“Bu şehir bizi el ele görmeliydi.” Birbirine bu kadar ait duran iki insanın aynı kaldırımlarda yürüyüşünü görmeliydi.. Sokakları dile getirircesine yürüdüğümüz anları.. Senin bana bakarken gözlerinin nasıl yumuşadığını, benim sesini duyunca nasıl sustuğumu bilmeliydi bu şehir. İnsanların bizi gördüğünde işte birbirini seven iki kalbin bir oluşu demeliydiler.. Birbirine kavuşmak için gün sayan iki kalbin nasıl aynı anda çarptığını duymalıydı. Ve bu şehir… Bu şehir bizi el ele göz göze görmeliydi. Bir kafede karşılıklı otururken nasıl birbirimize bakıp sustuğumuzu görmeliydi. Çünkü bazı sevgiler konuşmadan anlaşılır. Bizimkisi de öyle ya hani.. Saklı sanarız ama apaçık ortada bizim sevgimiz.. Sen gözlerime baktığında ben dünyanın bütün gürültüsünü unuturum çünkü. Saklayamadığım o uzun uzun bakışlarım anlatır içimdeki seni ben sussamda.. Bu şehir bizi o sonsuz maviliği izlerken görmeliydi.. Ellerimizde kitaplarımızla bize sunulan tüm güzelliklerin nasılda kıymetini bildiğimizi görmeliydi.. Hiç kimseye ihtiyaç duymadan sadece iki kişinin birbirine nasıl yettiğini hissetmeliydi bu şehir.. Birlikte içtiğimiz kahve kokusunda yaşayamadığımız günlerin acı tatlı anılarını olduğunu bilmeliydi.. Kıyıda köşede üç beş dakikanın peşine düşüp, küçücük sarıldığımızda şehrin çiçekler açtığını herkes bilmeliydi.. Ayrı ayrı yürüdüğümüz yollarla o kısacık anlara ait anılarımızın kıymetini nasıl yürekten bildiğimizi sokakların dili olsa anlatırdı belki ama adım attığımız her yer duymalıydı içimizdeki özlemi. Göz gözeyken, Yan yanayken birbirine hasret kalmanın yürekte nasıl bir yangına döndüğünü tüm şehir haykırlamalıydı.. Özlüyorum seni.. Aldığın nefesi bile özlüyorum. Gecenin bir yarısı durduk yere aklıma gelişin,
Dile sükut düşmüşse,yara derindir. Yara derinse,Allah kerimdir. Kerim olan ise ; acı imtihanın tatlı mükafatıdır..
Hayata Dair
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MUSTAFA ÖZTÜRK (ve Herzeleriyle) VEDALAŞIRKEN...
Mustafa Öztürk'ün öğrencilerine aşıladığı nedir? Sırf bir "fikir jimnastiği" midir? Yoksa fazlası mıdır? Bu soruya cevap verebilmek için Prof. Dr. Ömer Demir'in Bilim Felsefesi'ne uzanmak lazım. Özellikle Kuhncu geleneğin "paradigma" üzerine söylediklerine. Yaklaşımlarının özetlendiği maddeleri alıntılarsam: "1) Bilim adamları bilişsel etkinliklerini ancak paradigmalarla sürdürebilirler. 2) Farklı paradigmalar birbirleriyle kıyaslanmayacak kadar nüanslara sahiptir. 3) Bilimsel bilgi "birikimsel" değil "devrimsel" bir nitelik taşır. 4) Bir paradigmadan diğerine geçiş "ânî bir algı dönüşümü" gerektirir. Yâni paradigma değiştirmek "din değiştirmek" gibidir." Bu gelenek, yine Ömer Hoca'nın ifadesiyle, "Pozitivizmin formulasyonuna değil bizzat kendisine karşı çıkmaktadır." Ah, atladık, en önemlisi sona kaldı. "Paradigma" nedir peki? Kitaptan omuz alalım tekrar: "Paradigma, onlar için dünyaya bakılan, standartlar veya ölçüler yumağıdır. (...) Bilim adamları topluluğu tarafından paylaşılan bir paradigmanın en belirgin özelliği "temel sorular" ve onlara verilebilecek "kabul edilir cevaplar"ın çerçevesini çizmesidir. (...) Ancak paradigma sadece "çalışma tekniklerini" veya "disiplinin temel varsayımlarını" değil bunların yanında söz konusu varsayım ve yöntemlerin doğruluğuna ilişkin "bilim adamları topluluğunun ortak inançlarını" da içerir." Yâni arkadaşlar "paradigma"nın bir tür "îtikad"a benzediğini de söyleyebiliriz. Çünkü îtikad da insanda âlem algısını kendisine göre belirler. Her îtikad sahibi aynasında yansıyan şekliyle âlemi bulur. Bu nedenle bir dinin "içinde" bilgi üretebilmek için "o dinin itikadına uygun" konuşmak lâzımdır. Yoksa üretilen bilgi "din hakkında" olur fakat "dinin içinde" olmaz. **Bediüzzaman'ın tabiriyle: "Meyl-i tevessü ise -çünkü dahildendir-
Tefekkürât
Sosyal medyanın sadece medya kısmı bana çokça yetiyor
