Seyfullah

Hastalıkları, kazaları, felaketleri biz dilemeyiz. Bu olaylardaki konumumuz, mesuliyetimiz nasıl olur? Bunlar yaptığımız hatalar-dan dolayı mı gelir, yoksa başımıza gelen böyle musibetlerden dolayı ahirette mükafat var mı? Cevap: Her ikisi de olabilir. Ya da bir kısmı hak etmemizden kaynaklanır. Bu bize bir ders, ibret, ikazdır. Bir kısmı da durup dururken olur. Bunlar mü'minlere bir rahmet, günahlarına kefarettir. Yaşadığımız her bir sıkıntı günahlarımıza kefaret olur. Bunların bir kısmında bizim hatamız, kusurumuz vardır. Geri döner bakarız; bu
Din
Reklam
Bazen bir şey yapmaya karar veririz, elimizi uzatırız ama tutulur kalırız orada. Ya kolumuza kramp girer, ya belimize sancı girer. O azm-i musammem aşamasından fiil aşamasına geçene kadar bile Cenab-ı Hakk'ın iznine muhtacız. Parmaklarımıza bir şeyi kaldırma kabiliyeti, gücü veren O'dur. Parmaklarımızı öyle yaratan O'dur. Sonra elimizi uzattığımızda bardağı kavramamızı nasip eden de O'dur. Tüm bunlar O'nun izin vermesiyle, dileme-siyle, muradıyla oluyor.
Din
Hayatımın başından sonuna kadar tecrübeyle gördüğüm şey şudur: İnsan, herhangi bir işte Allah’tan başkasına güvendiğinde, bu durum bela, imtihan, sıkıntı ve musibete sebep oluyor. Eğer kul yalnızca Allah’a dayanır ve yaratılmışlardan hiçbirine yönelmezse, istediği şey en güzel şekilde gerçekleşiyor. Bu tecrübeyi ömrümün başından, şu an elli yedi yaşıma geldiğim şu zamana kadar sürekli olarak yaşadım. Artık kalbim şu konuda kesin kanaate vardı: İnsan için Allah’ın fazlından ve ihsanından başka bir şeye dayanmakta hiçbir fayda yoktur. -Fahreddin Razi
Din
Kader ve takdir derken meselenin Müslüman olarak itminan içinde bakmamız gereken bir boyutu daha var: Cenâb-ı Hakk bizi bazen acılarla, maddî-manevî sıkıntılarla, yokluklarla, afetlerle, musibetlerle imtihan eder. Bazen varlık imtihan olur, bazen yokluk imtihan olur. Cenâb-ı Hakk'a her durumda teslimiyet içinde olmamız lazım. Üzerimize hüküm koyma noktasında mutlak yet-ki Cenâb-ı Hakk'ta ise, hakkımızda ne dilemişse ona "kahrın da hoş lütfun da hoş" teslimiyetiyle boyun eğmemiz lazım. Bir şeyden emin olarak, biz hayatı O'nun muradı istikametinde yaşamaya çalışan insanlarız. O'na teslimiyetimizde bir problem yok, buna mukabil O'ndan gelen her şey baş göz üstüne... Bunu böyle görmemiz lazım.
Sayfa 40
Din
Bir Müslüman için, evet, aslolan Allah Teâlâ'nın hükümleridir, Rasulullah Efendimiz (s.a.v)'in tebligatıdır. Bize kadar gelmiş olan Kur'ân'dır, Sünnet'tir ve o çerçevede oluşmuş olan fıkhî müktesebattır. Ama biz bunları -bir tespit olarak alın bu söyleyeceğim şeyi- hayata yansıtmaya, yaşamaya ve yaşatmaya ne kadar layık isek Cenâbı Hakk o kadar yaşamayı ve yaşatmayı bize nasip eder. Bizim liyakatimizle ilgili bir şeydir bu. Biz layık olursak, biz ehil olursak, biz hazır olursak Cenâb-ı Hakk bizi o kıvama getirir ve o iklime bizi ulaştır. Ama biz ehil olmadığımız bir şeyi istiyorsak dönüp kendimize bakmamız lazım. Biz hazır, ehil, layık olursak Cenâb-ı Hakk dünyamızı da o ahkâm çerçevesinde mamur ve imar etmeyi bize nasip eder.
Sayfa 40
Din
Reklam