Puan vermedi·199 syf.··
2026 20. kitabı
Eser tek bir olay örgüsüne sahip bir roman olmaktan ziyade; (toplumsal ve siyasi çarpıklıklar ile trajikomiklikleri ele alan) birbirinden bağımsız olarak gelişen birçok taşlama, öykü ve şiirsel metnin bir araya gelmesiyle oluşturulmuştur. Eser temelde bana göre dört ana kavram üzerine oturtulmuştur: Siyaset ve cehalet; sözde kurnaz politikacıların halkı manipüle etme yöntemleri ve toplumun cehaleti nedeniyle bilerek veya bilmeyerek bu durumu yemesi. Toplumsal ikiyüzlülük ve menfaatçilik; bireylerin kendi çıkarları uğruna ahlaki kavramları nasıl yonttukları veyahut kavramların içlerini nasıl boşalttıkları anlatılır. Düzen ve fert; hak aramaya çalışan sade bir vatandaşın devlet bürokrasisi ve toplumsal yapı içinde nasıl çaresiz kaldığı (bürokratik yavaşlık, rüşvet çarkları, adaletin her daim güçlüden yana olması, zenginin daha zengin fakirin daha fakir olması misali). Gücün yozlaştırması; siyasete yeni giren ve koltuk elde etmeye çalışan sözde siyasilerin belirli bir zamana kadar (koltuk gelinceye dek) halktan görünüp sonrasında nasıl değiştikleri ve anında sistem kölesi oldukları ele alınmıştır. Eserin beni etkileyen kısmına geldik. Eser zamanının ötesinde olan muazzam bir yapıt. 1948 yılında kaleme alınmış olmasına rağmen günümüz insan tiplemeleri ile sistemin sorunlarını nokta atışı bir biçimde bizlere aktarıyor.
AziznameAziz Nesin · Adam Yayınları · 1993389 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 12. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 18:57
Sırça Köşk… Herkesin mutlu yaşadığı bir şehre üç arkadaş gelir. Rahat yaşamanın yolunu ararken şehir halkına onların bir eksikliği olduğunu söylerler. Şehirde her şey tamamdır ama sırça köşkleri eksiktir. Bunu duyan ahali bir sırça köşk inşa eder. Bu üç kafadar eksikliklerini giderdikleri için şehir halkının kendilerine borçlu olduğunu herkese hissettirir. Ve o şehir halkına bir kene gibi yapışırlar. Halkın beli bükülür bunlar zevk ve sefa sürerler. Ama sırça köşk bu yıkılması için bir kelle yeter. Sabahattin Ali dönemin koşullarına sert eleştirilerde bulunmuş. Birçok öyküden oluşan kitap tam anlamıyla taşlama eseri. Cesur, edebi bir kalem. Hayal gücünden ziyade bir gözlemler sonucu oluşmuş yazdıkları. Oldukça akıcı ve düşündüren öyküler yazmış.
Sırça KöşkSabahattin Ali · Kapra Yayıncılık · 202169,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·164 syf.··
2024 27. kitabı
Mürebbiye, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın tarzını çok iyi yansıtan, mizahı, hicvi ve insan gözlemini ustalıkla kullandığı romanlarından biri. Mürebbiye bence tam anlamıyla “bir eve bomba gibi düşen insan” hikâyesi. Dehri Efendi’nin konağına çocuklara eğitim vermek için gelen Anjel, aslında yalnızca çocuklarla ilgilenmekle kalmıyor; evdeki erkeklerin aklını da bir bir başından alıyor. Ve işin en komik (ya da trajikomik) tarafı şu: Herkes ahlak bekçisi gibi görünürken, ortalık ilk fırsatta darmadağın oluyor. Bir yandan güldüren, bir yandan “insan hiç değişmiyor” dedirten bir kitap. Hele bazı sahnelerde karakterlerin düştüğü hâller tam bir rezillik havasında ama okuması eğlenceli oluyor. Ben kitabı biraz dedikodulu bir konak entrikası gibi okudum ama alt metninde yanlış Batılılaşma, gösteriş ve ikiyüzlülüğe dair sağlam bir taşlama da var. Entrika, hiciv ve bolca insan gözlemi sevenler için; kısa ama düşündüren bir klasik.
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
8/10
·112 syf.··
2026 5. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 19:53
Diyaloglar üzerine kurulu, felsefi sorgulamalarla dolu bir eser. Metinde yer alan “Ben” ile “O” arasındaki konuşmalar, Aydınlanma devrinin çatışmalarını ve bir devrin ruhunu kavrayabilmemiz adına kıymetli bir okuma deneyimi sunuyor bize. Bu eseri ve yazılış amacını daha iyi anlamak için yalnızca metnin kendisine değil, XVIII. yüzyıl Fransa’sının siyasal ve toplumsal koşullarına da bakmamız icap eder. Aydınlanma Çağı’nın en mühim simalarından biri olan Diderot’un düşünsel dünyasının arka planını iyi analiz etmeliyiz. Mutlakiyetçi krallığın çürümüşlüğü, kilisenin baskıcı rolü, burjuvazinin yükselişi ve halkın sefalet içindeki yaşamı Diderot’un fikir yoğunlaşmalarında ciddi role sahip gerçeklikler. İşte bu tarihsel tablo, diyalogdaki “Ben” ile “O” arasındaki çatışmanın neden bu kadar canlı ve keskin olduğunu açıklıyor bize. Diderot’un kişisel hayatına baktığımızda da bu çelişkilerin izlerini görmemiz mümkün. Langres’te küçük burjuva bir ailede doğmuş, papaz olması beklenmiş ama bu yola direnerek Paris’te özgür bir düşünür olarak yaşamayı seçmiş… Maddi sıkıntılar, bohemlik, zindan günleri, Rousseau ve d’Holbach gibi çağdaşlarıyla dostlukları ve nice yaşam deneyimleri, onun düşüncelerini sürekli bir gerilim içinde beslemiş. Bu yüzden Rameau’nun Yeğeni adlı bu eser, yalnızca bir edebi taşlama değil, Diderot’un kendi hayatındaki paradoksların da bir yansıması gibi yorumlanabilir. Metnin diyalog yapısı, dönemin salon kültürünü hissettiriyor bize. Fikirlerin tartışıldığı, sanatın ve müziğin toplumsal işlevinin sorgulandığı bir ortam var. Yeğen figürü yani “O”, çıkarcılığın ve sefahatin sesi olarak, aristokrasinin çürümüşlüğünü dile getiriyor. Buna karşın “Ben” ise aklın ve ölçülülüğün sesi olarak Aydınlanma’nın ideallerini savunuyor. Bu karşıtlık, esasen ana düşüncenin
Rameau’nun YeğeniDenis Diderot · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2013292 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2022 56. kitabı
“Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton”, Nikolay Vasilyeviç Gogol’un (1809-1852) en ünlü kısa öykülerinden oluşan bir derlemedir. Bu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan (çevirmen: Mazlum Beyhan) çıkan popüler bir Türkçe baskıdır (yaklaşık 224 sayfa). Gogol’un Petersburg Öyküleri grubundan seçme eserleri bir araya getirir ve Rus edebiyatının klasikleri arasında yer alır. Bir Delinin Anı Defteri (Diary of a Madman, 1835): Küçük bir memurun (Poprişçin) günlükleri üzerinden anlatılan, toplumsal hiyerarşi altında ezilen bir adamın deliliğe sürüklenişini kara mizahla işler. Palto (The Overcoat / Şinel, 1842): Gogol’un en meşhur öykülerinden. Fakir bir memur olan Akakiy Akakiyeviç’in yeni paltosunun hayatını nasıl değiştirdiğini, ardından trajikomik şekilde kaybetmesini anlatır. “Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık” sözüyle ünlüdür (Dostoyevski’ye atfedilir). Burun (The Nose, 1836): Absürd ve fantastik bir hikâye. Bir memurun burnunun bir sabah yüzünden ayrılıp bağımsız bir şekilde Petersburg’da dolaşmaya başlamasını anlatır. Bürokrasi, kimlik ve saçmalık üzerine keskin bir yergi. Petersburg Öyküleri: Genellikle Neva Bulvarı (Nevsky Prospect) gibi öyküleri kapsar; Petersburg’un (St. Petersburg) ikiyüzlülüğünü, yanılsamalarını ve sosyal çelişkilerini betimler. Fayton (The Carriage, 1836): Kısa ve mizahî bir taşlama; taşrada geçen, boş bir fayton ve kibir üzerine bir öykü. Gogol, bu öykülerde Rus bürokrasisinin saçmalığını, küçük memurların ezilmişliğini, toplumsal statü takıntısını, absürd ve fantastik unsurları ustalıkla harmanlar. Mizahı genellikle karanlık ve trajiktir; gerçekçilikle groteski birleştirir. Bu eserler, Rus realist edebiyatının öncüsü kabul edilir ve Kafka, Dostoyevski gibi yazarları derinden
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,4bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 34. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 12:13
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda Öğütür, isminden dolayı bende daha romantik ve duygusal bir hikâye beklentisi oluşturmuştu. Fakat sayfalar ilerledikçe bunun bir aşk romanından çok; insan ilişkilerini, ikiyüzlülüğü, aldatmayı ve toplumun ahlak anlayışını hicveden güçlü bir taşlama olduğunu fark ettim. Hüseyin Rahmi Gürpınar yine o kendine özgü mizahi diliyle hem güldürüyor hem de insanı rahatsız eden gerçekleri yüzümüze vuruyor. Şadan Bey karakteri, kitap boyunca beni en çok sinirlendiren ama bir yandan da en çok düşündüren karakter oldu. Kendini zeki sanan, kadınları küçümseyen ve yaptığı her şeyi haklı göstermeye çalışan yapısı aslında dönemin erkek egemen bakış açısının küçük bir özeti gibiydi. Buna karşılık Sabiha Hanım’ın duruşu ve zekâsı hikâyeye ayrı bir denge katıyor. Kitapta en sevdiğim şey, hiçbir karakterin tamamen “iyi” ya da “kötü” olmamasıydı. Herkes kendi zaafıyla var oluyor ve bu da romanı daha gerçekçi kılıyor. Hüseyin Rahmi’nin kaleminde en çok hoşuma giden şey ise olayları dramatikleştirmek yerine alaycı bir üslupla anlatması oldu. Okurken bazı yerlerde gerçekten güldüm ama birkaç sayfa sonra aslında güldüğüm şeyin toplumun çürümüş tarafları olduğunu fark ettim. Bu açıdan bakınca kitap, dönemi anlatmasına rağmen bugün hâlâ güncelliğini koruyor. İnsan ilişkileri değişiyor gibi görünse de kibir, sadakatsizlik ve çıkar ilişkileri pek değişmiyor. Kitabın dili zaman zaman eski Türkçe kelimeler nedeniyle yorucu olsa da hikâyenin akıcılığı bunu dengeliyor. Özellikle olayların giderek karmaşıklaşması ve karakterlerin kendi oyunlarına yenilmesi romana ayrı bir sürükleyicilik katmış. “Ava giderken avlanmak” sözünün kitaptaki karşılığını net şekilde hissediyorsunuz. Benim için bu kitap, sadece keyifli bir klasik değil; insan doğasının ne kadar zayıf ve
1000Kitap
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda ÖğütürHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
Reklam
Reklam