Çağımızın ve belki de bütün cağların en büyük destanı bu. Kitaplardan öğrenmemişti söylediklerini. Hakikati dile getiriyordu dudaklarında.
Soyları dilleri dinleri birbirinden farkli üç yüz milyon insanı tek kalp haline getirmek...Mahatma bu mucizeyi nasil başardı? Kalabalıkları bir masal kuheylani gibi dilediği ufuklara kanatlandirirken hicbir zaman efsanelerin halesine tenezzül etmedi
Hem de hurafelerin hakikatle sarmaş dolaş olduğu bir ülkede
Varlıklarının en anlatılmaz gizleri arasında nasıl bir beraberlik doğmuştu.
Çok az kimseye nasip olurdu böyle bir deneyi yaşamak, ne kadar azdı böyle bir mucizeye tanık olanlar.
O, sade bir acı olsaydı, bir kelime söylemeden en iç sırrını aksettiren gözyaşlarında erirdi.
Fakat sevdiceğim o, aşkımdır...
Zevki ve acıları sınırsız, zenginlik ve istekleri sonsuzdur.
O sana ömrün kadar yakındır, fakat sen onu asla bütünüyle bilemez, anlayamazsın!
" İman " demişti Tagor, " öyle bir kuştur ki ışığı hisseder ve şafak ağarmamışken bile ötmeye devam eder." Güzelliğin bize kendisini açtığı anlarda bu dünyalı olmadığımızı, buraya bir yerlerden geldiğimizi ve bir gün asıl yurdumuza döneceğimizi fark ederiz.
“Düşüncenin her korkudan âzâd olduğu bir ülke
Bir ülke ki insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemâle uzatır kollarını,
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,
Ne olurdu Tanrım! Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!”