Emir Timurun büyük aşkı Ne Mutlu Müslümanım diyene Nuri Pakdil ♡Raf Sakini♡♡Raf Sakini♡ Emir Timur Ne mutlu ki insanım ne mutluki müslümanım diyerek khatunu Melik hanımın yanına oturdu çağatay sultanlığının kızı olan melik hanım namı diğer bibi hatun ey timur bazen ümit yetmez şarkılar ilahiler anlatamaz insanın derdini ne zaman ümit yetmiyor bana dersen o zaman deki ne mutluki Rabbimiz bizi Kuraan ile göndermiş de ve Kuraan okumaya o zaman biten ümit yeniden başlar insan ben artık dinlemek değil söylemek istiyorum dediğinde Kuraan okuyan insana Allah Teala ümit kapıları açar yeni bir dil bağışlar ve bibi khatun semerkandın alim kadını Emir Timurun abdest almasına yardımcı oluyordu Timur o koca sultan şimdi bibi khatunun yanına oturmuş son yıllarında onun hatırasına yaptırdığı Semerkandın en güzel camisinde Kuraan okuyordu ey sultanım dedi Timur bu isminiz ile anılan büyük ve aziz cami ayakta kaldıkça insanlar size dua edecektir aşk ile okunan ezan sesleri hiç susmayacaktır Timur her gün bu camiye gelir eşine dua ederek ayrılırdı Semerkantta yaptırılan bu devasa cami timur sanatının güzelliğini anlattığı gibi aynı zamanda emir timurun eşine olan sadakatinede anlatır camiye gelenler mübarek bir insana dua edip Allahım sadık bir aşk nasip et duaları ile ayrılırlar Bursada bir masal evi ​Baba, hadi bir oyun oynamayalım adını bilmediğim, Yatayım dizine, saçlarımı tara...Anlat bana, sevgi neydi bu dünyada? Hani o çok sevdiğim şarkıdaki gibi, Bana da bir masal anlat, yalan olmasın Ayla Kaya-Babam Evimizin Küçük kızı hatice baba diyip bana sarıldığı zaman o sıcacık evin nasıl bir ilahi huzur kaynağı olduğunu ben bir kez daha anlıyordum işten ne kadar yorgun dönmüş olsamda eşim Ayşe hanımın Mustafa bey hoşgeldin diyip önüme bir sıcak çay koyması dışarıdaki tüm yalanları
Din
AĞIT İlk bu sabah İlk bu sabah göğü görmedim İlk bu sabah kaysı çiçeklerini Hüzün ilk kez konuk gibi gelmedi Efendim, ev sahabım Karacamı suya indiremedim Şahanım uçurdum döndüremedim Dağlar Enikli kapılar kitlendi Taş avlular sustu ben sustum İlk kez bekledim ölümü Dostu bekler gibi bekledim Dağlar Benim acım acıların beyidir Canıma bir doru kısrakla gelir Öfkeyi sabırda eritir Umut yer Suyunu gözümden içer bir zaman Dağlar of dağlar. (Ağıtlar ve Türküler) Gülten Akın
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mısır gözler önünde, ama Sudan piramitlerin gerçek ülkesi. Mısır antik eserleriyle dünyaca ünlü olsa da, Sudan dünyadaki diğer ülkelerden daha fazla piramite ev sahipliği yapıyor: 200'den fazlası çöl kumlarından çıkıyor. MÖ 800 yılları arasında güçlü Koush krallığı tarafından inşa edildi. J. - C. ve 350 önlük. J. - C. , dik kenarları ve sivri uçları olan bu anıtlar kraliyet mezarları olarak hizmet ediyor. En büyük konsantrasyon, Koushite kral ve kraliçelerinin nesillerinin nefes kesen bir taş alanda dinlendiği antik Meroe nekropolünde. Koushitler zorlu hükümdarlardı. MÖ 8. yüzyılda Mısır'ı fethettiler. J. - C. ve kralları 25 Mısır hanedanının siyah firavunları olarak bilinmeye başladı. Yine de, Nil boyunca geniş bir imparatorluğa ve eşsiz Mısır, Afrika ve yerel geleneklerinin bir karışımına rağmen, olağanüstü medeniyetleri tarihin en bilinmeyen bölümlerinden biri olmaya devam ediyor. Yüzyıllar boyunca, bu sessiz piramitler Sudan çölünde durdu, bir zamanlar Mısır'ın gücüne rakip olan gururlu ve güçlü bir krallığın değişmez tanıkları. Taşa kazınmış unutulmuş bir imparatorluk
Kendisiyle konuşmakta olan arkadaşı ona hitaben, “Yoksa sen” dedi, “Seni topraktan, sonra nutfeden (sperm) yaratan, daha sonra seni bir adam biçimine sokan Allah’a da mı inanmıyorsun?” Kehf suresi Oysaki Yel Musa hem gavurun babası hemde müminin atası idi Mardin savurda yıllarca zabitlik yapar soyu seyyidlere dayanır Kuraan okur hatim günlerinde sadakalar dağıtır çocukları ağlatmaz güldürürdü gavur poyrazda tek gözünü kaybetsede define aramaktan zulüm yapmaktan çekinmez tarlaları istimlak eder kazı çalışması yapar ve o taş ev tek oda sahibi insanları dışarı atardı Evladımı kaybetmiş olsamda hiç ağlamıyorum çünkü bir insanı zorla evinden atarsanız zulüm gelir kapıyı çalar ve bir köy kahvesinde evine göz koyduğu birisi tarafından tam alnından vuruldu Diğer oğlumda amansız bir verem hastalığına yakalandı oğlumu vurana analık hakkımı helal ettim derken sabiha kadın kırdığı ağaçları sobaya göz yaşlarını ise içine atıyordu bu koca kadının saçları hep hüzünden aklaşmıştı Hükümet konağına gidip teslim olan deli ilyas şunları diyecekti sizler böbürlenme ve kibir ile üzüm bağlarına girer ağaçları incitirsiz peki birisi karşınıza geçip hesap sorduğunda onu niye eşkıya ilan edersiniz kıyametin kopmayacağını mı sanıyorsunuz vali bey hükümet ey zalim kaymakam insanlara hırsız der kolayca elini keserseniz peki zalimin elini hiç kesilmezmi zannedersiniz sizi ahmaklar
