Filmler ve Rüyalar (Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-wai)

·
Okunma
·
Beğeni
·
495
Gösterim
Adı:
Filmler ve Rüyalar
Alt başlık:
Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-wai
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428125
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Films and Dreams
Çeviri:
Cem Soydemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Rüya kuramını film çalışmaları bağlamında ele almak, bu kuramın içinde geliştiği özgün, klinik bağlamdan çıkarak esasen estetik kaygıların şekillendirdiği bir ortama geçmeyi gerektiriyor. İşte Filmler ve Rüyalar'da Botz-Bornstein da tam bunu yapıyor: Rüyaları estetik ifadeler olarak değerlendirip bu özel ifadelerin ne şekillerde geliştirildiğine odaklanıyor. Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski'nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov'un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler'in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick'in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong Kar-wai'nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
240 syf.
·1 günde·8/10
Filmler ve Rüyalar

Kİtabın temel amacı, rüyaların sinemada nasıl kurulduğunu Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar Wai gibi yönetmenler aracılığıyla anlatmak.

Kitapta bulunan 10 bölümün ne anlatmak istediğini inceleyip, beğendiğim ve beğenmediğim veya eksik bulduğum noktalara değinmek istiyorum.

1.Bölüm
BİÇİMCİLİĞİN YADIRGATMASINDAN TARKOVSKİ'NİN "RÜYA MANTIĞI"NA

Tarkovski'nin montaj karşıtlığı ve estetiği ne şekilde ele aldığı bölümün ana konusu. Tarkovski'nin rüyaya bakışı, rüyaların: soyutluk ile somutluk arasındaki bir alanda var olduğuyla ilgilidir. Özellikle Tarkovski ve Fellini'nin estetiğe bakış açıları iki yönetmen hakkında önemli farklar olduğunu ortaya koyuyor:

<<<Mihail Romadin, Tarkovski'nin Fellini'nin estetiğiyle ilişkisi hakkında şunları söyler: "Fellini'nin her sahneyi tıpkı tuval üzerindeki bir resim gibi yan yana koyması... Tarkovski için kabul edilemez bir yöntemdi. Ressamın tuvalin üzerine çizdiği bir figür yerine canlı bir aktör koyarsak, gördüğünüz şey ne olur? Bir resmin ikamesi, hareketli bir resim olmaz mı bu?" "Hareketli resim", bir fikrin gerçekliğe aktarımı olarak kalır, gerçeklikten yoksundur; daha sonra göreceğimiz üzere, zamandan da yoksundur. Tarkovski'nin ger¬ çekliği ve zamanı (ya da zamansal bir gerçekliği) film aracılığıyla ifade etmeye yönelik sanatsal stratejisini analiz etmek için, kendisinin basit gibi görünen açıklamalarından birisine bakabiliriz: Bir keresinde rastgele bir diyalogu kaydettim. İnsanlar kayıtta olduklarını bilmeden konuşuyorlardı. Daha sonra kaydı dinledim ve ne kadar mükemmel "yazılmış" ve "oynanmış" olduğunu düşündüm . Karakterin hareketlerinin mantığı, his, enerji - her şey nasıl da gerçekti. Sesler nasıl da heyecanlıydı, ne de güzeldi (Sculpting, s. 65).>>>

Bu ses kaydında geçen bütün diyalogları bir sahneye aktardığımızı düşünelim. İşte o zaman mükemmel "yazılmış" ve "oynanmış" bir oyunla karşılaşamayız. Çünkü sinema olanı olduğu gibi verme yeri değildir ya da tamamen gerçeklikten soyutlanan bir alan da değildir.
Genel olarak bölümden anladıklarım Tarkovski'nin rüyaya bakışı, Freud'da birçok noktadan ayrılsa bile yine de benzer noktalarının olduğu, simgelemeye karşı olduğu ve filmlerde ritmi savunduğu şeklinde özetlenebilir.

2. Bölüm
UZAM VE RÜYA: HEIDEGGER, TARKOVSKI VE CASPAR DAVID FRIEDRICHEN MANZARALARI

Heidegger ve Friedrich'in doğaya bakış açılarıyla Tarkovski'nin bakışı arasında bir yakınlık kurularak hem felsefe hem de resim sanatı üzerinden açıklamalara yer veriliyor. Estetik bir fenomen olan manzaranın tinsel bir neden taşıdığı ve bunu resmederken veya anlatırken tinsellikten kopuk bir şekilde aktarmanın anlamsızlığına özellikle ressam Friedrich'e ayrılan bölümde ve Khora isimli bölümde yer veriliyor.
Bölümde en sevdiğim kısım ressam Friedrich'e ayrılan bölümdü. Aynı Tarkovski'nin sinemaya bakış açısını paylaşır.

