Metamorphoses

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.787
Gösterim
Adı:
Metamorphoses
Yazar:
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
723
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780140447897
Orijinal adı:
Metamorphoseon libri XV
Dil:
English
Yayınevi:
Penguin
Baskılar:
Dönüşümler
Dönüşümler 1-15
Dönüşümler
Metamorphoses
Dönüşümler Metamorfozlar
Prized through the ages for its splendor and its savage, sophisticated wit, The Metamorphoses is a masterpiece of Western culture--the first attempt to link all the Greek myths, before and after Homer, in a cohesive whole, to the Roman myths of Ovid's day. Horace Gregory, in this modern translation, turns his poetic gifts toward a deft reconstruction of Ovid's ancient themes, using contemporary idiom to bring today's reader all the ageless drama and psychological truths vividly intact.
421 syf.
·59 günde·Beğendi·8/10
Publius Ovidius Naso, Roma, Latin ve Batı kültürünün en önemli şairlerinden biri olarak kabul edilir. En ünlü yapıtı dünyanın oluşumu ve yaratılışını anlattığı 15 kitaptan oluşan Dönüşümler (Metamorfoz) adlı eseridir. Bu yapıt Yunan-Roma söylencelerini, öykülerini bir bütünlük içinde veren başlıca yapıttır.
Antik Yunan İnançlarına göre dağların, denizlerin, yıldızların, çiçeklerin, ağaçların, hayvanların nasıl oluştuklarını açıklamaktadır. Çiçeğe, ağaca, böceğe, kuşa, taşa dönüşen mitolojik varlıkların hangi olaylara bağlı olarak evrim geçirdiklerini anlatır. Kitapta canlı veya cansız fark etmeksizin tüm varlıklar, bir şekilde insanlardan dönüşerek oluşmuş ve İnsanların tanrı/tanrıçalar tarafından kimi zaman ceza mahiyetinde kimi zaman ödüllendirilmek adına bazen keyfi bazen de koruma isteğiyle ağaca , suya, kayaya vb. dönüştürülmesi ve bu dönüşümün, dönüşülen canlı veya cansız varlığa ruhu ile geçmesi işlenmiştir. Canlı-cansız tüm varlıklar bir ruha sahip ve bu ruh tamamıyla bir insan ruhundan oluşmuştur. Ovidius eserinde hümanistliği ve natüralistliği harmanlarmıştır.
İnsanlar yaptıklarının karşılığına uygun bir nesneye dönüşmesi, konu edilen diri varlıkların hepsinin birer insan duygusunu yansıtması, çevremizdeki ağaçların, çiçeklerin, nehirlerin, dağların diri olduğunu, birer insan niteliği taşıdığını bu doğa varlıklarının dönüşüm öncesi başlangıçta seven, sevilen, özleyen, kıskanan, yeren, yücelten, kızan, üzülen, sevinen vb insana özgü eylemin örneğini oluşturması anlatılır.
Ovidius’un şiirinde duygu bakımından, hep karşıtlar çarpışmıştır; övme-yerme, sevgi-nefret, asilik-uysallık, alçaklık-yücelik, güçlülük-zayıflık , güzel-çirkin vb. İnsan zıt nitelikler içinde iniş çıkışlar gösteren bir varlık özelliğindedir. Ovidius, yaşanan evrenle düşlenen arasında nesnel bir bağlantı kurmaya çalışır ona göre birleşen iki evren vardır. Ovidius, dirilerin birbirlerine dönüşümlerini anlatırken, insanın kaynak sorunlarına değiniyor.

Dünyanın oluşumu ve sonrasında yaşanan altın, gümüş, tunç ve demir devirlerini anlatan Dönüşümler birçok mitolojik olayın hikayelerinin temelidir.



OVİDİUS'UN DÖNÜŞÜMLERİ
***********************

DEFNE AĞACI
Attığı oklarla insanları ve de tanrıları birbirine aşık edecek güce sahip Tanrı Eros ile ok atmasıyla ünlü olan Güneş Tanrısı Apollon karşılaşırlar ,Eros’a kendisinin ok atarak nice yaratıklar öldürdüğünü Eros’un ise sadece gönül yarası açmaya gücü yettiğini söyler.Eros bu sözlere gücenir ve Apollon’dan intikam almak ister. İki ok çeker ; aşık eden oku Apollon'a, diğer aşktan soğutan güce sahip oku Penios ırmağının peri kızı Daphne’ye atar. Apollon kıza aşık olur, peri kızı da soğur aşktan ve Apollon’u istemez. Aşkından çılgına dönen Apollon peri kızı Daphne’yi kovalar sürekli, bu kovalamalara dayanamayan Daphne,babasından onu bir ağaca çevirmesini diler ve o anda defne ağacına dönüşür. Apollon ağaca sarılır öper koklar. Daphne’nin karısı olamadığını fakat defne ağacının bundan sonra Apollon ismiyle anılacağını söyler. Apollon’un saçları defne yapraklarıyla süslüdür.
*******************************

