anlatıcı; içeriden, tarafsız, bazen de ironik yaklaşım sergiliyor. Buna bağlı olarak, olağanüstü, saçma ve hurafe yaşamın birer parçası olarak kendisine yer buluyor. Eserde olağanüstünün, romanın temel kurucu öğeleriyle iç içe verilişi, klasik anlamıyla gerçekçiliği aramayı devre dışı bırakıyor. Olağanın yasalarını daha baştan geçersizleştiren, olağanüstüne ise hep kapı aralayan bir kurgu mantığı, kendini daha baştan kabul ettiriyor.

Latife Tekin’in bu eserindeki hep bahsedilen “Büyülü gerçekçilik” akımından ziyade üslubundaki büyülü dilin kullanımı okuru daha fazla etkiliyor, kanaatindeyim. Latife Tekin özellikle şiirden beslendiğini vurgulayan bir yazar olarak ‘Sevgili Arsız Ölüm’de klasik roman anlayışının ve nesirin çok daha ötesinde cümleleri adeta birbirleriyle enfes bir ahenkle dans ettiriyor…
Hasan Ali Toptaş’ında da en çok bundan etkilenip ‘Harfler ve Notalar’da belirttiği üzere: “Bir öykünün ham malzemesini dilsel düzleme taşırken kelimeler arasındaki akrabalığı düzenlemek, onların yatay duruşlarına su terazisi, dikey duruşlarına çekül tutmak ve kelimelerin oluşturduğu ses bütünlüğünü de ilk harfin sesinden son harften sonraki noktanın sessizliğine kadar bestelemek gerekir. -s.154-155)

‘Sevgili Arsız Ölüm’ başta Aktaş ailesi ve Alacüvekliler(sonradan Akçalılar) olmak üzere hiç unutamayacağınız birbirinden renkli karakterler ile bezenmiş adeta:
Ailede kimin başına musibet gelirse, hemen tesbihine sarılan, okuyup üfleyen bir Atiye’den, yeşil kitaplarıyla hidayete erdikten sonra döneklik eden Huvat’a …
Falcının talimatı doğrultusunda her geceden sabaha ve gün ışıyıncaya kadar incir ağacının altında kısmetini bekleyen Nuğber’den, onun adını aldığı ve rüyalara girip mezarını ziyaret etmesi için oğluna talimat veren Nuğber Dudu’ya…
Önce kuşçuluğa merak sarıp adı “Kenezet Halit”e çıkan, sonra tahsil görmeden “Mühendis Ağa” diye anılan, en son da “Baklavaya basan” namıyla tanınan Halit’ten,
hiç susmayan ve susturulamayan Zekiye’ye…
Kabadayılıkta namı “Nallı Panter”e çıkan ve yedi semtin haracını toplayıp iyilerin başına baba, kötülerin başına bela kesilen Seyit’ten, adını önce Bil Kit, sonra Süpermen olarak değiştirip, ardından Tarzan ve Zoro’yla çete kuran Mahmut’a…
Elinde kırbacıyla köyü basan eşeklerin üstünde cıpcıbıl gezinen peri kızı ‘Sarıkız’dan sapık cin ‘Kişner oğlan’a,
‘Minare Kırığı’ lakaplı kır atlı komünist öğretmenden, Alacüveklilerin arasını bulmaya gelen Sığğınlı üç ihtiyara kadar hepsi aklımda…
Ama en çok sevdiğim karakter hiç kuşkusuz ‘Dirmit’. Adı köydeyken “Cinli Kız”a, şehirdeyken “Bağrıkçı Kız”a çıkan, köydeyken tulumbayla, şehirdeyken kuşkuş otuyla dertleşen, kitapları, şiirleri, canlı-cansız varlıklarla olan paranormal ilişkisi ile her şeye direnen Dirmit. O küçük kız çocuğu büyümeden roman biter, içimizde biraz hüzün çokça umut kalır, ama biliriz ki; Dirmit hep direnecek ve direndiği için de kazanacak…

Bu arada, kitapta en çok dikkat çeken ‘ŞİDDET’ unsuruna da ayrı bir paragraf açmak lazım:
Her daim türlü amaçlar uğruna araç olarak kullanılan ve vazgeçilmez unsur olarak göze çarpan ŞİDDET unsuru, her ne kadar mizahla harmanlanıp güldürse de, aynı zamanda düşündürüp acı gerçekleri de gözler önüne seriyor. Kocanın karısına uyguladığı şiddet, annenin evlatlarına uyguladığı şiddet, büyük kardeşin küçük olana, küçük olanın büyüyünce büyük olana, patronun işçiye, güçlünün güçsüze, güçsüzün güçlenince güçlü olup güçsüz düşene uyguladığı şiddet, hatta cinlere, perilere, canlı-cansız ne varsa istisnasız hepsine topyekun vesaire…

‘Sevgili Arsız Ölüm’ de mizahın ve hüznün iç içe geçtiğini söylemek mümkün. (Düşünenler için komedi, hissedenler için trajedi kabilinden) Hem derler ki; mizahın hammaddesi acıdır. Hatta, bununla ilintili olarak Kierkegaard’tan bir paragrafı da buraya ekleyeyim: “Bir insan ne kadar çok acı çekerse, inanıyorum ki o kadar fazla mizah duygusuna sahip olur. Bir insan mizahın kullanılışındaki gerçek otoriteyi yalnızca en derin acıyla elde edebilir; sihirli gibi ve tek kelimeyle akıllı bir yaratık olan insan denen varlığı bir karikatüre dönüştürme otoritesini…”

Belki, yüzünüzde bir tebessümle okuyacaksınız bu kitaptaki her satırı, lakin itinayla perdelenmiş bir hüznün varlığını da iliklerinize kadar hissedip akabinde nice ulvi duygulara kendinizi kaptırmaktan alıkoyamayacaksınız.

Kitapları Fazla Seven Kadın, bir alıntı ekledi.
05 May 13:47 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yeryüzünde yaşayan insanlar sadece insan oldukları için saygıyı hak ediyorlar.

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgörenSüpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören
Kitapları Fazla Seven Kadın, bir alıntı ekledi.
05 May 13:38 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir ağaç dikin ülkenin bir yerine, sizin olmasa da bir gün başka birinin işine yarar.

Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgörenSüpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı, Ahmet Şerif İzgören