Din
Medeniyetlerin Kurucu Cevheri Olarak Göç ve Modern Dünyanın Sınıfsal Buhranı İnsanlık tarihi, özü itibarıyla mekân ile kurulan bağın, yer değiştirme arzusu ve mecburiyetiyle şekillendiği dinamik bir süreçtir. Makro-tarihsel perspektiften bakıldığında, medeniyetlerin doğuşu, gelişimi ve dönüşümü her zaman kitlesel nüfus hareketlerinin bir neticesi olmuştur. Bugünün Avrupa kıtasının etnik, kültürel ve siyasi haritasını çizen Kavimler Göçü, bu döngünün en somut örneklerinden biridir. Benzer şekilde, bin dörtyüz doksan iki yılında başlayan Coğrafi Keşifler; açlık, salgın hastalıklar ve kıtlık kıskacında kırılan Avrupa’yı yeni kıtaların kaynaklarıyla besleyerek tarih sahnesinde merkezî bir güce dönüştürmüştür. Antik çağın mitolojik ve siyasi hafızasında da durum farklı değildir; Truva’nın yıkılışının ardından Akdeniz’i aşarak İtalya kıyılarına ulaşan sığınmacıların yerel halkla bütünleşmesi, tarihin gördüğü en organize devlet yapısı olan Roma İmparatorluğu’nun temellerini atmıştır. Bu doğrultuda göç, medeniyetlerin taze kanı, felsefi ve bilimsel inovasyonun yegâne motorudur. İstanbul’un fethiyle birlikte Batı’ya geçen Bizanslı bilginlerin İtalya saraylarında ağırlanarak Rönesans’ı tetiklemesi yahut yirminci yüzyılda Ortadoğu ve Avrupa’dan Amerika’ya göç eden Yahudi bilim insanlarının modern bilimi inşa etmesi, göçün dönüştürücü gücünün tescilidir. Günümüzde de teknoloji merkezlerinden küresel araştırma laboratuvarlarına kadar uzanan entelektüel üretim, bu kadîm geleneğin devamıdır. Sınırları aşan bu nitelikli insan sirkülasyonu, tarih boyunca sadece devletler düzeyinde değil, evrensel nitelikteki sivil kurumsallaşmaların da temelini oluşturmuştur. Bunun en belirgin tarihsel örneği, kökenleri orta çağın seyyah taş ustalarına dayanan masonluk teşkilatıdır. Operatif dönemde
Tarih
İt olana tasma yerine taç takanlara duyrulur: Baya tuzlu oldu (:
Bugün 2 ölçek mini tartoletlerin yarısıyla çikolatalı kurabiye yapacaktım. Dün akşamdan hamuru hazırlayıp dolaba atmıştım. Normalde ince tanecikli tuz kullanıyoruz ve ben buzdolabı poşedinde şeker (!) buldum. O an taneciğine göre karar kıldım ve biraz loştu. Tuz olmasının mümkünatı yoktu. Ve damla çikolata koyacağım için normalden az şeker koydum. Hamurun tadına bakacaktım unuttum. Bugünle birlikte toplam 3.30 saat harcadım. Bizimkilere kahve yapıp götürdüm. Ablamla konuşurken anneme de yemesi için ısrar ediyordum. Kadın yedi ve "Bu ne böyle tuzlu baya?" dedi. Tipiyle şaka yapıp yapmadığını anlamadım. Sonra ablam da ısırdı ve ağzından direkt hafifçe tükürdü. Ve "Haahahaa çok komik tamam, şimdi sıra bende." deyip kahveye bandırdığımı daha ısıramadan baya tuz tadı geldi ve "Ohaa şaka değilmiş. İnanmıyorum bu nasıl tuz olabiliiirr?" ama sona doğru sinirden ağlamaklıyım. "ŞEKER BÖLÜMÜNDE TUZUN NE İŞİ VARDI? BUZDOLABI POŞETİNDE TUZU KİM KOYDU?" diye biraz sinirlenirken bir sıcak bastı, bir tansiyonum düştü anlatamam. Güldük de baya ama hep sinirden ve öyle böyle yaşanan aptallıktan. "Sahte meyve tabaklarına benziyor: Biz ona bakıyoruz o bize bakıyor ama yiyemiyoruz. Hoş bu gerçek ama yiyemiyoruz yine de. ><" deyince annemin çözümü "Üzülme ıslatır tavuklara yediririz." oldu. "Bunun yarımını yiyen tavuğun yaşayabileceğini düşünüyor musun, hepsi çöpe. -_-' Ben yapmış olsam bile hiçbir albenisi yok. Sen nasıl yedin anne, delirdin mi?" deyince "Sen ısrar ettin, yemesem üzülecektin." dedi. 🤦‍♀️ Ben zaten minik kurabiye ve minik şekilde yapmıştım. Tatsın istedim ama tuzlu olduğunu bilmiyordum. İlk tepsi de çıkınca normalde tadarım ama tadasım gelmedi, yemek için hep birlikte olmayı bekledim. 😅😅🤦‍♀️ Poşet suçlusu annem. Ve ilk onda patladı. Tuzu seven ben bile o kahveden ötürü
Hayata Dair