• Benjamin'in felsefi bir "Uyanma Tekniği"ni (V, 1,490) incelikle iş­leyişi, gerçekliği rüya olarak ve rüyayı da gerçeklik olarak görme çabasını temsil eder. Modernliğin fantazmagorik dünyası bir rüyadır, ama bir rüya olduğunun farkına vararak daha derinlikli bir gerçeklik vizyonuna ulaşır. Benjamin'in modernlik incelemesinin, devam
    eden bir özdüşünümsellik süreci aracılığıyla kendine dair bir uyanı­şa yol açması beklenir: "Tarih biliminin yeni diyalektik yöntemi, kendisini uyanık bir dünya olan şimdiyi deneyimleme sanatı şeklinde sunar. Geçmiş diye adlandırdığımız rüya bu dünyaya dairdir, ona gönderme yapar. Geçmiş, rüyaların belleğinde deneyimlenir. Dolayısıyla
    bellek ve uyanış yakından bağlantılıdır" (II, 1 ,1191).6

    6-Dip not
    Tarihçi, tarihe dair soyut değil, imajlarla dolu bir tarihsel bilinç yaratmalı­dır. Tarih, sürekli yeni imajların ortaya çıktığı, ardışık bir imajlar dizisinden başka bir şey değildir. Bu imajlar modernlikte kaybolur, zira modernlikte yeni imajlar öyle düzenli bir şekilde ortaya çıkar ki yeni ile eski arasındaki ayrım bulanıklaşır. Modernlikte, tarihselcilik tamamen soyut ve kavramsal bir anlama sahip olur. Bunun sonucunda, insanlar rüya görmekte olduğunu bilmeden rüya görmeye başlar: "Rüya gören topluluk, tarih nedir bilmez. Onun için olayların akışı her zaman aynıdır, her zaman yepyenidir. Aynı olanın bengi dönüşü nasıl bir rüya biçiminde gerçekleşiyorsa, en yeninin, en modemin duyumsanması da bir rüya biçiminde olur" (V, 2,678). Kitle bir şimdiki zaman rüyasının rüyasını görür, imajların tarihsel niteliğinin farkında değildir. Tarihsel bir bilinç, ancak imajların rutinleşmiş akışını çarpıtarak sağlanabilir. Bu, rüya görenler uyandığında gerçekleşecektir; yani imajlarının bir rüyanın imajları olduğunun farkına vardıklarında. Ancak bundan sonra, tarihsel bir şey ile ilişkileri aracılığıyla imajların "yeniliğini" kavrayacaklardır. Dünya birdenbire bir rüya olacak ve yadırgatıcı hale gelecektir: "Diyalektik imajda, belli bir çağda 'olup bitenler', 'daima olup biten' şeylerdir. Ama bu
    halleriyle sadece belli bir devrin gözüne görünebilirler: İnsanlığın gözlerini ovuş­turduğu ve rüya imajlarını olduğu gibi gördüğü çağdır bu. Tam da bu uğrakta, tarihçi rüyayı yorumlama görevini devralır" (V, I, 580).
  • Benjamin uyanışın "bize en yakın ve en alelade şeyi hatırlamada muvaffak olduğumuzda" gerçekleşeceğini savunur (V, 1,491). Rü­yadan uyanma, eskiden gerçeklik olduğunu zannettiğimiz, ama aslında öyle olmayan şeyden uyanmak demektir. Tarkovski'nin Kurban'nında (1986) Adelaide'nin başına geldiği şekilde olur. Yatıştırıcı iğne yapıldıktan sonra Adelaide şunları söyler: "Sanki bir rüyadan uyanmışım gibi hissediyorum şimdi... Başka türlü bir hayat yaşıyormuşum gibi. Bir nedenle hep direniyordum... Bir şeyle savaşıyordum. Her zaman kendimi savunuyordum. Sanki benden içeri başka bir 'ben' vardı da şöyle diyordu: Kendini bırakmamalısın, istemediğin bir şeyi kabul etme yoksa ölürsün. Ah Tanrım, nasıl da yanılıyor
    insan..."