Sen Türk olduğunu unutsan da düşmanın asla unutmaz. -Elçibey
10/10
·480 syf.··
2026 64. kitabı
Bulgaristan’da soydaşlarımıza uygulanan zulmü asimilasyon politikalarını, katliamları anlatan bu kitabı büyük bir sarsıntıyla okudum. İlay, idealist ve milli değerlerine bağlı bir Türk kızı; Mehmet Ali ise zamanla asimile edilmiş bir karakter. İkilinin hikâyesinde beni başından beri rahatsız eden pek çok detay vardı ancak karşılaşacağım tabloyu bu kadar ağır beklemiyordum.Kitabın bazı bölümlerinde gözyaşlarıma hâkim olamadım. Okuduktan sonra etkisinden çıkmak ve yaşananları sindirmek uzun zaman aldı. Milli şuur, dil, kültürel kimlik, aidiyet, dostluk ve mücadele gibi birçok temayı içinde barındırıyor. Yazar, tüm bunları son derece güçlü ve etkileyici bir edebî dille aktarmış. Hem duygusal hem de düşündürücü bir eser. Şiddetle tavsiye ederim.
1000Kitap
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,947 okunma
10/10
·208 syf.··
2026 19. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 23:07
Bir Müdafaa ve Zarafet Beyanı: Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı ​Kadir Mısıroğlu’nu sadece sert polemikleri veya tarihi tezleriyle tanıyanlar için bu kitap, adeta fırtınalı bir denizden çıkıp sığınılan sakin bir liman gibidir. Ben bu eseri okurken, karşımda bir "müverrih"ten ziyade, bir "İstanbul beyefendisi" ve bir "gönül adamı" buldum. ​Eseri benim gözümde kıymetli kılan temel noktalar şunlardır: ​1. Eşyaya ve Zamana Bakış ​Üstad bu kitabında, hayatı sadece nefes alıp vermekten ibaret görmüyor. Onun için yaşamak; bir üslup, bir estetik ve bir şuur meselesidir. Kitapta geçen şu anlayış çok mühim: Eşya insanın emrindedir, ancak insan eşyanın esiri olmamalıdır. Geleneksel sanatlarımızdan ev dekorasyonuna, giyim kuşamdan dostluk hukukuna kadar her detayda "İslami bir zarafet" arayışı hakim. ​2. "Şahsiyet" İnşası ​Kitabın merkezinde "nasıl bir insan olmalıyız?" sorusu yatıyor. Üstadın cevabı net: Dik duran, değerlerine bağlı, geçmişiyle barışık ama geleceğe dair bir ufku olan şahsiyetler. Yaşamak sanatını, "insan-ı kâmil" olma yolunda atılan adımların toplamı olarak tarif ediyor. Bu yönüyle kitap, genç dimağlar için bir nevi "karakter rehberi" niteliği taşıyor. ​3. Mücadele ve Sabır Dengesi ​Kendi hayatındaki iniş çıkışları, sürgünleri ve mücadeleleri bu felsefenin süzgecinden geçirerek anlatıyor. Hayat felsefesini; her şartta Hakk’ın rızasını gözetmek ve kaderin rüzgarına karşı değil, o rüzgarı yelkenine dolduracak bir dirayetle durmak üzerine kuruyor. ​"Hayat, bir sanatkarın elinde şekillenen bir mermer gibidir. Onu ya bir şahesere dönüştürürsünüz ya da bir moloz yığını olarak bırakırsınız." — Bu kitaptan süzülen temel mana tam olarak budur. ​Şahsi Kanaatim ​Bu kitap benim için sadece bir "öğütler manzumesi" değil, aynı zamanda kaybolan bir medeniyetin nezaketine
Alıntı
Hayat Felsefesi yahud Yaşamak SanatıKadir Mısıroğlu · Sebil Yayınevi · 2012717 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Vatan olmazsa malın ne kıymeti var? Hatta canın bile!
