"Danışanlar da dahil, birçok insan 'Mutlu olmak için biraz daha fazla gayret etseydim, mutlu olurdum.' diye düşünür. Işte böyle yürümez. Birine neşelenmesini söylemek hiç bir zaman onun kendimi neşeli hissetmesine yardımcı olmamıştır. Insanlara kendilerini aşağılamayı bırakmalarını söylemek hiç bir zaman onların kendilerini kötü hissetmesini azalmamıştır.
Hayatı o kadar çok ıskaladığımızı düşünüyorum ki. Hayata anlam katmaya çalışırken hayatın kendisini yaşamayı unutuyoruz. Anlamlı bir yaşam uğruna mücadele ederken bazen işin öznesini, yani yaşamın kendisini araçsallaştırıyoruz. Mutlu olmayı ya unutuyoruz ya da mutluluğu anlamlı bir hayatın "büyüsünü, kutsiyetini" bozacak olan gamsızlık olarak düşünüp olabildiğince uzak durmaya çalışıyoruz. Kronik mutsuzluklarımıza umarsızca çözüm arayıp duruyoruz sonra. Anlam ile mutluluğun bağını koparıp çırpına çırpına boğuluyoruz bunalımlarımızda.
İsteğinin gerçekleşmesinin, ona beklediği mutluluk dağından sadece bir kum tanesi verdiğini çok kısa bir süre sonra hissetti. Isteğinin gercekleşmesi, insanların mutluluk duygusunu isteklerin gerçekleşmesi olarak tasavvur etmekle yaptıkları ezeli bir hatayı göstermişti ona.
Bildiğim bir şey vardı ki, bir hastalık bir toplumun kapılarına gelip dayanmak üzereyse, bireylerin bu salgın karşısında bağışıklık kazanabilmeleri için aynı mikroplardan aşılanması gerekiyordu onlara, öyle değil mi? Ancak bu şekilde hazır olabilirlerdi yaklaşan salgına.