Yıllar önce Macaristan'a Mohaç meydan muharebesinin yapıldığı yere gitmiş, adım adım oraları gezmiş, ardından müzesine de girmiştik.
Sabah çok erken saatte gidince müze bomboştu.
Film bölümüne girince, oradaki yetkili kadın savaş ile ilgili Dokumentasyon'u açtı ve bitinceye kadar da kenarda bekledi.
Biz de savaşı izlemeye başladık.
Anlatıcı, bizim Türkler için "düşmanlar geldi her yere saldırdılar," deyince izlemeyi bırakıp bir an boş bulunmuş"bize düşman dedi" demişim:))
Birden kadın bana dönüp tuhaf tuhaf bakmıştı:)) Böyle komik bir anım da var.
Bunu niye anlattım?
Bu kitabı okurken de yine biz Türkler "düşman" olduk:)
Işte ben yine bir türlü bu psikolojiden kurtulup kitaba tam anlamıyla adapte olamadım:)
Neyse lafı uzatmayalım, gelelim artık kitabımıza:)
Bir İngiliz askerinin yazdığı mektuplardan yola çıkılarak, onun gözünden, yani onun perspektifinden Çanakkale cephesindeki yaşanılanların aktarıldığı bir kitabı okudum.
Guy Warneford, cephede annesine yazdığı mektuplarda savaşı adım adım anlatıyor.
Türk askerinin kahramanlığı, mücadelesi de onun bakışı ile değerlendiriliyor.
Ilk çıkarma zamanlarında kendilerinden çok kayıplar veriyorlar.
Sonra savaşın seyri değişiyor, siperlerde daha az kayıplar ile günlerini geçiriyorlar. Tabii ellerindeki teknoloji çok ileride olduğu için, zaman zaman Türk askerine çok ağır darbeler vurabiliyorlar.
O bölümleri okumakta inanın çok zorlandım:(
Okuduğum bu mektuplarda en çok dikkatimi çeken, Guy Warneford'un devamlı annesinden, bir sürü isteklerinin olmasıydım.
Özellikle çikolata,biftek, traş ve fotoğraf makinesi, ayna, kitap(hem de Ilyada), yağmurluk, iç giyim, ilaçlar, yumurta tozu protein, el feneri ve bol bol piller vb.vb..
Daha sayamadığım birçok şey devamlı posta aracılığıyla ona ulaşıyor. Zannedersem bu Avrupalıların