Kitabın kahramanı Pereira, sakin ve apolitik bir hayat süren, geçmişine tutunarak yaşayan bir gazeteci. Ancak hayatına giren yeni insanlar ve tanık olduğu olaylar, onu kaçmaya çalıştığı politik gerçeklikle yüzleşmeye ve harekete geçmeye zorlar.
Başlangıçta durağan ilerleyen anlatı, aslında bir hikâyeden çok bir iç dönüşümün ifadesi. Pereira’nın güvenli dünyası büyük kırılmalarla değil, yavaş ve neredeyse fark edilmeden günlük gelişmelerle çatlıyor.
Kitapta en çok hoşuma giden şey de bu oldu: Değişim abartılmıyor. Son kısmını katmazsak büyük dramatik anlar yok; bunun yerine içten içe büyüyen bir rahatsızlık ve onun getirdiği bir farkındalık var.
Metinde tekrar eden “...iddia ediyor” ifadesi güçlü bir leitmotif. Bunu, anlatıcının kendisini olası bir sorgulamaya karşı koruma çabası gibi okudum.
Gerçekte olmayan , yazarın uydurduğu “Birleşik ruhlar kuramı” ise bana Jung’un gölge kavramını hatırlattı: bastırılan yönler yok olmaz, sadece yüzeye çıkmak için uygun anı bekler.
Kitabın özeti: Çoğu zaman insan bir anda değil, yavaş yavaş uyanır.
Kısa ve akıcı bir metin ama beklediğimden çok daha derin. Tavsiye ederim.