<<Friedrich'in sanatında, nesnelcilik ile öznelcilik arasındaki kuramsal mücadele, yukarıda sözünü ettiğimiz dile bağlı bir dilin geliştirilmesi kapsamında tezahür eder. Bu dil, rüyaların dilidir. Dolayısıyla Tarkovski'nin Friedrich'in manzara resimlerine hayran olması bir tesadüf değildir.>>>

3. Bölüm
ÇİZGİLERİN BULANIKLAŞMASINA DAİR: ALEKSANDR SOKUROV

Sokurov'nun hiçbir filmini izlememiş biri olarak bölümü hakkıyla anladığımı söyleyemem. Ama yönetmenin filmlerini izleme konusunda ben de bir ilgi uyandığı kesin.
Bölümde genel olarak Sokurov'un yeni Tarkovski olarak addedilmesinin gerekçeleri üzerinde duruluyor ve bunu Sokurov'un resme ve fotoğrafa bakış açısıyla anlatıyor.

4. Bölüm
FREUD'DAN SONRA RÜYA VE INGMAR BERGMAN

Rüyaların bakışın kısa bir tarihini ela alan bölüm, özellikle diğer bölümlerde de bir çok kere ismi zikredilen Strindberg'in Rüya Oyunu isimli tiyatro eseri çerçevesinde; sinemanın bir rüya mı olduğu, rüyalarda kimin ne söylediği, kimin rüyası olduğu şeklindeki sorulara cevaplar vermeye çalışılıyor.
Freud'a ayrılan bölümün azlığı yine kitabın psikanalize girmemesiyle yakından ilgili diye düşünüyorum. Bergman'nın "Persona"sı üzerine bir hayli kafa yorulması bölümün en güzel yanıydı.

5. Bölüm
İSKANDİNAV KÜLTÜRÜ VE RÜYALARA DAİR KISA BİR SUNUM

Aslında Bergman'a ayrılan bölüm burası diyebiliriz. Onun İsveç'li olmasının etkisinin sinemasına verdiği katkı değerlendiriliyor. Ama bölüm verdiği bilgiler açısından beni tatmin etmedi ya da şöyle demek daha doğru olur. İskandinav kültürü hakkında yazılacaksa bu kadar kısa bir yazı benim gibi İskandinav Kültürü hakkında pek bir şey bilmeyen kişiler için yetersiz kalır.

6. Bölüm
ETNO-RUYA"DAN HOLLYWOOD'A: SCHNİTZLER'İN RÜYA ROMAN 'l KUBRICK'İN GÖZÜ TAMAMEN KAPALI' SI VE "YERSİZ YURTSUZLAŞMA" MESELESİ

Bölüm tamamen "Gözü Tamamen Kapalı" filmi ile bu filmin esinlendiği kitap olan "Rüya Romanı" arasındaki benzerlikler, farklılıklar; yazmanın serbestliği ile sergilemenin sınırlığı arasındaki düşüncelerden oluşuyor.
"Rüya Romanı" kitabını okumamama rağmen anlatılmak istenileni anlayabildim. Ancak kitabı okusam bu bölüm daha güzel gelebilirdi.

<<<Kitapta, Fridolin'in eski okul arkadaşı Nightingale'den aldığı şifre "Danimarka"dır; tam da birkaç saat önce karısından duyduğu itiraflara ilişkin, tipik bir biçimde Freudcu, tekinsiz bir anıştırmadır bu. Kubrick ise, İngilizce fidelity (sadakat) sözcüğü ile bağ¬lantılı bir kelime oyunu yaparak şifreyi sadakat temasına ilişkin zorlama bir anıştırmayla "Fidelio" sözcüğüyle değiştirir>>>

Bölümde ayrıca majör ve minör edebiyat ayrımı özellikle Deleuze ve Guattari düşünceleriyle aktarılıyor.

7. Bölüm
WONG KAR-WAI VE KAWAII KÜLTÜRÜ

Rüya konusunu Rusya, Amerika ve İsveç sineması üzerinden anlattığı diğer bölümlere ek alarak yazar bu sefer rüyayı Çin üzerinden anlatıyor.
Wong Kar Wai 'nin filmleri bölümün alt bölümleri olan: Kawaaii Alanı, Rüya Alanı, Manga bölümlerinde oldukça açıklayıcı anlatılmış. Yine tekrar etmekte yarar var. Bu bölümden maksimum bir fayda sağlamak istiyorsak bölümde yer alan filmleri izlemekte yarar var. Çünkü yazar her zaman örnek verdiği filmleri izlediğinizi düşünerek anlatıyor.

<<<Gerçek bir ilişkiye girmeye cesareti olmayan kişinin başka birisiyle yakınlaşmaya çalışması, Wong'un filmlerinde yinelenen bir temadır. Vahşi Günler, Chungking Ekspres, Düşkün Melekler, Mutlu Beraberlik ve Aşk Zamanı gibi filmlerde insanlar kararsızlığa adeta saplantıyla yapışıp kalır. Vahşi Günlerde Yuddie (Leslie Cheung) kız arkadaşlarına karşı sorumsuzca davranır ama hayatındaki bütün talihsizliklerden sorumlu tuttuğu üvey annesine karşı tatlı dillidir. Üvey annesi de bir o kadar sorumsuzdur, Yuddie'nin ona olan saygısını azaltacağı korkusuyla gerçek annesinin kimliğini açıklamayı reddeder.>>> (Kawaii Alanı)

Bölümde yer alan yönetmenin Doğu ile Batı arasındaki konumunun sorgulanması çok fazla uzatılmış gibi geldi.

8. Bölüm
ESTETİK VE GİZEMCİLİK: PLOTINOS, TARKOVSKI VE "ZARAFET" MESELESİ

Yeni- Plotoncu felsefeci Plotinos'u Tarkovski ile ilişkilendirilerek anlatıldığı bölüm bir iki benzetme dışında pek de ilgilimi çekmedi. Bu tabi ki benim Plotinos'u hiç bilmemeden kaynaklı.

9. BÖLÜM
İMAJ VE ALEGORİ: TARKOVSKI VE BENJAMIN

Bölümde yer alan Rüya ve Gerçeklik, Rüyanın Ritmi, Rüya ve Modernlik, Alegori alt başlıkları ile yönetmen ve düşünür arasındaki paralellikler başarılı ve açıklayıcı bir şekilde anlatılmıştır.

<<<Benjamin'in alegoriye dair felsefesinde olduğu gibi burada da, bir rüya olarak algılanan gerçeklik, "normal" gerçeklikten daha da gerçektir. Dolayısıyla, Solaris uzay istasyonunu dolduran "yanılsamaya dayalı" karakterler, uzay istasyonunun modern dünyasına geç¬mişten gelmiş olmaları bakımından birer alegoridir. Ama tarihselci ve rüyamsı nitelikleri, onları gerçekliğin kendisinden daha gerçek yapar, gerçeğe daha uygun hale getirir. Bunun bir diğer örneği de, Kurban'daki yanan evdir. Bu, başlamak için dramatik bir sahne olabilir. Ama tam da aşırı dramatikleştiği anda, ona "yeniden uyanırız", çünkü yanan evin içinde telefon çalmaktadır. Sahne daha az dramatik, daha gerçek ve daha rüyamsı bir hale gelmiştir. Hem Benjamin hem de Tarkovski geçmişin yeniden üretimini veya üsluplaştırılmasını reddeder. Söz konusu olan tek şey, tarihin "ifade edilmesine" aracılık eden rüya ve alegoridir. Belirip kaybolan ve düzenli ritmi rutinleşmiş döngüsünden çıkartabilen imajların algılanması aracılığıyla, alegorici modernliğin düzenli, naif bir bi¬çimde ilerici ritmini aksatır>>>

10. BÖLÜM
FİLM-RÜYA İLE İLGİLİ ON ANAHTAR SÖZCÜK

Bölümler şu şekilde:
Gerçeküstücülük, Dışavurumculuk, Üst üste Bindirme, Hülya, Tekinsiz, Rüya Aktarımları, Rüya Renkleri, Rüya Gerçekçiliği, Rüya Ritüelleri, Rüya Kesinlikleri.

