...ilginç olan bu şiddetli yağmurlar yağarken kaplanların birlikte gerçekleştirdikleri bir olaydır. Yoğun yağmurlar sırasında kaplanlar açık alanlara çıkarlar. Kısmen yıldırımlara karşı korunaklıdır açık alanlar. Çünkü ağaçların üzerine yıldırım düşmesi olasılığı fazladır. Büyük orman yangınlarına da neden olabilir bu yıldırım düşmeleri.
Açık alana toplanan kaplanlar yere uzanırlar. Gruplar halinde yere uzanan kaplanlar kafalarını birbirlerinin kafalarına yaslarlar.
Eğer birinin üzerine yıldırım düşerse, diğerleride onunla birlikte ölür. Yan yana, göğüs göğüse, kafa kafaya duran kaplanlar böylece ölüme birlikte gitme yemini ederler.
Birisi öldüğü anda diğerleri de ölsün diye.
Birbirlerine sahip çıkmak adına.
Dost olduklarını ispatlamak için.
Ölümü birlikte karşılayarak birlikte olmanın en onurlu yüzünü taşırlar. Kimse ihanet etmeden ve bir an olsun oradan kalkmayı düşünmeden öylece beklerler muhtemel bir ölümü.
Dostluğun ölümcül fedakârlığını paylaşırlar.
Kimi zaman kentin içinde de böyle grupların içinde olduğunuzu düşünürsünüz. Omuz omuza bir yaşam paylaşımında bulunduğunuzu. Statüler önemli olmaksızın yan yana uzanmış insanlar olabileceğinizi düşünürken çıldırtıcı bir şüphenin esiri olursunuz. "Acaba kalkar mı birden?" Yıldırım düştüğü anda kalkabileceklerinin korkusu sarar bütün benliğinizi.
Güvenemezsiniz.
Herkes birbirinin yüzüne şüpheyle bakar.
Kent, yıldırım düştüğünde yalnız kalanların acı hikayeleriyle doludur. Her sokağında, tek başına ölenlerin hazin izleri vardır kentin. Emeğini, geleceğini, gülümsemelerini paylaşan insanların, müthiş bir gürültüyle üzerlerine düşen yıldırımların altında, hiç ummadıkları bir anda tek başına kalmanın çaresizliği okunur yüzlerinden.
Asıl soru sona kalanın kim olacağı sorusudur.
Kimin hangi mazeretle kalkacağı...
Ya da kimin