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 07:08
Kitap isminden de anlaşılacağı gibi İstanbul'un işgali ile başlayan ve onurlu bir milli mücadele ile özgürlüğüne kavuşan Türk milletinin yaşadığı acıları, yokluklarını ve en önemlisi de o sağlam duruşu, varoluşu konu ediyor. Buna ilaveten yazar Bekir Büyükarkın İstanbul hükümetinin, yani Payitaht'ın bu durumda ne kadar aciz kalışlarını ve Anadolu'da mücadele verenlerin de onların deyimi ile"vatan haini" olarak görüldüğünü, aynı aileden iki farklı görüşün düşünceleri ile çok güzel bir üslupla anlatmış. Yani burada iki tarafın da görüşlerini okumak bence çok çok önemli ve kıymetliydi! Kitabın önemi de burada daha çok öne çıkıyor. Okur bu sebeple o dönemi ve yaşananları, kendi perspektifi ile değerlendirebiliyor. Günümüzde bile o farklı görüşün bu tutumunu hâlâ ısrarla devam ettirdiği görülüyor. Belki onların da kafalarındaki soru işaretlerine bir cevap olur bu kitap. Çoğu bölümde okurken çok üzüldüm, İçim yandı. Bir millet küllerinden nasıl yeniden doğmuş? O dönemi ve yaşananları daha iyi anlayabilmemiz adına en önemlisi de"millî bir şuur" oluşması için bu ve benzer kitapların yeni nesillere çokça okutulması gerektiğini düşünüyorum. Dedelerimizin varoluş ve mücadele hikayesi ...nasıl dirayetle davranmışlar, nasıl birlik olmuşlar, onca acıya rağmen vatan için her şeylerini nasıl feda etmişler?.. Ruhları şad olsun inşallah.. Allah bu millete bir daha böylesine acılar yaşatmasın. Tabii bizler de o günlerin bir daha yaşanmaması için her zaman birlik olup vatanımıza sahip çıkmalı ve uyanık olmalıyız. Bunu bizlere hayat dersi olacak bir alıntı ile bağlayayım hemen; "Ben her geçen gün vatanımı daha fazla sever oldum. Üzerine bastığım toprak ne kadar değerliymiş meğerse! Şimdi onları başkaları çiğniyor! Ne kadar yazık değil mi?.." Kitapta bir Şeref Bey vardı ki, hakikaten ismi gibi
Tarihi Roman
Gece Yarısı İşgâl Altında İstanbulBekir Büyükarkın · Ötüken Neşriyat · 027 okunma
Türkiye Türklerindir!...
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2026 21:55
Yıllar önce Macaristan'a Mohaç meydan muharebesinin yapıldığı yere gitmiş, adım adım oraları gezmiş, ardından müzesine de girmiştik. Sabah çok erken saatte gidince müze bomboştu. Film bölümüne girince, oradaki yetkili kadın savaş ile ilgili Dokumentasyon'u açtı ve bitinceye kadar da kenarda bekledi. Biz de savaşı izlemeye başladık. Anlatıcı, bizim Türkler için "düşmanlar geldi her yere saldırdılar," deyince izlemeyi bırakıp bir an boş bulunmuş"bize düşman dedi" demişim:)) Birden kadın bana dönüp tuhaf tuhaf bakmıştı:)) Böyle komik bir anım da var. Bunu niye anlattım? Bu kitabı okurken de yine biz Türkler "düşman" olduk:) Işte ben yine bir türlü bu psikolojiden kurtulup kitaba tam anlamıyla adapte olamadım:) Neyse lafı uzatmayalım, gelelim artık kitabımıza:) Bir İngiliz askerinin yazdığı mektuplardan yola çıkılarak, onun gözünden, yani onun perspektifinden Çanakkale cephesindeki yaşanılanların aktarıldığı bir kitabı okudum. Guy Warneford, cephede annesine yazdığı mektuplarda savaşı adım adım anlatıyor. Türk askerinin kahramanlığı, mücadelesi de onun bakışı ile değerlendiriliyor. Ilk çıkarma zamanlarında kendilerinden çok kayıplar veriyorlar. Sonra savaşın seyri değişiyor, siperlerde daha az kayıplar ile günlerini geçiriyorlar. Tabii ellerindeki teknoloji çok ileride olduğu için, zaman zaman Türk askerine çok ağır darbeler vurabiliyorlar. O bölümleri okumakta inanın çok zorlandım:( Okuduğum bu mektuplarda en çok dikkatimi çeken, Guy Warneford'un devamlı annesinden, bir sürü isteklerinin olmasıydım. Özellikle çikolata,biftek, traş ve fotoğraf makinesi, ayna, kitap(hem de Ilyada), yağmurluk, iç giyim, ilaçlar, yumurta tozu protein, el feneri ve bol bol piller vb.vb.. Daha sayamadığım birçok şey devamlı posta aracılığıyla ona ulaşıyor. Zannedersem bu Avrupalıların
