Tuğçe Ergür

Doğrusu hayatım ve kalbim, gençliğim benim için o kadar kıymetli bir hazinedir ki bunu öyle rastgele, rüzgârın keyfine harcayıp yok edemem.
Reklam
Eylül.. Birkaç gün hava ne kadar güzel olsa, bu kadarcık fani güzeliğe bile minnettar olmak gereken bir ay; içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, o güzel havaların, devamlı yazın artık nasıl geçmış, sadece bir mazi olmuş olduğunu hissettiren bir üzüntü ve hasret ayı. Onun hayatı da öyle değil miydi? Son günlerin güzelliğiyle beraber, şimdi yine imkânsızlığa, yine hüzün ve kasvete düşmemiş miydi? Tıpkı şimdi düşündüğü gibi, nasıl yaz elindeki saadetten habersiz geçip ilk kış hücumuyla üzülürse, o da demin anlamamış, özlememiş miydi? Tekrar hayatına başlamak arzusu, bugüb tekrar yaz olmak isteği gibi değil miydi? Bir senedir onu harap eden endişelerin, kederlerin ne olduğunu artık iyice görüyor, "İşte benim eylülüm!" diyordu.
Yakından korkuyorum senden, uzaktan seviyorum seni; kaçışın çekiyor, arayışın itiyor beni: -acı çekiyorum ama senin için hangi acıya seve seve katlanmam ki!
Her insanı, hatta her toplumu hoşlandığı yemle avlarlar. Mesele, böyle oltalara tutulmayacak kadar insanlığımızı terbiye edebilmektedir.
Üzerinde zevkle yaşamak için insanın sadece biraz toprak parçasına, altında huzurla yatmak için de bundan azına ihtiyacı var.
Reklam