Kitabı okurken telefonum sürekli yanımdaydı. Çünkü çok fazla bilmediğim teknik kelimeler vardı. Aynı zamanda felsefeciler, ressamlar hakkında bilgi edinmek için de google'u çok fazla kullandım. Kitabı anlamak için çok fazla çaba gösterdiğimi düşünsem bile tam anlamıyla yeterli olmadı. Sinemayla şöyle böyle ilgilenenlerin değil daha çok akademik olarak ilgilenenlerin okuyabileceği bir kitap diye düşünüyorum. Tarkovski sineması için kitabı okumak isteyenlere, özellikle Tarkovski hakkında detaylı bir kitap yazmış olan Babek Ahmedi , Kayıp Umudun İzinde- Andrey Tarkovki Sineması kitabını öneririm.
240 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alan yazar bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski'nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov'un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler'in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick'in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong kawai'nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.
Filmleri arzu mekanizmaları olarak ele almak, doğrudan doğruya bi­ çimsel yönleriyle ilgilenmeyi gerektirir... Olay örgüsü psikanalistlerinin yaptığı gibi güdüleri sıralamak ve yorumlamak yerine, herhangi bir filmin (ve her filmin) nasıl engeller yarattığını ve dolambaçlı yollara saptığını; iz­leyicinin özdeşleşmeyi ve psişik birleşme değerliklerini nasıl koruduğunu keşfedebiliriz. Film deneyimi bir lunapark eğlencesine veya safariye ben­zer, nasıl bir yol izleyeceği önceden belirlenmiş, hesaplanmıştır; ama izle­yici bunu bilmemektedir... Tahmin edileceği üzere, bu sürecin incelenme­si neredeyse bütünüyle Hollywood sinemasına, hatta daha düşük seviye­deki sinema türlerine dayanır.
Aşina olduğumuz biçimiyle on sekizinci yüzyılda karşımıza çıkan An­siklopedi, rüya görme için "acayip" sözcüğünü kullanır. Rüyaların böyle bir karakteristiği olduğu kesinlikle kabul edilse de, böyle değerlendirilmesinin nedeni içeriklerinin tutarsız veya yadırgatıcı olması değildir; rüyalarda al­gıların nesnesinin olmaması ve zihnin bu algılar üzerinde hiçbir kontrolü­nün bulunmaması da değildir. Bunun nedeni, her şeyden önce, zihnin ken­di kendisinin ayırdında değilken bile düşüncelere sahip olabilmesidir.
Derrida şöyle yazar:
"Vahşet tiyatrosu bir temsil değildir. Temsil edilemez olduğu ölçüde, hayatın ta kendisidir. Hayat, temsilin temsil edilemez kökenidir."
En inandırıcı rüya etkileri ile karşılaşıldığında bile, izle­yici bir film seyretmekte olduğunu hâlâ biliyordur; tam da bu neden­le, "sinemaya gitme" izleyici için "hülyalara dalmaya" benzer. Sade­ ce film izleyicisinin teslim olduğu özel psişik etkiyi yaratan, tam da ikisinin bu muğlak örtüşmesidir. Bir kurum olarak sinema, alicenap­lıkla izleyicinin rüya görmediğini bilmesine izin vererek onu filmin bir rüya olduğuna ikna etmeye çalışır.
Rüya kendi yasalarını ya­ratır; bu yasalar ne büsbütün insanın bilincine ne de büsbütün bilinçdışına aittir. Ne gerçekliğe aittirler ne de yadırgatıcı hale getiril­miş olanın alanına, yani mantığın olmadığı akıldışı bir alana. Rüya tam anlamıyla yadırgatıcı bile değildir. Bergson "Bir açıklama ge­ rektiren, rüya değil, uyanıklık halidir," demiştir.Uyanık geçirdiği­ miz gündelik hayatın kaotikliğiyle kıyaslandığında, rüyalar yadır­ gatıcı değil, bilakis açık ve belirgindir. Tarkovski'nin filmlerinde sürekli kullandığı ve bize -burada ismini zikretmenin hiç de yanlış olmayacağı- Gaston Bachelard'ın bazı düşüncelerini anımsatan su­ ya benzerler. Bachelard şunu fark etmiştir: "Aynalar fazlasıyla uy­ gar, fazlasıyla ’el altında hazır', fazlasıyla geometrik nesnelerdir; rü­ ya hayatı kendiliğinden uyum gösteren birtakım rüya aletleri olduk­ ları ayan beyan ortadadır."21Bachelard'ın suyun daha da yadırgatıcı yansımasına ihtiyaç duyduğumuz sonucuna ulaşmasının nedeni budur. Kendi yüzümüzün aynadaki yansıması, tam da bilimsel açıklı­ ğından ötürü, rahatsızlık verici bir kuşku duymamıza yol açar ve bi­ zi ayna imajını "gerçek” olarak kabul etmekten caydırır. Buna karşı­ lık, yüzümüzün sudan yansıyan imajını "gerçek" olarak kabul etme­ ye çok daha fazla meyilliyizdir. "Tuhaf', yadırgatıcı bir hale gelmiş olan yüzümüz, birdenbire daha az yadırgatıcı görünür ve biz de bu imajı bizatihi gerçekliğin bir temsili olarak kabul etmeye hazırızdır.
Bu bakımdan, sırsız bir ayna olarak suyun yansıtması, tıpkı rüya gi­ bi, gerçekliği yadırgatıcı hale getirerek daha az yadırgatıcı kılar.
"Rüya", Maurice Pinguet'nin söylediği gibi, "tüm yalanların kayna­ ğadır; ama rüya görenler, tıpkı yazarlar gibi, "yalnızca başkalarının yalanlarından ötürü suçluluk duyar, çünkü kendi yalanları bir oyu­ nun masumiyetine sahiptir."
Bir grup asker, vatana ihanet gerekçesiyle eratın önünde kurşuna dizi­lecek. Bir hastane duvarının yanında, çamurun içinde bekliyorlar. Sonba­har. Parkalarını ve botlarını çıkarmaları emrediliyor. İçlerinden biri, delik deşik çoraplarıyla, çamurun içinde bayağı dolanıyor, parkasını ve botları­nı koyabileceği kuru bir yer arıyor - oysa birkaç dakika sonra bunlara ihti­yacı kalmayacak (s. 26).

