DÖRT SOYLU GERÇEK
Dört soylu gerçek, Budist öğretinin temel anlayışını oluşturur: Birinci soylu gerçek (Dukkha); yaşamda ıstırap vardır "Doğum dukkhadır, yaşlanmak dukkhadır, ölüm dukkha- dır, üzüntü, feryat, acı, çaresizlik dukkhadır, hoşlanılma yana/ sevilmeyene yakın olmak dukkhadır, hoşlanılana/ sevilene uzak olmak dukkhadır, istediğini alamamak dukkhadır . " Buda Yaşam acılarla doludur. Bu ilk soylu gerçek Dukklıa keli- mesiyle tanımlanır, aslında kelime anlamı acıdan daha farklıdır. Buda'ya göre insanların yaşamiarına bütünsel bir gözle bakıldığında, sürekli bir kaygı halini görmek mümkündür, Dukkha'yla bu kaygı, tatminsizlik hali kastedilir. İnsanın kendisine yönelik duyduğu kuvvetli arzular kay- gıya yol açar. Bu arzular yerine getirilse, tüm istekler gerçek- leşse bile bunlar ebediyen elde tutulamayacakhr. Sadece bek- lenti hali değil, onları kaybetme olasılığı da bir kaygı vesilesi- dir. İstekierin elde edilernemesi de aynı şeki ld e bir kaygı 70 BUDA'NIN ÖGRETiSi durumu yaratır. Bu sefer de, doyumsuzluk nedeniyle ya da engelleyici arzular nedeniyle acı çekilir. Diğer bir deyişle, in- sanın doğasında olan çok temel kaygı hali tüm deneyimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Buda, bu problemin çözümünün, istekleri, tutkuları ger- çekleştirmek üzere dünyayı değiştirmeye çalışmakta yatma- dığını söyler. Çözüm, dış dünyayı buna zorlamak değil de, insanın kendinde bir içsel dönüşüm sağlamasındadır. Buradaki gerçek; dünyanın durumunun çözümün değil de
1000Kitap
Bir Yazar Bir Kitap
* Gece uzun sürdü. Çinko sundurmayı döve döve eritmeye ahdetmiş yağmur, sabaha kadar insafa gelmedi. Orta yerinden yırtılan kara atlas, feryat figan doğurduğu şimşeklerin göbeklerini kendi elleriyle kesti. Gök gürledikçe kubbe inledi, kubbe inledikçe yer titredi. Kediler saçaklara, sincaplar kovuklara, karıncalar toprağa, insanlar evlerine gizlendi. Bense yanlış yerde, hep yanlış yerde olmanın huzursuzluğuyla, kendi kendimin kötü bir replikası gibi çerçevemi yadırgaya yadırgaya döndüm durdum yatakta. Fırtınada aklını yitiren kayın var gücüyle pencereyi yumrukluyor, duvarlara tırmanan gölgeler doluştukları sıva çatlaklarında çirkin canavarlara dönüşüyordu. Çirkinlerdi fakat ürkütücü sayılmazdı hiçbiri. Kader'le buluşmaya karar verdiğimden beri gelecekten korkmuyorum. Ama şimdi, şimdinin geçmek bilmeyişi, hala dehşet verici. 5 * Yine de kıl¬çıksız bir günaydınla karşıladı beni. 5 * duvar kağıtlarının yırtık yerleri, istasyon, liman gibi melankolik fonlarda öpüşen aşıkların fotoğraflarıyla acemice gizlenmişti. 6 * Pencereden dışarı şöyle bir göz attıktan sonra, "Şeker değiliz ya, yürürüz işte yavaş yavaş" diye omuz silkip dilini iştahla şaklattı ve uzandığı francala dilimini erik marmeladına daldırdı. Ben de bütün gece teneke kemirmişim gibi pasla kaplanmış ağzımı kahveyle çalkalayıp onayladım: "Yağmurda erimek, bu bayık yerde çürümekten iyidir zaten." 6 * "Porto'ya gideceğim ben. Oradan da Santiago'ya yürüyeceğim. Bildiğin yürüyeceğim ama ha, öyle araba, tren filan yok! 7 * "Durduğumuz kabahat" diye tekrarladım ben de. Bunca yıl payıma düşen bulanık çamurun içinde durduğum kabahatti. İşlediğim, işlemiş olabileceğim cinayetlerden bile daha büyük kabahat hem de. Asıl hata, yaptıklarım değil, bana onları yaptı¬ranların arasında kalmayı sürdürmemdi. Doğru nedir emin
