Rüyalar Anlatılmaz/Nermin YILDIRIM
Tolstoy'a atfedilen bir söz vardır, "Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.”
Öyle başladı hikâye, daha ilk sayfasından beni içine aldı. Çünkü İspanya'da yaşayan ve bir Türk ile severek evlenen Pilar, eşinin rüya defteri dışında bir not bırakmadan ortadan kaybolmasının ardından dilini bildiği ama kendisini bilmediği bir ülkeye, bir şehre gelir; İstanbul. Eşinin hiç tanımadığı ailesiyle buluşur arkadaşlarını arar bir yandan eşinin rüyalarını okur. Her şey oturuyor. Rüyalar anlatılmaz... Keşke rüya kalsa her şey... Kurgu olduğunu bildiğim bir roman ama Çok üzüldüm, bazı yerleri kalbime yumruk gibi oturdu.
İçerdekiler içerlerde
Dışarıdakiler dışarlarda kalmış/Syf.7
Renklerden, sevinç ve kederden azade, korkuyla kucak kucağa.../Syf.75
En fenası insanın kendini anlatamaması/Syf.133
“Anlatılan kâbuslar gerçek olur, tatlı rüyaların da hayrı kaçar. Unutma, ne görürsen gör kendine sakla; rüyalar anlatılmaz dedi.”/Syf.233
İnsan rüyasında çocukluğunu görüyorsa, büyürken bir şeyleri yanlış yapmış demektir bence. “Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur” diyor ya Ursula K. Le Guin. Ölmeyeceksek bari efendi gibi büyüyelim. Ama nerede? Başımızı kuma göme göme... Biz büyüdük ve bütün kahramanlar öldü işte! Temiz defterler karalandı, saatler hep ileri ayarlandı. Bu yüzden insan geçmişin sırlı perdesine baktıkça, çocukluğunu değil, kaybolan masumiyeti özlüyor belki de./Syf.269
Sır bir kere fısıldandı mı artık dönüşü olmaz./Syf.293
Oysa hiçbir şey tesadüf değildi. Bu âlemde olup biten her şey bir sebeple ilintiliydi./Syf.313
Yıllar önce bir kitapta okumuştu, insan farkında olmadan pek çok görüntüyü beyninde depoluyordu./Syf.316
Tavsiye eder