Seyfullah

Herhangi bir insan sözün başında da söyledik kendi dilemesine, tercihine, irådesine bırakılmış konularda Allah Teâlâ'nın ve Rasulü'nün hükmü dışında bir hükmü tercih eder. O'na alternatif olarak, O'nun rağmına başka bir hükmü tercih eder, onu hayatı-na hâkim kılarsa, o hükmü doğru bulursa, evet, Mâide 44-45-47. âyetlerin muhatabı olur. Ama böyle bir kastı yoksa, hasbelkader böyle bir mağduriyet yaşamışsa ne yapacak? Kendisini oradan kurtaracak değil mi? Dolayısıyla şunu söylememiz lazım: Bir Müslüman elbette Müslüman olmanın tabii bir neticesi olarak yaşadığı ortamı İslâm'la buluşturmak, İslâm'ın diriltici soluğunu oraya götürmek mükellefiyetindedir. Bunu ulaştırmakla, telkin etmekle emr-i bil ma'ruf nehy-i ani'l münker yapmakla mükelleftir. Elinden geldiğince, dili döndüğünce, gücü çattığınca bunu yapması gerekir.
Sayfa 38
Din
Reklam
Siz diyorsunuz ki tan-rı her şeye kadirdir, tanırının gücü her şeye yeter. O zaman tanrı kendisi gibi bir tanrıyı var edebilir mi?" Bu soruya evet desek -haşa ve kella- tevhid akidesi bozulacak. Hayır, desek Cenâb-ı Hakk'ın kudretine bir sınır getirmiş gibi olacağız. Tuzak bir sorudur. Bu soruya nasıl cevap vermemiz lazım? İşte bu soru kelâm ulemâmızın bu istikrâsında gizlidir. Herhangi bir varlık Cenâb-ı Hakk tarafından var edilmişse, yaratılmışsa o ilah olamaz ya da daha genellemeci bir cümle kuralım: Herhangi bir varlık yaratılmışsa o ilah olamaz. Dolayısıyla, varlığı zorunlu olmak, kendinden olmak, bir başka varlık tarafından yaratılmış olmaktan münezzeh olmak, sadece ve sadece Cenâb-ı Hakk'a mahsustur. İşte onun için bu soru yanlış bir sorudur.
Din
Fiilde Tevhid
Cenâb-ı Hakk bizim işlediğimiz gibi fiil işlemez. Bizim fiil işlememiz organlarımız. azalarımız vasıtasıyla olur. Yemek yerken elimizi, parmaklarımızı kullanırız. Ağzımıza kaşığı götürdüğümüzde dilimizi, çenemizi kullanırız. Konuşurken sesle, harfle konuşuruz. Bunlar hep bizim fillerimizdir. Cenâb-ı Hakk fiil işler ama bizim işlediğimiz gibi fiil işlemez. Yasin Sûresi'nde de geçtiği gibi Cenâb-ı Hakk bir şeyin olmasını istediğinde "Ol!" emrini verir, neyi murad etmişse, nasıl murad etmişse, o murad ettiği biçimde oluverir. Cenâb-ı Hakk'ın fiilleri bizim fiillerimiz gibi değildir. Cenâb-ı Hakk yaratır, evet, ama bütün bunları bizim yaptığımız gibi yapmaz. O azalara, organlara, aletlere, araç gerece muhtaç olmaktan münezzehtir.
Sayfa 23
Din
Zatta Tevhid
Tevhidin aslı ve özüdür, Cenâb-ı Hakk'ın bir zatı var. O'nun varlığı, O'nun zatı başka hiçbir zata benzemez. Yani bizim şu âlem-de gördüğümüz hiçbir şeye Cenâb-ı Hakk'ın zatı benzemez. Hiçbir vasfında, özelliğinde benzemez, Cenab-ı Hakk var mıdır? Vardır. Ben de varım, siz de varsı-nız. Karşımdaki bilgisayar da var. İçinde oturduğum oda da var. bu odadaki kitaplar da var. Fakat bütün bu varlıklar, var kılınmış olan varlıklardır. Varlığı kendinden olan varlıklar değildir. Cenab-ı Hakk'ın varlığı kendindendir, zorunludur.
Sayfa 19
Din
Ehl-i Sünnet vel-Cemaat akide imamları. Usûli'd-Din imamla tevhidi beş mertebe üzerine bina etmişlerdir. 1- Zatta tevhid 2- Fiilde tevhid. 3. Sıfatlarda tevhid 4- Esmada (isimlerde) tevhid 5. Ahkamda (hükümlerde) tevhid
Sayfa 18
Din
Reklam