GÜNEŞ TANRISI HELOS'UN OĞLU PHATEON VE GÜNEŞ ARABASI
Yunan Mitolojisi’ nde Güneş Tanrısı Helios’u, oğlu Phateon görmek istemiş. Phaeton babasının yaşadığı saraya tırmanmak için binlerce basamak çıkmış ve sonunda fildişi kaplı saraya ulaşmış. Saraya ulaştığında babası ona neden geldiğini sormuş. Phateon da ‘izin ver ölümlülere senin oğlun olduğumu ispatlayayım’ demiş. Bunun için de babasının at arabasını istemiş. Babası bu ölümsüz atları oğluna verip oğlunun ölümüne davetiye çıkarmak istememiş. Güneşin kavurucu sıcağına dayanamayacağını, dağların dik yokuşlarını çıkamayacağını, suların durulmaz taşkınlığını kontrol edemeyeceğini ve azgın atları zapt edemeyeceğini anlatmış. Vazgeçirmeye çalışsa da oğlunun tükenmez ısrarı üzerine güneşin atlı arabasını vermiş. Dizginlerinden sıkıca tutmasını ve tekerlek izlerini takip etmesini söylemiş.Atı alan Phaeton atlara hareket etmelerini emretmiş ve atlar o anda oğlanın acemi olduğunu anlmışlar. Öyle hızlı gitmişler ki seyredenleri korku almış. Phaeton da çok korkmuş ve bir anda dizginleri bırakmış. Hızla dağları aşan atlar, güneşten getirdikleri kavurucu sıcakla Helikon, Parnassos ve Olympos tepelerini tutuşturmuşlar. Vadiler yanmış, akarsular buhar olmuş. Bunun üzerine Zeus eline aldığı yıldırımı Phaeton’ a fırlatınca Phaeton Oracıkta ölmüş ve Erinados ırmağının sularına kapılmış. Kız kardeşleri onun ölümüne öyle çok üzülüp ağlamış ki ırmağın kenarında duran kavak ağaçlarına dönüşmüşler.
*************************
EKO VE NERGİS
Narsis (Narkissos), ırmak tanrısı Kephissos ile suların bekçi perisi Liriope’nin oğlu olarak doğar. Bir kâhin, Narsis’in dünyada, kendi yüzünü görmediği sürece mutlu yaşayacağını bildirir.Narsis büyür ve yakışıklı bir avcı olur. Çok güzel bir peri kızı olan Ekho avcı Narkissos' u görür ve Ekho bu genç avcıya ilk görüşte aşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır. Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda içinde ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar verirler, bir gün avda Narkissos susar ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir, su içmek için eğildiğinde, suya yansıyan yüzünün güzelliğini görür ve daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında büyülenir, kendine âşık olur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmiştir kendi görüntüsünü. Yerinden kalkamaz ne su içer ne de yemek yiyebilir, aynı Ekho gibi Narkissos da günden güne erimeye başlar, kendisini seyretmekten bir türlü alamayan Narsis dünya yaşamına gözlerini yumar ve bulunduğu yere kök salarak açılmış bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçek sarı göbekli, beyaz yapraklı, çevresine güzel kokular yayan nergis çiçeğidir. Bu mitolojik öykü; eko, narsizm, narsist ve nergis gibi kelimelere kökenlik eder.
******************************
AĞLAYAN KAYA
Manisa’da, yazın kuruyan bir ırmağın yakınında bulunan, "ağlayan kaya" tanrıça Niobe’dir. Bugünkü İzmir ile Manisa arasındaki Spil ve Yamanlar dağları çevresinde hüküm sürmüş yarı tanrı Tantalus ve eşi Dione’nin kızı olan Niobe, çocukluğunu Tanrıça Hera ile birlikte bu bölgede geçirmiş. Niobe evlilik çağına geldiğinde, Thebai Kralı Amphion ile evlenir. Bu evlilikten yedisi kız yedisi erkek olmak üzere 14 çocuğu olur. Niobe’nin çocukluk arkadaşı Hera ise Zeus ile evlenerek Apollon ve Artemis adında iki çocuğa sahip olur. Bir süre sonra Niobe, Hera’nın sadece iki çocuğu olduğu için onu küçümser. Kendisini Hera’dan üstün görmeye başlayan Niobe, Thebai halkına, kendisine tapmalarını emreder. Bu sırada bir rüzgar Niobe’nin sözlerini Menderes Irmağı’nın kıyısında dinlenen Hera’nın kulağına fısıldar. Bu duruma öfkelenen Hera, olup biteni çocuklarına anlatır ve onlardan Niobe’yi cezalandırmalarını ister. Bunun üzerine Apollon ile Artemis, Niobe’nin tüm çocuklarını okla öldürür. Çocuklarının ölümüne Niobe, günlerce ağlar. Zeus, onun bu haline acır ve acısını dindirmek için Niobe’yi ağladığı yerde taş haline getirir.