Anı-Mektup-Günlük
Çanakkale Cephesinden MektuplarGuy Warneford Nightingale · Ötüken Neşriyat · 201426 okunma
Merhamet Meleği
8/10
·472 syf.·
Beğendi
·
2025 23. kitabı
Ellen Marie Wiseman kitabı Kayıp Ruhlar Durağı ile geldim. Gerçeklere dayanan bir hikaye. Sage bir gün Rosemary'in ölmediğini Wiillowbrook okuluna kapatıldığını tesadüf eseri öğreniyor. Farklılıkları olan insanlar için bir okul gibi görünse de işin gerçeği çok farklı. Birbirine benzedikleri için yasadışı şekilde içeriye alınıyor. Ve gördükleri karşısında şok oluyor.İnsani şartlarda yaşamayan insanlar. Lobotomi ve ağır ilaçların veya deneylerin yapıldığı bir yer Willowbrook.. Sage'in oraya kapatılmasıyla ve Eddie King ile tanışmasıyla beraber günyüzüne çıkıyor yaşananlar. Cropsey sadece bir şehir efsanesi değildi o tamamen gerçekti. Çok üzücü bir hikaye. Sonucu güzeldi. İyi okumalar...
1000Kitap
Kayıp Ruhlar DurağıEllen Marie Wiseman · Arkadya Yayınları · 2023636 okunma
Bu Ülke kitap tahlili
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 08:13
Kitap beş bölümden oluşur. İlk bölümün başlığı “Sihâm-ı Kazâ (Kaza Okları)”dır. Tevrat’ta Babil’in anlatıldığı kısımdan alıntıyla başlayan bu bölümde ve “Biz ve Onlar” başlıklı ikinci bölümdeki yazılar ağırlıklı olarak Batı’ya ve Batılılaşmaya ilişkin eleştirilerden oluşur. Söz gelimi siyasetteki “sağ” ve “sol” eğilimlerin Batı’daki çıkış noktası anlatılarak Türkiye’deki yansımalarına değinilir. Sağ, Avrupa’da kötülenirken ve yakın tarihin “günah tekesi” haline getirilirken, Türkiye’de ise mukaddesatçılığın bayrağı haline getirilir. Türkiye’den başka da elinden tutanı kalmamıştır. Hâlbuki Hristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden kurtulmak gerekir. Kendi gerçeği kendi kelimeleriyle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur. Cemil Meriç ilk bölümdeki yazılarında dil meselesini öne çıkarır. Çünkü kelâm bütünüyle haysiyettir. Kamûs (sözlük), bir milletin hafızasıdır. Türk yazarı dil sürekli değiştiği için talihsizdir. Bu dile eklenen “izm”ler de Türk milletinin idrakine giydirilen Avrupalı deli gömlekleridir. İdeolojiler siyaset dünyasının haritalardır. Ancak tehlikeli bir yolculukta pusulaya da ihtiyaç vardır ve bu pusula da şuurdur. Tarih, millet, kişilik şuuru. İdeolojinin peşine takılanlar ise pusulasızdır. Türkiye’nin kaderini aydınlığa taşımak için tüm ideolojilere kapıyı açmak hepsini tanımak ve tartışmak gerekiyor. Bu sebeple de düşünceye sonsuz bir hürriyet verilmelidir. Bugün Türk aydınının sıkça tekrarladığı şikâyet; bu ülkede yaşanmayacağıdır. Çünkü Türkiye’nin insanından şikâyetçiler, yani kendilerinden. Türk aydını Kitâb-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi. Kaçanlar ne Türk ne de aydındır. Çünkü mazisindeki ihtişamdan utanmaya başlamış, utandıkça da unutur olmuştur. Bu sebeple “Ben Avrupalı’yım”, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.” demeye
Edebiyat
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma