Apartmanımızın hemen dışında, kapının önünde, kaldırım taşlarının arasından çıkmış muhteşem bir kır çiçeği gördüm. Olmaz böyle güzellik, sağı taş, solu taş, bulduğu küçücük bir boşluktan salmış başını. Kaldırıma oturup sıcak ekmeğimi yerken izledim o güzelliği. İnsan bir şiir yazabilir bu duruma ya da güzel bir hikaye ya da ne bileyim şöyle afîlli bir cümle. Yok, yıllardır ara ara o çiçeği düşünüp tek bir kelimede kilitleniyor aklım: Nasip...
Ve hayatımızda biz fark etmeden ne çok güzellik açıyor kim bilir, biz hâlâ lalenin derdindeyiz...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Himar:Merkep. Eşek...Hımâr:Kadınların başlarına sardıkları bez...Hımâre:Ayak üstü. Havuzun etrafına konan taş. Avcıların av vurmak için çevrelerine ev gibi dizdikleri taşlar.Hammâr:Eşekçi...Hammâr:Mürşid, şeyh, kılavuz. Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci...Mey:Şarâb, içki...Mey’:Eriyip akma...Mey’a:Bir şeyin ilk zamanı. Tazelik vakti. Yere dökülen bir sıvının akıp gitmesi...Mâyi’:Akıcı. Akıcı madde...Mâye:Damızlık. Esas. Temel. Bir şeyin mayalanması ve ekşimesi için konulan madde. Para, mal. Güç. İlim. Dişi deve...Ma’y:Su arkı. Su mecrası.Hamîr:Eşekler...Hamîr(e):Eyer yapmada kullanılan tüysüz beyaz deri...Hamîr:Hamur...Hamîre:Hamur içine katılan maya...Hamr:Ekşi. Şarap. Birine bade içirmek. Bir hususu söylemeyip setreylemek, örtmek, saklamak...Hamr:Yüzmek...Hamrâ:Yüzü kızarmış kadın. Arab olmayan cinsten. Şiddetle olan ölüm. Şiddet ve meşakkatli geçen yıl. Çok kırmızı, kızıl renk.
Fakat bir avuç Türk, bütün kıtayı tuttu.
Koskoca çölü, yapı ve bahçelerle donattık. Geç kalmıştık. Artık ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli'yi kaybetmiştik. Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk. Anadolu baştanbaşa yapılmak, şehirler, köyler, ev ve tarla zengin olmak, Türkler tamamıyla Batılılaşmak ve sonra da Halep'ten Kızıldeniz'e doğru, nüfus, teknik ve sermaye ile taş mak lazımdı. Biz ise Anadolu '
yu aşıp Halep kapısını vurdu ğumuz zaman, bayındırlık ve kalabalık görmeye başlıyorduk. Halep, büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir, Beyrut büyük bir şehir, Kudüs büyük bir şehir ve hepsi ağyar idi. Lübnan havası, bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi. Fakat her yere:
-Bizim, diyorduk.
Şam, evimiz .kadar bizim, Lübnan bahçemiz kadar bizim ... Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize damarımızdaki kandan geldiğine şüphe yoktu.
Zâten insan oğlu her zaman için, misâfirlik oynayan, çamurdan ev yapan, tuğla kırıkları içinde yemek pişiren bir çocuk ciddiyetiyle hayat mâcerâsını oynamıyor muydu?
Sayfa 7 - Kubbealtı Neşriyâtı, 5. Baskı: Ekim 2022