************************************
MANYAS IRMAĞI & KRAL MİDAS'IN EŞŞEK KULAKLARI
Dionysus, Midas'a istediği bir dileğini gerçekleştirme vaadinde bulunur. Midas, "Dokunduğum her şeyin altına dönmesini istiyorum" der, Dionysus da ona bu gücü verir. Midas, gücünü denemek için ilk gördüğü meşe ağacının ince bir dalına dokunur, dal anında altına döner. Ardından bir taşa dokunur, taş hemen altın olur. Midas, hizmetçilerinden bir ziyafet hazırlamalarını ister, yiyeceklere dokunduğu nda altına dönmesi ile yanlış bir dilekte bulunduğunu anlar ve Dionysus'tan ondan bu özelliği geri almasını ister. Dionysus, Midas'ın haline acıyıp ona Paktalos Irmağı'nda yıkanmasını söyler ve Midas söyleneni yapar bu güçten arınır.
Bir cezaya bağlı olarak Marsyas’ın nehir oluşunun anlatımı gerçekçi bir dille aktarılır.Manyas bir yarışma sonucunun cezasıdır. Apollo ve Marsyas' ın müzik yarışmasına katılır ve yarışma sonrasında kazanan kaybedene dilediği cezayı verecektir. Apollo, üç telli gümüş liri çalar, Marsyas ise flütü çalar. Kral Midas, Marsyas' ı su perileri ise Apollo' yu seçer. Bu durumda berabere kaldıkları için Apollo çok kızar ve lirini ters çevirip aynı melodiyi çalar. Marsyas ise flütü tersten çalamayacağı için yarışmayı kaybeder. Apollo, Kral Midas ve Marsyas'ı cezalandırmaya karar verir. Kral Midas' ı kulakları iyi duymadığını söyleyerek onu lanetler ve kulakları eşek kulağına dönüşür. Marsyas' ı ise ağaca astırıp derisini yüzdürür. Marsyas'ın ölümüne üzülen kayaların ağlayarak Suçıkan kayalıklarını oluşturur, flüt ustasına üzülen sanat perileri müzler öylesine ağlamışlardır ki gözyaşları dağların arasından akıp Marsyas ırmağını oluşturmuştur. Midas, kulaklarını büyük şapkalar takarak saklamaya başlar. Hizmetçisi kralın bu sırrını bilir ancak kimseye söylemez. Bir gün, sırrı daha fazla saklayamaz ve derin bir kuyuya "Kral Midas'ın eşek kulaklarına benzeyen kulakları var" diye seslenir ve kuyunun ağzını kapatır. Kuyunun ağzı açıldığında ses yankılanır rüzgar bu haberi ese ese her yere duyurur. Böylece, tüm ülke Midas'ın kulaklarının hikayesini öğrenir.
*******************************
MÜR AĞACI
Efsaneye göre Suriye Kralı Cinyras (Theias)’ın kızı Myrrha’nın evlenme zamanı gelmiştir, kız babasına aşıktır.
Gece yarısında bu istekle yaşayamayacağını düşünen Myrrha intihar etmek istemiştir, sütannesi ölmek üzere olan Myrrha’yı kurtarır.Myrrha anlatır isteğini sütannesine.Sütannesi de şaşkındır fakat yüreği dayanamaz.Tarlalarda yılın ilk ürünleri çıkmaya başladığı vakit Tanrıça Demeter adına törenler düzenlenir.Bu törenlere sadece kadınlar katılır.Dokuz gece boyunca sevişmek yasaktır bunu fırsat bilen sütanne Cinyras’ın yanına gider ve kendisine bir kız bulduğunu söyler.Kral bu teklifi kabul eder. Sütanne Myrrha’yı yanına çağırıp planını anlatır ve ona asla ışığa çıkmamasını öğütler.Myrrha ,aşık olduğu babasının çadırına girer ve onunla birlikte olur. Cinyras bir süre sonra onun kızı olduğunu anlar. Myrrha kaçıp kurtulur ve koşmaya başlar.Bir süre sonra bu isteğinin getirdiği utançla ne insanlar ne de ölüler içinde yaşayabileceğini düşünür tanrılardan onu bir ağaca dönüştürmelerini ister ve Mür ağacına dönüştürülür. Mür ağacından akan reçineler Myrrha’nın gözyaşlarıdır.
Myrrha,Smyrna adı ile de bilinir.

******************************
GELİNCİK
Efsaneye göre Myrrha mür ağacına dönüşürken içinde yasak aşkının tohumlarını taşıyordu.Lucina , Myrrha’nın durmunu fark eder ve ona dokunarak çocuğunu doğurmasına yardımcı olur. Orman perileri çocuğu alırlar ve güzelliğinden dolayı onunda bir peri olduğunu düşünürler. Adonis büyüdükçe güzelleşmektedir. Adonis büyüdükten sonra Afrodit’in istemeden attığı bir okla yaralanır.Onu ilk gördüğü andan itibaren aşık olan Afrodit,Adonis’i göklere taşır orada onu iyileştirir ve ona öğütler verir.Ormanda nerelerde gezinmesi gerektiğini,hangi hayvanlardan uzak durması gerektiğini anlatır.Adonis’e bu öğütleri Hippomenes isimli bir başka karakterin hikayesini anlatarak verir.Afrodit sevgilisini öper ve geldiği yere doğru giderken,köpekler bir yabandomuzunu korkutup çıkartırlar mağarasından.Ormandan kaçarken kargısıyla vurur Adonis yabandomuzunu.Fakat yabandomuzu daha çeviktir ve Adonis’e saldırıp onu tek bir hamlede öldürür.Henüz evine ulaşmamış olan Afrodit bu acıyı hisseder ve hemen geri döner.Adonis’in cansız bedenini görünce kahrolur. Adonis’den toprağa damlayan kanların yerinde kızıl çiçekler biter. Gelincik , Adonis gibi kısa yaşar.

