Puan vermedi·238 syf.··
2026 2. kitabı
Postmodern felsefe romanı başlığında ele alınabilecek bu eser, herkese hitap etmeyebilir. Çünkü bu kitabı okurken daha fazla keyif almayı sağlamak için postmodern edebiyatı, geleneksel edebiyattan ayıran temel özellikleri bilmek ve bazı felsefi konular hakkında temelimiz olması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca işlenen felsefi temaları zihin dünyasında tüketen okurlar için de bağlayıcı bir kitap olmayabilir. Yazar, çeşitli postmodern yazım tekniklerini, kısmen mizahi bir dille tarihi bir arka planda ustalıkla kullanmıştır. Bu dokuda gösterdiği maharet bence hikâyesinden daha kuvvetli. Geleneksel edebiyata ait romanlarda yazar bütün kurguya hakimdir. Karakterlerin iç dünyalarından dış etkenlere kadar vermek istediği her şeyi kurgu içerisinde aktarır ve bu tarzda yazılan bir kitabı bitirdiğinizde kurgusal dünyada olduğunuzu doğrudan idrak edersiniz. Postmodern romanlarda durum biraz daha farklıdır. Gerçeklikle kurgunun ayrımı net bir şekilde yapılmamıştır. Romanın karakteri, dördüncü duvarı aşıp yazarla veya okurla doğrudan konuşabilir ya da yazar okuyucuya karşı her konuda dürüst davranmayabilir. Kitabın içerisinde yazar kendi benliğiyle doğrudan var olabilir. Örneğin bu kitapta İhsan Oktay Anar, Uzun İhsan Efendi karakteriyle kendi analojisini ortaya koymuştur. Adının İhsan olmasından tutun karakterin fiziksel özelliklerine kadar yazarı andırmaktadır. Romanda sürekli düşler gören Uzun İhsan Efendi’nin maddi kaynağı olmasa da parası hiç bitmez. Yüzünü kesmesine rağmen canı yanmaz. Gözleri kör edilir, kulakları kesilir ama hâlâ görmeye ve duymaya devam eder. Çünkü roman, ana karakter aracılığıyla yazarın üzerinden devam eder, etmek zorundadır. Gerçekle roman dünyası arasında şeffaf bir çizgi vardır. Bu sayede yazarla okur arasında tatlı bir oyun başlar. Kitaptaki Bünyamin
1000Kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 04 Mart 2026 11:44
SAVAŞ VE AÇLAR, Hasan İzzettin Dinamo, Kitap İncelemesi Dinamo, içindeki mıknatıs ve bobin hareketi sayesinde mekanik (hareket) enerjisini elektrik enerjisine dönüştüren aygıttır. En bilinen haliyle bisikletin tekeri döndükçe mıknatıs ve bobin arasında manyetik alan değişir, bu değişim de elektrik akımını üretir. Böylece bisikletin elektrik aksamı faal hale gelmiş olur. Yani, tekeri döndürdüğünüz sürece bisikletin farları hep yanacaktır. Bu mekanik kanun, insanın da kanunudur; dolayısıyla güçlü bir metafor olarak halk dilinde de yıllarca kendine yer edinmiş, söylenegelmiştir; bir futbol takımında oyun sistemini ayakta tutan, takımını motive eden, takımına enerji/güç veren sporcuya Takımın Dinamosu denilir. Bir de Hasan İzzettin DİNAMO vardır. 