8/10
·304 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 23:08
Bir Kadının Seks Günlüğü, ilk bakışta cesur ve kışkırtıcı bir kitap gibi görünse de, satır aralarında yalnızlığın ve insanın kendini arayışının izlerini gördüm. Valérie Tasso, toplumun yargılarından sıyrılarak kendi hikâyesini anlatmaya çalışıyor. Kitabı okurken bazı bölümlerde merak duydum, bazı bölümlerde ise karakterin iç dünyasına daha fazla yaklaşmayı bekledim. Anlatım akıcı olduğu için sayfalar hızlı ilerliyor. Ancak eser bende büyük bir edebi tat bırakmadı. Daha çok yaşanmış olayların peşinden giden bir anlatı hissi uyandırdı. Yine de kadın cinselliğinin toplum tarafından nasıl algılandığı üzerine düşündüren yönleri vardı. Kitabın en güçlü tarafı samimiyeti, en zayıf tarafı ise derinlik eksikliği oldu. Okumayı bitirdiğimde aklımda kalan şey erotizmden çok, insanın kendisiyle verdiği mücadeleydi. Her şeye rağmen farklı bir hayat hikâyesine tanıklık etmek benim için ilgi çekici bir deneyim oldu.
Edebiyat
Bir Kadının Seks GünlüğüValerie Tasso · Koridor Yayıncılık · 200991 okunma
Seçkinin Yalnızlığı, Sıradanlığın Kalabalığı..
7/10
·104 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 19:30
Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine, seçkin bireyin yalnızlık ve anlaşılmamakla iç içe bir yaşam sürmesinin kaçınılmaz olduğunu, sıradanlığın ise toplumun normlarını belirlediğini anlatan bir eserdir. Yazarın okurla nazikçe değil, doğrudan konuştuğu üslubuysa okuru teselli etmiyor, yumuşatmıyor, aksine yer yer insanın canını acıtan yerlerine dokunuyor. Fakat belki de bu yüzden bu kadar etkileyici ve doğru tespitler içeriyor. Sayfalar ilerledikçe, yazarın düşüncelerini değil, sanki uzun zamandır içimde dolaşan ama adını koyamadığım duyguları okuduğumu hissettim. Kitapta beni en çok etkileyen şey, yalnızlığın bir kusur olarak değil, bir tür içsel zenginlik olarak ele alınmasıydı. Schopenhauer yalnızlığı romantikleştirmiyor; onu kaçınılmaz, hatta gerekli bir durum olarak sunuyordu. İnsan ne kadar çok şeyse, o kadar yalnızdır gibi bir çıkarım ile, yalnızlığı seçkin bireyin yazgısı hâline getiriyordu ve burada anlatılan yalnızlık, dışlanmışlıktan çok, dünyayla aynı frekansta olmamanın sonucuydu sanki.. Öte yandan "anlaşılmamak" ise kitabın belki de en sessiz ama en güçlü teması idi. Schopenhauer, seçkin insanın anlaşılmamasını bir talihsizlik değil, neredeyse doğal bir durum olarak görüyor ve üstün olan, çoğu zaman sevilmez fikri, kitap boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bu satırları okurken ise; anlaşılmamanın insanı inciten değil, bazen onu koruyan bir mesafe olduğunu düşündürüyordu. Kitabın dili sert, hatta zaman zaman kibirli; ama bu sertlik bence yapay değil. Schopenhauer dünyayı olduğu gibi görüyor ve okurdan yani bizlerden de dünyayı aynı cesaretle görmeyi ve bu minvalde yaşamımıza yön vermemizi bekliyor. Mutluluk, toplum, başarı gibi kavramların içini boşaltırken, geriye yalnız ama düşünen bir insan bırakıyor. “Zekâ
Edebiyat
Seçkinlik ve Sıradanlık ÜzerineArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 20161,209 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·459 syf.··
Beğendi
·
2024 116. kitabı
Başlamadan önce küçük fun factler: 1. İlyada kelimesi, Eski Yunanca Ἰλιάς (Iliás) sözcüğünün Latinleştirilmiş biçimidir. Bu kelime, kök olarak Ἴλιος (Ílios) ya da varyantı Ἴλιον (Ílion), yani Truva kentinin Yunanca adı olan sözcükten gelir. Yunancada -ιάς (-iás) eki, bir yere veya kişiye aitlik, ilişki veya tematik bağlantı bildirir. (Aynı ek başka örneklerde de görülür: Ἀτθίς (Atthis) “Atina’ya dair”, Θηβαΐς (Thēbaïs), “Thebai (Tebai) hakkında” (örneğin Thebaid destanı).) Dolayısıyla biçimbilimsel olarak, Ἰλιάς = Ἴλιος (Truva) + -ιάς (aitlik eki). Anlamı ise “Truva’ya ait, Truva üzerine”dir. Kelimenin tam çekimi: Nominatif: Ἰλιάς Genitif: Ἰλιάδος Kök: Ἰλιάδ- Antik Yunanca’da bu tür başlıklar genellikle epik şiirleri adlandırmak için kullanılır. “ἔπος (epos)” yani “şiir" ya da "destan” kelimesiyle birlikte düşünülür. Örneğin, Ἰλιάς ἔπος, “Truva destanı”, Ὀδύσσεια ἔπος, “Odysseus destanı.” Bu adlandırma biçimi, sonraki Latin ve İngiliz geleneğinde de korunmuştur (Aeneid, Thebaid, Argonautica gibi). 2. Iliad yalnızca bir yer adıyla ilişkilendirilmiş değildir. Epik türü temsil eden bir kelime hâline de gelmiştir. Filoloji ve klasik edebiyat bağlamında “iliadic” terimi, Homeros ’un İlyada’sına özgü üslup, dil, tema ve kahramanlık anlayışını tanımlamak için kullanılır. Dolayısıyla Iliad, teknik olarak hem toponimik (yer adından türetilmiş) hem de epik-narratif bir terimdir. Morfolojik olarak “İlion’a dair”, edebi tür olarak “Truva Savaşı’nı konu alan epik şiir” anlamına gelir. Bu da, Akhilleus’un Şarkısı adının fikir babasını Homeros yapar. Homeros'un şarkısı İlyada'dır. Patroklos'un ise (anlatıcı olduğu için), Achilles. 3. Eski Yunanca’da Patroklos adı, Πάτροκλος (Pátroklos) biçimindeydi ve iki unsurdan oluşuyordu: πατήρ (patḗr) “baba” + -κλῆς (-klês) “ün, şan”, yani “babasının
Edebiyat
The IliadHomeros · Penguin Books · 09,6bin okunma
10/10
·723 syf.··
Beğendi
·
2024 269. kitabı
Cinsellik, şiddet ve mizah kavramları bir arada bulundukları vakit genellikle düşük zeka, ilkellik veyahut çöküşe geçmiş bir kültürün işaretleri olarak görülmektedirler. Ancak bu tür uygulamalar, güçlü bir ekonomiye ve sağlam bir alt sınıfa sahip ülkeler dahilinde eğlenceli bir bağlam halini alabilmektedirler. Benim okuduğum baskının çevirmeni Knox'un da giriş bölümünde belirttiği gibi, Ovidius'un dönemi, yaygın boşanmaların, görece hoşgörülü yasaların ve alenen aldatmaların bulunduğu bir dönemdir ve mütevazı yazarımız bunların hepsine içtenlikle katılmıştır. Fakat kulağa hayal ürünü gibi gelen bu dönem, dönemin büyük diktatörü Augustus'un üst sınıflar üzerinde kontrolü ele alışı, sosyal kontroller uygulayışı ve rakiplerini itibarsızlaştırmak için hayali bir "altın çağ"ın ahlaki standartlarını hemen herkese dayatışı ile sona ermiştir. Dolayısıyla, zaten popüler ve etkili bir yazar ve konuşmacı olan Ovidius, zeki ve biraz da "tuhaf" bir adam olduğu gerekçesiyle sürgün edilmiştir. Ovidius ve Virgilius, Augustus tarafından imparatorluğun uç noktalarına gönderilmişler ve her ikisi de Homeros'a eşit denebilecek kalitede destanlar yazmışlardır. Virgilius'unkiler imparatora boyun eğme, soyunu onurlandırma ve kahramanlığını görevlerle eşitleme çabası içerisindeyken, Ovidius'inkiler klasik hikayelerin kurnaz, labirentvari bir yeniden tasavvuru haline gelmiş; Olympus'un kaşındaki altından, bir hayat kadınının ayak parmakları arasındaki çamura kadar her şeyden esinlenmiştir. Ovidius, Apuleius veya Seneca'dan daha alaycı davranmış, okuyucusuna, ironi ve örtük anlamlarla dolu karmaşık eseri boyunca makul bir inkar durumu sağlamıştır. Karakterleri, çevrelerindeki tanıdık efsanenin altını oyan, her biri olağanüstü yaratımlardır. Elbette bu noktada birçoğumuz Ovidius'un
Edebiyat
MetamorphosesOvidius · Penguin · 2004348 okunma
Felsefeyi Mizah Yoluyla Anlamak
8/10
·200 syf.··
2024 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2024 14:52
Felsefeye giriş olarak düşünebileceğimiz, mümkün olduğunca basit dilde yazılmış, akıcı, çerez bir kitap. Onlarca fıkralar/komik benzetmeler/diyaloglar eşliğinde, çoğu zaman anlamakta ve hafızamızda tutmakta zorlandığımız; Akılcılık, duyguculuk, paradoks, pragmatizm, yararcılık, varoluşçuluk, matematik felsefesi, mantık, satori, telos, koan… benzeri ve çok daha fazlası konuları/terimleri/görüşleri/kuramları, eğlenerek anlayabilmemize olanak sağlıyor. Kitap, ilahi bakış açısıyla yazılmış ve biz tüm kitabı ‘iki arkadaşın bir şeyler içerken aralarında yaptığı bir sohbet’ olarak okuyoruz. Anlatımın kısmen yoğunlaştığı ve ağırlaştığı yerlerde, bu iki arkadaşın kendi aralarındaki diyalogları birden araya giriyor. Bu da, dikkatimiz dağılmadan ve bunalmadan, daha uzun süre kitaba odaklı kalabilmemizi sağlıyor. Felsefe konuları -bilirsiniz- birçok kitapta sıkıcı, upuzun, ansiklopedik bilgiler yumağı olarak önümüze koyulur, o yüzden bu sohbet şeklinde anlatış fikrini başarılı buldum ve çok da hoşuma gitti. Kitabın sonundaki sözlük bölümü de oldukça faydalı, iyi düşünülmüş. Özellikle felsefeye yeni merak salmış ve nereden nasıl başlayacağını kestiremeyen kişiler için güzel bir kaynak olduğunu söyleyebilirim. Felsefeye daha hakim kişiler için de yine okurken sıkılmayacakları eğlenceli bir alternatif olacaktır. Son olarak, felsefeyi keyifli ve daha basit anlatabilmek için mizahı kullanmanın gerçekten de dahice bir fikir olduğunu düşünüyorum. Kitapta Dimitri’nin yaşadığı aydınlanmayı, okumayı bitirdiğimde ben de yaşadım: Dimitri: Mesele şimdi anlaşıldı. Tasso: Neymiş anlaşılan? Dimitri: Sen benim “espri” dediğim şeye “felsefe” diyormuşsun! :) Meraklıları için, şimdiden keyifli okumalar dilerim.
1000Kitap
Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara GirerDaniel Klein · Aylak Kitap · 20122,428 okunma
9/10
·200 syf.··
2023 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2023 23:09
Felsefeyi okumak, anlamak ve kavramak bu kitabı okuyana kadar bana hem sıkıcı hem de zor geliyordu. Kitabın felsefeyi mizahi bir dille, fıkralarla benim gibi -felsefeyi merak eden ama anlamayan - kişiler için anlatımını indirgeyerek açıklaması hoşuma gitti. Hem kitabı okurken çok eğlendim, hem de yeni bir çok şey öğrendim. Kitap felsefedeki Varoluşçuluk, Görelilik , Etik gibi temel problemler için bölümlere ayrılmış. Bu problemler yazarlar tarafından çeşitli fıkralar ve daha anlaşılır basit bir dile kısa ve öz şekilde aktarılmış ve iki arkadaş Tasso ve Dimitri'nin atışmaları, birbirlerine sorularıyla aslında bu bölümler birbirine bağlanmış. Bu yüzden kavramaları birbirlerinden çok kopuk kopuk öğrenmiyorsunuz, birbirleriyle ilişkili ilerliyor.
Felsefe
Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara GirerDaniel Klein · Aylak Kitap · 20122,428 okunma