HEP KİTAP
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir Yazar Bir Kitap
KELİME DEFTERİ * Diğer yandan her yazarın belli kelimeler etrafında döndüğünü biliyordum. Öyle ki o kelimelerin bir araya getirilerek yorumlanması yazarın ilgilerini, ısrarlarını, meselelerini kısacası temel izleğini (personel mitini) ortaya çıkarabilirdi. Yazar o kelimelerden ibaret tek cümleye indirgenebilirdi. 13 * İşte benim Kelime Defteri’m: Aşk: Ezelden beri aşk olduğu için kelimelerin en başına yazıldı. Ezel Tanışıklığı: Aşkın tanımı. Bezm-i cânda Galib’in payına düşen kâle-i kâm. İhanet: Ezeli aşk üçgeni. Akıl ve Kalp: Aklıma yaslansam kalbim, kalbime yaslansam aklım yarı yolda bırakıyor. Acı: Kendimiz için çekersek bizi bencilleştirir. Kendi acımızda bütün evrenin acısını tecrübe edersek olgunlaşırız. Acıdan acıya fark var. Empati: İnsan olmanın ilk şartı. İnsan kendini başkasının, dahası kurdun kuşun, börtü böceğin, kırık dalın yerine koyabiliyorsa insandır. Hayvanlar: Sevmiyorsan da yaşama hakkına saygı göster. Yusuf’u yemeyen kurttan muhacir Masala, akıbeti meçhul karacalara. Yazdıklarımda hep varlar. İnsaniyet: Her türlü davanın üstünde. Ve ben artık insanlardan insaniyete sığmıyorum. Sahici: Düz cümleler kurmaya heves edişimin hem sonucu hem sebebi. Siyaset: Tek masumun acı çektiği yerde bütün geçerliğini yitirir. Savaş: Niye ki? Şefkat: Bütün duyguların üstünde duruyor, hâlâ. Zaman: Her şey her an yeniden yaşanıyor. An: Her şey anın içinde donmuş duruyor. Ölüm: Ölüm sonrasında bir hayat olduğundan, orada tekrar buluşup konuşacağımızdan kalemimin şu an elimde durduğundan emin olduğum kadar eminim. Kadim: Ne güzel kelime. Evrensel: Kadim ile birlikte. Perde: Bu perdenin arkasında ne var ki ömrünü onun önünde muztarib bir ruh gibi dolaşmakla geçiriyorsun? Hepimiz bu taraftayız. Arkada ne var? Gölge: Sen bana gölge ben sana gölge. Rabb’in nazarında sen gölge
TİMAŞ
Lisa Yee // Maizy Chen'in Son Şansı •Bazı kitaplar her ne kadar çocuk kitabı görünse de aslında geçmişe ışık tutan ve büyüklerinde ilgilendiren bir anlatıya sahiptir. Maizy Chen’in Son Şansı da bu kitaplardan biri hikâye ilerledikçe, metnin yalnızca genç okurlara değil aile olmanın, geçmişle bağ kurmanın ne anlama geldiğini sorgulayan herkese seslendiği fark ediliyor. •Maizy, annesiyle birlikte yaz aylarını geçirmek üzere küçük bir kasaba olan Son Şans’a gider. Büyükbabasının sağlık durumu nedeniyle alakalı olan bu ziyaret beklenenden uzun sürer ve kasabanın durağan atmosferi Maizy’yi başta bunaltır. Ancak zamanla tanıştığı insanlar ve özellikle büyükbabasının anlattıkları, onun bu sıkıntılı ruh hâlini yavaş yavaş dağıtır. •Büyükbabanın geçmişe dair anlattıkları, hikâyenin tarihsel derinliğini oluşturur. Ailenin Asya kökenli geçmişi, Amerika’ya uzanan zorlu yolculuklar, geride bırakılan hayatlar ve karşılaşılan ayrımcılık, özellikle Çinli göçmenleri hedef alan yasalar üzerinden görünür kılınır. Bu anlatılar, yalnızca bir ailenin anıları değil uzun yıllar boyunca görmezden gelinmiş bir toplumsal deneyimin ifadesidir. •Ailesinin işlettiği Golden Palace restoranı, Maizy için geçmişle kurulan somut bir bağa dönüşür. Duvarlarda asılı eski fotoğraflar, bu fotoğraflardaki kişilerin kim oldukları hikâyeye giderek daha fazla derinlik kazandırır. Maizy’nin bu sorular etrafında yaptığı keşif, aslında Amerika’da Asya kökenli olmanın taşıdığı görünmez yükle yüzleşmesine de kapı aralar. •Maizy Chen’in Son Şansı, yalın dili ve sakin anlatımıyla, aile bağları, aidiyet ve tarihsel hafıza üzerine güçlü bir metin ortaya koyar. Çocuk okurlar için bir kendini bulma yolculuğu sunarken, yetişkinler için geçmişin bugünü nasıl şekillendirdiğine dair düşündürücü bir okuma deneyimi
1000Kitap
Doğal olan, övgüye asıl layık olandır. Werther'in gözünde böylesine mühim, insana sağını solunu unutturan, aşk dediğimiz bu meselede müsaade edilen yegâne cilve budur; tatlı bir tesadüf eseri, erdem yolunda başvurulabilecek en fevkalade taktiktir de aynı zamanda. Gerçekten seven erkeğin ağzından, farkında bile olmadan, en harikulade sevgi sözcükleri dökülüverir, bir anda kendisinin bile anlamadığı bir dilden konuşmaya başlar. Şu dünyada yapmacıklıktan medet uman erkeğe yazık! Gerçekten sevse bile, en kıvrak zekâya sahip olsa bile, kendi lehine olanların dörtte üçünü baştan yitirmiştir. Bir anlığına dahi kendini yapmacıklığa kaptıran, bir dakika geçmeden, kupkuru tavırlarla karşılaşmaktan kurtulamaz. Sevme sanatının, aslına bakılırsa, insanın, anın sarhoşluğunun emirlerini dile getirmesinden ya da bir başka deyişle, ruhunun sesini dinlemeye mecbur kalmasından ibaret olduğuna inanıyorum. Ama bunun o kadar kolay olduğunu zannetmek hata olur; gerçekten seven bir erkek, sevdiği kadından hoşuna giden sözler duyduğu anda, konuşma gücünü yitiriverir.
Lezzet!
“Lezzet denen şey altı kattan ibarettir. En başta ‘dört esas tat’ vardır: Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi. Bunlar bir başlarına ya da birleşerek lezzetin ana makamını, nüvesini, çekirdiğini oluştururlar. Sonra ‘temaslar’ gelir. Her lezzet ağza kendine has bir şekilde temas eder. Kimi dolgundur, kimi zayıf kalır.Kimi dişleri kamaştırır, kimi ağzı sulandırır, kimi ısıtır, kimi serinletir. Üçüncü sırada ‘satıh’ gelir.Satıh temaslara seslerin de dahil olmuş halidir. Lezzet vardır, çıtırdır, lezzet vardır, kıtırdır. Bazısı yumuşacıktır, bazısı pütür pütür. Tat dile temas ettikten, ağız sathı keşfettikten sonra sıra ‘ıtırlara’ gelir. Itırlar çok önemlidir, zira lezzetler ancak kokuyla birlikte tamama ererler. Öyle ki kokusu olmayan lezzet diye bir şey mümkün değildir. Lezzetin beşinci katı ‘zevahir’ yani görünüşün evidir.Lezzetin göze vurmuş, gözleri de doyurmaya başlamış halidir. Göz görmezse dil, damak ve burun da yabancılaşır. Son olarak altıncı katta yani en derinde ‘hisler’ vardır. İnsanların çoğu fark edemez ama her lezzet mutlaka bir hatırayla, maziden gelen bir duyguyla alakalıdır. Lezzetler insanın geçmişidir ve duyguların bir başka lisana tercümesidir..”
Hayata Dair