Gördüğüm, ama ölçmediğim bir küpün ağırlığını söylemeye hakkım yoktur. Bunun gibi, sadece gören, duyan, koklayan, tat alan ve dokunan bir insanın da yaşadığını söylemeye hakkı yoktur.
“Dinleyin beni. Öncelikle, geçen zaman değil, biziz. Bu eski bir mesele. Bunu Kant bile biliyordu. Zaman yoktur. Fakat bizlerin bir bilinç noktamız var. Vücudumuzun yıpranması, beynimizin tükenmesi, hastalıkların bizi öldürmesi; bu, zamanın olması bilincidir. Oysa söylediğim gibi zaman yoktur.''
Böyle akşamları bilir misiniz? İnsan mutluluğunun basit ve küçük meselelerinin devasa bir önem kazanmaya başladığı akşamları? Her şeye kadir irade kurur ve büzülür. İnanmadığımız ruhlarımız bir anda bir yerlerden vücudumuza girer ve davranışlarımızı şekillendirirler.