1934 yılında Soyadı Kanunu ilk çıktığında dönemin insanlarını ve özellikle de aydın kesimini, tatlı bir telaş alır; kendi benliklerini ve soylarını temsil edecek bir soyadı arayışı başlar; elbette Hasan İzzettin’in de kendisine bir soyadı seçme zorunluluğu doğar. Hareket, enerji, üretim ve sürekli çalışma fikrini temsil ettiği için kendisine Dinamo soyadını seçer. Mücadeleci kişiliğine ve üretken ruhunun üzerine cuk diye oturmuştur, bu soyadı. Velhasıl, Dinamo, bir mekanik parçadan veyahut bir soyaddan çok daha fazlası olarak okunması gereken edebi ve ideolojik karakterli çok güçlü bir metafordur. Hasan İzzettin Dinamo, alınteriyle onurlu hayat mücadelesiyle ve herşey bitti denildiği anlarda bile hiçbir zaman vazgeçmediği umuduyla bu soyadı sapına kadar haketmiştir. Romandaki Musa adlı karakter, bizzat Hasan İzzettin Dinamo’nun kendisidir ve otobiyografik bir anlatı olan bu kitapta yaşananlar, bizzat yazarın yaşanmış hayatından alınmış gerçek olaylardır. Genellikle kitaplar, hep cephedeki mücadeleyi,
Edebiyat
Savaş ve AçlarHasan İzzettin Dinamo · Tekin Yayınevi · 20172,208 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Başımıza Gelenler
Puan vermedi·758 syf.··
2026 141. kitabı
93 Harbi'nin hangi koşullarda gerçekleştiğinin, harbin ve mağlubiyetin nedenlerinin, harp esnasında askerin ruhsal durumunun ve harple alakalı pek çok hadisenin detaylıca ele alındığı Başımıza Gelenler, adının hakkını verecek şekilde oldukça kapsamlı bir eserdir. Kitap “Giriş” bölümü dışında yirmi altı bölümden oluşmaktadır. Ârif Bey, eserini kaleme alırken kimseyi kayırmadığını, olup biteni tüm açıklığıyla anlattığını; amacının, neşrettiği tarih ile kendisini dünyaya tanıtmak değil, torunlarına bir ibret vesikası bırakmak olduğunu belirtmektedir. Perde arkasında kalmış bazı hususların yok hükmüne geçmesine gönlü el vermediği için sahiplendiği bu işi, üzerine düşen önemli bir görev olarak görmektedir. Ârif Bey, kimi zaman bir siyasetname hâline bürünen eserinde, subayların hangi özelliklerde olması gerektiğine dair bilgilendirme ve önerilerde bulunmuştur. Bu minvalde, milletimizin yüzlerce yıllık sorunu olan liyakat hususuna bolca yer ayırmak durumunda kalmıştır. Özellikle kitabın beşinci bölümünde, hainlere rütbe verildiğinden, kiminin başarılı olamayacağına inandıkları hâlde zorla kumandan yapıldığından, yüksek rütbelerdeki bazı subayların korkaklığından dert yanmaktadır. Görevden kaçmanın, ikiyüzlülüğün ve yalancılığın Ardahan’ın kaybında olduğu gibi zaman zaman başarısızlıklara neden olduğundan söz etmektedir. Öte yandan, mesela Kars müdafaasında ahalinin daha gayretkeş olduğunu da sevinçle anlatmaktadır. Bazı paşaların inisiyatif alma konusuna da sınıfta kaldıkları dikkat çeken bir durumdur. 93 Harbi'nden on yıl evvel, Kütahyalı Âkif Bey gibi bazı gayretli subayların boş vakitlerde Rusya hududunu gezerek bir haritasını çıkarma teklifini, dönemin istihkâm komisyonu reisi Fosfor Mustafa Paşa, başa iş almak korkusuyla reddetmiştir. Devletinin ve Rusya’nın
Tarih
Başımıza GelenlerMehmed Ârif · İz Yayıncılık · 2016189 okunma
Aşk mı? Bu dünyada ?
5/10
·198 syf.··
2026 30. kitabı
" Önemli olan mesafe değildir. Yoldur, aşılır. O kapanmaz denen mesafeler bir gün kapanır, iki taraf da istediği sürece. Ama o bahsedilen mesafe kalplerin arasındaysa... İşte buna çaresi yok." Selam canlar Bugün sizlere kalbinizi egenin rüzgarlı sokaklarında bırakacağınız İzmir'in huzur veren atmosferinde geçen bir hikâye ile geldim... Belkide ben İzmir'de yaşadığım için bana güzel geliyordur ama sevmeyen merak etmeyen yoktur İzmir'i diye düşünüyorum. Tamam İzmir'i seviyoruz merkez Neyse cağnım İzmir'i bir kenara bırakıp konumuza dönelim. @kitaptutkunubirpapatya kaleminden #aşkmıbudünyada ... Özellikle genç okurlar için dostluk, ev arkadaşlığı, aşk dengesi olması gerektiği gibi güzel aktarılmış. Altı kız, bir evde yasayabilir mi ? Çokta güzel yaşıyorlar ve aralarında ki dostluk gayet güzeldi. Yazarın kalemi akıcı samimiyetin ve sıcak ortam atmosferi güzeldi. Romantik kurgu, üniversite kurgusu ve gençlik hikâyelerinden hoşlanan, tatlı ama çokta yormasın dediğiniz bir kitap arayanlar bir şans vermeli. Gelelim konusuna... Aynı üniversitede okuyan aşka dair iki zıt bakış açısı sizce ortaya nasıl bir hikâye çıkacak dersiniz ? Papatya, İngiliz Dili edebiyatı okuyan, aşka aşık, kitaplardan beslenen, umut dolu kızımız. Kitaplarda okuduğu okuduğu aşkı gerçek hayatta da bulacağına inanan papatya okuldan arkadaşı Çınar'a karşı beslediği farkı duygular olduğunu hisseder ve bunu dile getirir lakin beklediği karşılığı alamayınca bir çöküş yaşar ve ikilinin arkadaşlığı da bozulur. Bu esnada bir kafede tanıştığı Toprak ile arkadaşlık kurar. Toprak, hayalleri olan ama kalbi geçmişten yaralı ve daha gerçekçi delikanlımız. Aralarında mesajlar konuşmalar, buluşmalar derken papatya ona karşı da duyguları değişir. Tabi Papatya başta bunu kendi bile kabullenemez. Papatya'nın
1000k
Aşk mı? Bu Dünyada?Sümeyra Akkılıç · Kaktüs Sanat Yayınevi · 202510 okunma
O KADAR KİMSEZİDİM Kİ YOKLUKLARINDAN MEDET UMUYORDUM.
Puan vermedi
Şermin Yaşar, Yazarlık kariyerine adım atmadan önce sosyal medyada “Oyuncu Anne” adıyla tanınmış olan Şermin Yaşar, anne-çocuk ilişkilerine dair tecrübeleri ve hassas tutumuyla alanında fark yaratan işlere imza atmış. 2017 yılından önce kitaplarını Çarkacı soyadıyla yayımlayan yazar, çocuk gelişimi alanındaki kitaplarının yanı sıra öykü dalındaki eserleriyle de hayran kitlesini giderek genişletmiştir. Bir Kadın, Bir Anne ve Bir Yazar Göçmen bir ailede dünyaya gelen Şermin Yaşar, Almanya’nın Başkenti Berlin’de 1982 yılında doğdu. Ailesinin Türkiye’ye dönme kararı üzerine çocukluk yıllarını Bilecik’in Kınık köyünde geçiren Yaşar, lisans öğrenimini tamamlamak üzere Isparta’ya taşındı. Burada Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduktan sonra, yüksek lisans öğrenimi için Ankara’ya yerleşti. Ardından kariyerine reklam sektöründe metin yazarı olarak başlangıç yaptı. Yazarlığa olan tutkusunu mesleği sayesinde daha çok keşfetme ve geliştirme fırsatı bulan Yaşar, bu sayede kariyerinde yöneticilik pozisyonlarına kadar yükseldi. Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır. İki hayat, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur. Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanın yalnız bırakıldığı, herkesin ancak kendine yetebildiği, en yakınlarına bile derman olamadığı bir çağın hikâyesi. Selime Teyze: Romanın merkezindeki karakter olan Selime Teyze, yıllarını annelik, fedakarlık ve sessiz emek üzerine kurmuş bir kadındır. Hayatı boyunca “önce başkaları” diyerek yaşamış, kendi ihtiyaçlarını ertelemiş, görünmez olmayı kabullenmiştir. Ancak yaş ilerledikçe ve kocasını kaybettikten sonra, bu görünmezlik artık gönüllü bir fedakarlık olmaktan çıkar, yok sayılmaya dönüşür, çocukları kendi hayatlarına odaklanır. Selime’nin en belirgin kişisel özelliği, sessiz bir
Edebiyat
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma