Mekke’deki evlilik geleneğinde aristokrat kadınların sözleşme yapabildiğini ve bu sözleşmelere ikinci bir eş alınmaması gibi maddeler ekletebildiklerini biliyoruz. Ancak Hz. Hatice’nin evliliğine dair elimizdeki kayıtlara baktığımızda onun sözleşmeye ikinci bir kadın alamazsın şeklinde resmi bir hukuki madde koydurup koydurmadığına dair kesin bir veri bulunmuyor. Mekke dönemi ve özellikle Hz. Hatice ile olan evlilik süreci hakkında kroniklerde ciddi bir bilgi eksikliği, daha doğrusu bir "seçici körlük" olduğu tarihçilerin de kabul ettiği bir gerçektir. Çünkü; İslam tarih yazımı büyük ölçüde Medine’deki devletleşme sürecine ve Abbasi döneminin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Mekke’deki o ilk yirmi beş yıl, adeta Medine’deki siyasi ve askeri dehanın gölgesinde bırakılmış, sıradan bir aile hayatı gibi sunulmuştur. Oysa ortada çok net bir güç ve statü dengesi vardı. Yazılı bir sözleşme olsun ya da olmasın, Hz. Hatice’nin sağlığındaki o tekeşlilik halini belirleyen en büyük unsur, aslında aralarındaki muazzam sosyo-ekonomik güç dengesidir. Hz. Muhammed o evliliğe genç, yetim ve Hatice’nin kervanlarını yöneten bir işçi olarak girdi. Hz. Hatice ise Mekke aristokrasisinin en tepesindeki, kendi servetini yöneten bağımsız bir kadındı. İlk vahiy geldiğinde bile Hz. Muhammed’i teselli eden, onu rahip Varaka’ya götüren, yani hareketin hem maddi hem de manevi hamiliğini üstlenen kişi Hz. Hatice’ydi. Böyle baskın, güçlü ve statü sahibi bir kadının üzerine ikinci bir eş getirmek, dönemin Mekke örfünde bile o kadının ailesine ve statüsüne yönelik büyük bir hakaret sayılırdı ve ciddi bir toplumsal-ekonomik yaptırımı olurdu. Dolayısıyla o dönemdeki tekeşlilik, sadece duygusal bir bağın değil, aynı zamanda bu sarsılmaz toplumsal dengenin bir sonucuydu. Hz. Hatice’nin ölümü ve ardından