********************************************

SÜMBÜL
Spartalı bir genç olan Hyacinthus hem Apollo hem de batı rüzgarı tanrısı tarafından seviliyordu. Bir gün, Apollo ile Hyacinthus’un disk oynadığını gören Zephyros onları kıskanır. Apollo’nun attığu diskin yönünü rüzgarıyla değiştirerek Hyacinthus’a doğru gönderir. Diskin çarpmasıyla ölen Hyacinthus’tan toprağa damlayan kan orada sümbüle dönüşür.

************************************
SERVİ AĞACI
İstediği okları, mızrakları istediği yöne çevirebilen Tanrı Apollon güzelliğinden ötürü Kyparissos'a aşık olmuştu. Kyparissos’un en sevdiği dostu kutsanmış bir geyikti. Bir gün geyik gölgede uyurken Kyparissos’un istemeden fırlattığı bir mızrak bu en yakın dostuna saplandı. Kyparissos en yakın arkadaşının öldüğünü görünce acı çekmekten dayanamayıp ağladı ve tanrılara yakardı ‘Hep acı çeksin onu vuran’ diye seslendi. Ağladıkça kanı tükendi ve gövdesi sertleşti, ağaçlara doğru yükseldi boyu. En yakın dostunun yanı başında bir servi ağacına dönüştü.
Servi ağacının en tepesi hafif kıvrıktır, başında durduğu kişiye bakar ,boynunu büker. Bu yüzden mezarlıklarda hep servi ağaçları vardır. Baş ucunda bulunduğu mezarın sahibi için ağlar ve devamlı ona bakarak acı çeker.
421 syf.
·9 günde·9/10
Bu incelemeye nasıl girmem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için, bazılarınızın yakıştırdığı gibi "bodoslama" dalıyorum. Büyük pencereden bakınca, "Dönüşümler", Roma imparatorluğu ve erdemleri lehine bir önyargıyla, Antik Roma ve Yunan evrenini kronolojik olarak tanıtan, kim kimdir, neyin nesidir, bu sorulara cevap bulduğumuz bir kaynak kitap olarak görülebilir.

Adından da anlaşılacağı gibi Ovidius'un kitabı "değişim, dönüşüm, mutasyon" hakkındadır. Kapsamı son derece GENİŞ, iddialı, ve hatta ansiklopediktir. Dünyanın yaratılışından ve tufandan epik Phaëton destanına, Jüpiter'in çeşitli nemflere tecavüzünden Europa'nın kaçırılışına, kendi yansımasına aşık olan Narcissus'tan Perseus ve Medusa'ya, Proserpina'nın tecavüzünden Medea ve Jason'a, Theseus ve Minotaur'dan Icarus'un düşüşüne, Meleäger ve Calydonian Boar'dan Byblis ve Myrrha'nın ensest tutkularına, Herkül'ün görevlerinden yeraltı dünyasındaki Orpheus ve Eurydice'nin mahkum aşkına kadar, Venüs'ün Adonis'e olan arzusundan Kral Midas'ın her şeyi altına çevirişine, Cëyx gemisinin enkazından Centaurlar savaşına ve Truva Savaşı'na, Hecuba'nın acılarından Aeneas'ın gezintilerine, Polyphemus'un mağarasındaki Ulysses'ten Circe'nin büyücülüğü ve son olarak Romulus'tan Jül Sezar'a kadar HER ŞEYİ kapsar.

Ovidius'un Dönüşümler'i, Vergilius'un Aeneid’i gibi Augustus döneminde yazılmıştır ve her iki eser de Roma İmparatorluğu’nu yüceltmektedir. Tanrıların ve insanların bu zamana kadar çektiği tüm sıkıntı ve meziyetler bu tarihin zirvesine, bu "ideal" medeniyet düzenine hazırlıktı. Ancak Vergilius'un ve Ovidius'un bunu anlatmadaki yöntemleri çok farklı. Vergilius, Odysseia'dan ilham alarak Aeneas'ın hikayesini tek bir büyük anlatıyla ortaya çıkarırken, Ovidius bir efsaneden diğerine rastgele atlıyor, bazen bir matruşkaya dönüşüyor ve böylece geniş bir kapsama sahip oluyor. Bu iç açıcı şiirde yinelenen bir fikir ise: dönüşüm. (Diğer yinelenen temalar arasında romantik tutku ve cinsel saplantı da var). Bir bakıma Vergilius ve Ovidius, 6. kitapta ifşa edilen Arachne efsanesiyle karşılaştırılabilir: Vergilius, Minervean, yüksek, seçkin ozan; Ovidius, Arachnean, dikkatsiz, düzensiz şair. Bu karşılaştırmayı belki de 6. kitaptaki Arachne efsanesini okuduktan sonra daha net anlayacaksınız.

Ovidius, ilk bakışta, büyülü bir dönüşümün söz konusu olduğu her bir efsaneyi bir araya getirmiş gibi görünüyor (Jüpiter kendini beyaz bir boğayadönüştürüyor, Actaeon, Diana tarafından bir geyiğe dönüştürülüyor gibi gibi...). Ancak destanın sonunda, Pisagor'un 15. kitaptaki konuşması (kitabın en sevilen ve en çok alıntılanan kısmı burasıymış) sayesinde, Ovidius'un aklında bir tür derin bir ontolojik fikir olduğunu farke diyoruz. Kitap, her şeyin sürekli dönüşüm ve akış içinde olduğu bir tür Herakleitosçu dünya görüşünü örneklemektedir. Bir bakıma Vergilius, Roma'nın kökenleri hakkında her şeyi bir soy ağacına yerleştiren tarihi bir açıklama ortaya koyarken, Ovidius çok daha istikrarsız ve belirsiz bir şey öneriyor: Augustus’un İmparatorluğu insanlık tarihinin zirvesiyse, şiir, dogmatik olmayan, neredeyse modern bir tarih vizyonu olan daha ileri dönüşümlere ve değişikliklere yer açar. Ovidius, diğer her şey gibi Augustus'un İmparatorluğu'nun da çürümeye ve ölüme mahkum olduğunu biliyor. Sonsöz'e göre, zaman içinde sabit kalan tek şey şiirin kendisidir; büyüme, dönüşüm ve dejenerasyon hakkındaki şiir.

Kısacası, Snorri Sturluson, İskandinav mitolojisi için neyse, Ovidius ve Dönüşümler'i de Yunan ve Roma mitolojisi için o. Snorri, Vikinglerin kültürünü anlamak için gerekliyken, Ovidius'un kitabı hakkında biraz bilgi sahibi olmadan, Akdeniz Antik dönemini ve dolayısıyla Batı kültürünü anlamak pratikte imkansız olurdu. Karşılaştırmalara biraz ara verelim ve esere geri dönelim.

Seks, şiddet ve mizah genellikle alçak ve ilkel olarak resmedilir: Başarısız bir kültürün işaretleridir bunlar. Yine de, yalnızca ekonomisi güçlü ve önemli bir alt sınıfa sahip kültürlerde bu tür uygulamalar "görevden eğlenceye" yükselebilir. Ovidius'un zamanı yaygın boşanma, müsamahakar yasalar ve alenen zina dönemiydi ve mütevazı yazarımız bu etkinliklerin hepsine katılmıştı.

Sonunda, büyük zorba, gücü ele geçirmek ve rakiplerinin itibarını sarsmak için sosyal kontroller uygulayarak ve hayali bir "altın çağ"ın ahlaki standardına başvurarak üst sınıflar üzerine yumruğunu indirdi. O sıralar popüler ve etkili bir yazar ve konuşmacı olmasına rağmen Ovidius, ahlaksız ve zeki olduğu için sürgüne gönderildi -- sadece biri olsa neyseydi de ikisi birden olunca sürgün cezasından kurtulamadı zavallı.

Hem Ovidius hem de Vergilius, Augustus tarafından imparatorluğun en uç noktalarına gönderildi ve ikisi de Homeros'a eşit sayılacak destanlar yazdı. Vergilius'unki imparatora teslim olup hayali soyunu onurlandırır ve kahramanlığı "görevle" eşitlerken, Ovidius'unki Olympus'un kafasının üstündeki altını ve bir fahişenin ayak parmakları arasındaki pisliği eşit şekilde çizen, klasik masalların kurnaz, labirent benzeri bir yeniden tahayyülüydü.

Ovidius, pisliği konusunda Apuleius veya Seneca'dan daha çekingen kaldı ve karmaşık çalışması boyunca ironi yoluyla inandırıcı bir inkar ve ilgi uyandırdı. Ovidius'un karakterleri, her biri kendilerini çevreleyen tanıdık efsanenin altüst edilmiş bir versiyonu olan olağanüstü yaratımlardır. Elbette, bu noktada çoğumuz Ovidius'un anlattıklarına, onun esinlendiklerinden daha çok aşinayız.

Karşılaştırma yapmaktan ben de yoruldum ama bundan bahsetmeden olmaz diye düşünüyorum. Vergilius gururlu ve dürüst söz adamlarına ilham verdi: Dante, Tasso, Milton. Ovidius ise düzenbazlar ve çatışanlar için yepyeni bir tarz yarattı: Petrarch, Donne, Shakespeare, Ariosto, Rabelais. Ovidius'un mitlerinin her biri, yalnızca olay örgüsüne göre değil, temaya göre de ayrı bir vizyondu. Hikayeleri sadece fikirlerin sunumları değil, tekrar tekrar kendilerine dönen keşiflerdi.

Metafizik şairler bu stili benimseyerek, temaları araştıran kısa çalışmalar yaratacak, hatta fikrin sonenin voltasında tersine dönmesini ritüelleştireceklerdi. Ovidius'un aktif, görsel doğası, filozofların genişletilmiş metaforlarından gerçek bir kibir olarak adlandırılabilecek şeye doğru bir ilerlemeydi: taşıdığı fikri hem destekleyen hem de onunla çatışan sembolik bir temsil.

Ovidius'un hikayelerinin her biri, ilişkiler, karşıt noktalar, tekrarlar ve yapı ile anlam inşa ederek, birbiri ardına akar. Her küçük parça daha büyük bir bütün haline gelir. Tıpkı çeşitli hikayelerin bir mitoloji haline gelmesi gibi, birçok sembolik argüman da bir felsefe haline geliyor. Bu felsefeden daha çok bahsederek incelememi buraya kadar okumakta yüksek sabır göstermiş değerli okuyucuları daha fazla bunaltmak istemiyorum.

Son bir karşılaştırma daha yapıp bitirelim. Ovidius, tek bir kişinin kazandığı ve böylece felsefesini doğruladığı Vergiliusçu kahramanlık teması yerine, bütünsel bir anlam yaratarak yüz farklı zafer ve kayıp gösterir. Vergilius tek bir adamın sahip olması gerektiğini düşündüğü özellikleri yazıyordu: sadık, dindar, dürüst, güçlü, asil. Ovidius, bir insanın en çok ne olabileceğinin mümkün olduğunu sormakla daha çok ilgileniyordu -- zihnin sınırları nelerdir? Ya da var mıdır?

Dolayısıyla Ovidius, hikayelerinde gerçekten de büyük bir konuyu ele alıyordu: Yunanistan ve Roma tarafından bilindiği şekliyle insan zihninin haritalanmasını. Bu, Vergilius'ta karakterler ve fikirler arasında derinlik ve çatışma olmadığı anlamına gelmiyor, ancak merkezi, politik teması onu Ovidius'un yaptığı gibi bir fikirden diğerine geçme özgürlüğünden mahrum ediyor.

Bu mahrumiyet çoğu yazar için bir nimettir: yapı, yaratılması için "somut" sınırlar çizer ve buna uygun araçlar sağlar. Sınırları olmayan yazarın başlayacak yeri ve yoluna kılavuzluk edecek işaretçileri yoktur. Bu daha büyük bir nimettir.

Kitabı okurken not aldıklarımın bir elden geçirilmesini okudunuz, ne de iyi ettiniz. #84590412 Mitoloji Kitapları okuma etkinliği kapsamında bu kitabı okumama vesile olan Murat Sezgin'e, ve incelememi okumaya değer bulup zaman ayıran herkese teşekkür ederim. İyi okumalar.
421 syf.
·Beğendi·10/10
Publius Ovidius Naso, batı kültürünün en önemli ve ünlü 3 şairinden biri olarak kabul edilmektedir. Bulunduğu dönemin ve sonrasının sanat ve edebiyat anlayışlarını önemli ölçüde etkilemeyi başarmış başlıca şairlerdendir. Bilinen ve günümüze kadar eksiksiz biçimde ulaşmış en önemli yapıtı Dönüşümler’dir. M.S. 8 yılında yazdığı bu eser, kendisinden 1300 yıl sonra Dante tarafından yazılan ve gelmiş geçmiş en önemli edebiyat eseri olarak nitelendirilen İlahi Komedya’ya esin kaynağı olmuştur.
Kitap, en kısa açıklama ile, dünyanın oluşumundan başlayarak tanrıların/tanrıçaların ve insanların ilk kargaşalığından düzene geçişlerini anlatmaktadır.
Heksametre vezni diye adlandırılan bir ölçüde yazılan ve 15 kitap/bölümden oluşan öyküsel bir şiirdir. Ara ara her platformda (tiyatro, sinema, edebiyat, görsel sanatlar vb.) karşımıza çıkan ve hatta günümüz yaşantısında bile hala insanlık literatüründeki adlandırmalara sebep olan mitolojik hikayelerin, hemen hemen tümünü içeren ve mitolojinin en temel bilgilerini bugüne ulaştırmış en büyük eserdir. İlyada ve Odysseia gibi Homeros tarafından kaleme alınmış eserlerin içeriğinden çok daha fazla çeşit mitolojik hikayeleri barındırdığından, bu kitabı bir çeşit mitoloji sözlüğü bile saymak mümkün görünmektedir.
İçerikteki 15 kitabı/bölümü tek tek yorumlamak apayrı bir kitap yazmak anlamına geldiği için, ben genel görüşlerimi ve özellikle dikkatimi çeken konuları anlatmaya çalışacağım. Ki zaten “kitap özeti” ile “kitap yorumu” arasındaki farkı bilen bir okur olarak sadece yorumlayacağım. Yani olaylardan ziyade kitabın beni en çok etkilediği “düşünsel” yönlerini sizlere sunmaya çalışacağım.
Dikkatimi çeken ilk konu; dönemin insanlarının tek tanrılı-ilahi bir dine inanmamalarına karşın, dünyanın ve insanın oluşumundaki anlatım, tek tanrılı dinlerin bu konudaki inancına yakın bir şekilde olmasıydı. Yaşanılan tufanların, kutsal kitaplarda anlatılan şekilde yazılması, aslında tamamen tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarını doğrular nitelikte olduğu düşüncesini yarattı. Dünyanın sular altında kalması veya yakıcı bir olayın yaşandığı tufanlar gibi...
Diğer dikkatimi çeken konu ise; canlı veya cansız fark etmeksizin tüm varlıkların, bir şekilde insanlardan dönüşerek oluşması idi. İnsanların tanrı/tanrıçalar tarafından bazen ceza veya ödül mahiyetinde, bazen insanları koruma düşüncesiyle, bazen keyfi bir istekle kargaya, yarasaya, suya, defne ağacına, kayın ağacına, kuğuya, kayaya vb. dönüştürülmesi ve bu dönüşümün, dönüşülen canlı veya cansız varlığa ruhu ile geçmesi etkileyici bir konuydu. Canlı-cansız tüm varlıkların bir ruha sahip olması ve bu ruhun tamamıyla bir insan ruhundan oluşması, dönemin düşünce tarzının hem natüralist hem de hümanist bir yapıda olduğunu hissettirdi.
Tabiki hümanizmin alt üst edildiği savaş ve olaylar da yaşanmamış değildi. Özellikle kadınların, maalesef tüm tarihte olduğu gibi, hor görülerek zarar gördüğü olayların anlatıldığı hikayeler yürekleri burkan kısımlardı.
Anlatılan mitlerin bir bölümünün ülkemizde geçmesi ise ayrı hava katıyor. Özellikle Manisa’daki Ağlayan Kaya’nın hikayesi bunlar arasındaki ilgimi çeken en önemlisiydi.
Sonuç olarak; yorumumun başında da belirttiğim üzere, kargaşa ve belirsizlikten, gerek tanrı/tanrıçalar, gerekse insanlar tarafından yaşanan olaylar neticesinde, belirli bir düzenin oluşumuna kadar geçen sürenin kapsadığı ve mitolojinin en önemli olaylarının anlatıldığı bu kitap altın değerinde bir başucu eseridir.
Evet, gerçekten çok zor bir kitap ve oldukça fazla araştırma gerektirmekte; özellikle Roma-Helenistik arasındaki isim farklarının oluşturduğu bilgi yetersizliğimizi yüzümüze vurması, yoğun ve ciddi bir araştırma yapma zorunluluğu yaratmaktadır.
Bir diğer nokta da; İsmet Zeki Eyüboğlu’nun, edebiyat dehası bir aileden geldiğini ispatlarcasına yaptığı bu çeviri ve önsöz tüm alkışları fazlasıyla hak etmektedir.
İlahi Komedya’da Dante tarafından bol bol kullanılan hikayeler, atıflar ve isimler için mutlaka okunması gereken bir kitap olması sebebiyle #dantekulübü adlı grubumuzda okuduğumuz Dönüşümler, tüm mitoloji ve antik çağ seven dostlarıma şiddetle tavsiyemdir. Hatta mitoloji sevmeyenlere onu mutlaka sevdirecek diye söylemem de hiç yanlış olmaz.
Sırada Aeneas ile Komedya’ya doğru olan yolculuğumuz devam edecek. Dante’nin “ustam, atam, babam, yol göstericim, rehberim” dediği ve Komedya’nın ortasına kadar kendisine eşlik eden ünlü şair Vergilius’un Aeneas destanı ile Komedya’ya bir adım daha yaklaşmaya hazırız.
Grubumuzun tüm üyelerine bu müthiş okumada bana eşlik ettikleri için teşekkürlerimi gönderiyorum.
Sevgiyle kalın...
160 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitabı ilk olarak Samanto Satto'nun Yerçekimi Melodisi kitabında duymuştum. Kitapta Ovid Usta ile ilgili kısımlar beni etkilediği için almayı düşündüm ve aldım :)
Kitap Roma-Yunan mitolojilerini en baştan başlayarak anlatıyor. Ovid'in kullandığı dil cidden o dönemi aşıyor çünkü hiç bir şekilde sıkılmadığım gibi hiç bir noktada da anlama güçlüğü yaşamadım. Bence kitabın insanı sıkmamasının nedeni olayların tam bir devinim içinde olması. Olaylar bitmiyor yani bolca hikaye var. Bana sorarsanız kitap Yunan-Roma mitolojisine başlamak isteyenler için çok uygun. Metamorfozlar beklediğimin üstünde güzeldi, beklentilerimin üstündeydi yani. Okumak isteyen birinin bir şey kaybetmek bir yana bir çok şey kazanacağı sanat eseridir Metamorfozlar...
Yazgısına yakınması gereken bir tek sen değilsin, dön de başkalarının benzer felaketlerine bak, daha olgun bir şekilde dayanırsın başına gelene.
Ovidius
Sayfa 420 - YKY, 1. baskı
Hayatın başlangıcından beri nasibim, durup dinlenmemek oldu,
Yoruldum sonsuz kararlardan ve karşılıksız görevlerden!
Ovidius
Sayfa 60 - YKY, 1. baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Metamorphoses
Yazar:
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
723
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780140447897
Orijinal adı:
Metamorphoseon libri XV
Dil:
English
Yayınevi:
Penguin
Baskılar:
Dönüşümler
Dönüşümler 1-15
Dönüşümler
Metamorphoses
Dönüşümler Metamorfozlar
Prized through the ages for its splendor and its savage, sophisticated wit, The Metamorphoses is a masterpiece of Western culture--the first attempt to link all the Greek myths, before and after Homer, in a cohesive whole, to the Roman myths of Ovid's day. Horace Gregory, in this modern translation, turns his poetic gifts toward a deft reconstruction of Ovid's ancient themes, using contemporary idiom to bring today's reader all the ageless drama and psychological truths vividly intact.

Kitabı okuyanlar 67 okur

  • Şerafettin
  • Seda Sandıkçı
  • Mert Öncel

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%3.7 (1)
9
%3.7 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0