Bu sahnenin ifade gücünün böylesine yüksek olmasının nedeni, söz konusu eylemin güçlü bir içsel zorunluluğun itkilerini izlemesidir.
Burada hissettiğimiz zorunluluk bir olay örgüsünün yarattığı bir zo­ runluluk değildir, öğelerin montajıyla da bir ilgisi yoktur. Eylem bu­ rada kendi kurallarını yaratıyor gibidir; sahnenin nasıl olması "gerek­ tiğini" belirten bir "dış" güç yoktur. Bu sahnede "mukadderat" veya "yazgının ironisi" vardır ve sahnenin bize bu kadar vahşi görünme­ sinin nedeni de budur.
Roy Armes, farklı zaman düzeylerini eşzamanlı sunma tekniğini be­nimseyerek filmin anlatı yapısını daha karmaşık hale getiren sine­mayı "modern" sinema olarak sınıflandırır. Ama ilginçtir ki Armes gerçeküstücü sinemayı bu gruba dahil etmez.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Filmler ve Rüyalar
Alt başlık:
Tarkovski, Bergman, Sokurov, Kubrick ve Wong Kar-wai
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753428125
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Films and Dreams
Çeviri:
Cem Soydemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Rüya kuramını film çalışmaları bağlamında ele almak, bu kuramın içinde geliştiği özgün, klinik bağlamdan çıkarak esasen estetik kaygıların şekillendirdiği bir ortama geçmeyi gerektiriyor. İşte Filmler ve Rüyalar'da Botz-Bornstein da tam bunu yapıyor: Rüyaları estetik ifadeler olarak değerlendirip bu özel ifadelerin ne şekillerde geliştirildiğine odaklanıyor. Rüyaları psikolojik hayatımızın sıradan olayları gibi değil, varlıklarını belli bir rüya-zamanında sürdürmelerinden dolayı ilginç, kendine yeten fenomenler olarak ele alıyor. Bu noktadan yola çıkarak, Tarkovski'nin estetik rüya fenomenlerini işleyerek geliştirdiği gerçekçilik karşıtlığını, Sokurov'un modern imaj ideolojisine yönelik yıkıcı saldırılarını, Arthur Snitzler'in alışılmış olanı nasıl tekinsize dönüştürdüğünü, Kubrick'in bu yapısal modelden nasıl kaçındığını ve Wong Kar-wai'nin parodileştirilmiş kapitalizm manzaralarını inceliyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Kara
  • Nana Ôsaki
  • Ne Kitapsız Ne Kedisiz
  • Saudade
  • Marilyn Monroe
  • Noir
  • Svpernva
  • Sembolika
  • Kübra Yoğurtçu
  • Serkan Mutlu

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%0
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0