Dün kuzenimin arkadaşıyla üçlü olarak oyun oynarken kız Instagram sordu. Ben de birkaç kere oynasak da ondan emin olmadığım için "Pek kullanmıyorum." dedim. -Cevap olmasa da doğruydu. Takipçiye izin vermiyorum zaten ve arada geçiyorum.- Biraz durdu sonra "Ciddi misin, ben seni video çekenlerden sanmıştım. Çok güzel bir enerjin var. Profilde sen yoksun ama tatlı biri olduğuna eminim." dediğinde içimde kahkaha atıp "Alt tarafı dümdüz oyun oynuyoruz nerden nereye, çok değişik?" desem de ona "Teşekkür ederim ama insanlara pek tahammül edemediğim ve de bir şeyleri gösterme ya da kanıtlama amacı taşımadığım için böyle iyiyim. Tatlı kısmı ise, Yaso var ve kız arkadaşı olup az çok ona benzediğini düşündüğümden. Normalde tutumum bu kadar tatlı değil hem de bir yabancıya? O yüzümü görsen buna pek inanmazsın, bunu gördüğün için de ona." deyip nabzını yokladığımda kendini bozmamıştı. Kızlara da tanışmada torpilli davranmıyorum. Dümdüz insan muamelesi yeterli. Kızın sesini ilk duyduğumda beğenmiştim ve dile getirmiştim. Sonra oynarken ben kuzenimle şakalaşıp eğleniyordum. Tepkilerini analiz ettiğim için onunla standart bir iletişimde kalmıştım. Biraz dışlamayı andırabilir ama yapım gereği temkinli davranıyorum: kendimce tartıp ölçüyordum işte. Yine de öyle hissetmemesi için de normalden az o tarafımı gösterdim. Birkaç gün üst üste oynadık ve anormal bir şeyini görmeyip bulmadığım için çeyrek arkadaş gibi davrandım: biraz şakalaştım, uğraştım vs. o da biraz geldiği için ben de öyle gittim. Ama oradan buraya başlamasına şaşırmıştım. Hobi ya da kazanç olarak beni hiç çekmiyor sosyal medya. Her gün ya da birkaç gün içinde bir şeyler paylaşmak bana hesap vermek gibi (Bugün şunları bunları yaptım, aa bugün buradayım tarzındakiler), bir şeyleri kanıtlama (biz şöyleyiz, biz böyleyiz öyle
Hayata Dair
Değerli hissettirseydi bu halimle giderdim ama yapmadı(-m)
Kardeşim gideceği için 6' da uyandım. 2-3 saatlik uykuyla alnım donmuş gibi kalktım. Gözlerimi de taç açamıyorum. Konuşmaya çalışan kedilere de dönmüştüm. Kahveyi koyarken atıştırsın diye yumurta kırmak istedim. Yağa kahve dökmüşüm. Karıştırmaya devam ederken bir ara tam görmeye çalıştım "Ne ara pişti de yandı, çok değişik görünüyor. Annee, bu ne?" deyince "Kahve buradaysa yumurtalar nerede, ne yapmışsın? Tatlı koymak için arkamı döndüm sadece." deyince "Bilmiyorum, demin elimdelerdi. Nereye gittiler ki?" etrafa bakınırken kartonun içindekileri görünce "Buradalar, hem de çoğalmışlar. Bu hemen nasıl oldu ki?" deyince annem beni mutfaktan çıkarma girişimindeyken "Yüzünü 3-5 kere yıkamadan gelme." dedi. "Niye gülerek konuşuyorsun ki, çekiştirirken de güldün. Sabah sabah gülecek enerjiyi nerede buldun? Ayrıca ben ne yapmaya gitmeliydim?" deyince çoğu dediğim anlaşılır olmasa da en son dediklerini de duymadım. Salonu görünce "Uyumadan nasıl yüzümü yıkayayım önce uyuyup uyanmam gerek. Sıra böyle değil miydi? Hem o soğukluğu geri yaşayamam." deyip sobanın arkasında geri uyumuşum. Kardeşim kuzenlerimle gelince uyumadan uyandım! Kapıyı açınca kalabalıkla şaşırdım "Sizi demin yolcu etmiştik, niye geri geldiniz? Kardeşim bizden çok sizinleydi. Bugün bile. Hepinizin ağzına sçayım." deyip hepsini kapıda bırakmak isterken, hepsi bana şok olmuş şekilde bakıp şaka mı gerçek mi çözemiyor. Ama daha önce hiç böyle davranmadığım için tetikteler. -Sinirlenirsem hepsinin benden büyük oluşu kurtarmazdı.-Son kelimeyi demeden kardeşim ağzımı kapatıp beni poşet taşır gibi kapıdan çıkardı. Elini ağzıma bastırıp acımadan ısırdım "Pislik hayvan, bana öyle davranamazsın. Sizi de duyuyorum, g.t kaktüsleri. Karga bokunu sıçmadan gelmişsiniz. Üstüne gülüyorsunuz. Gelince hepinizi kovacağım. Sabah
Hayata Dair
Yazar Dedikoduları 1- J. R. R Tolkien
Seelamm! Bu gün beraber yeni bir seriye başlıyoruz. Konumuz, yazar dedikoduları. "Yazar Dedikoduları" serimizin ilk konuğu elbette ki favori yazarım olan, Orta Dünya'nın yaratıcısı, dillere destan J. R. R. Tolkien . Onun adını duyduğunuzda aklınıza hemen Yüzüklerin Efendisi, hobbitler, elfler ve o büyülü dillerin karmaşık yapısı geliyor olabilir. Ancak bu efsanevi profesör, yarattığı dünyanın gölgesinde kalmış, en az eserleri kadar ilgi çekici bir kişisel yaşama sahipti. Bugün, o cübbeli, pipolu, ciddi Oxford profesörünün ardındaki insana odaklanacağız. Hayatını değiştiren yasak aşk hikayesi, onu eserlerine ilham veren mitolojiye nasıl yönlendirdi? Efsanevi Beren ile Luthien aşkının arkasındaki gerçek hayat hikayesi neydi? Ve en önemlisi: Yakın arkadaşı, yazar C. S. Lewis ile aralarındaki o meşhur gerginlikler ve derin inanç tartışmaları nelerdi? Bu konu üzerinde özellikle titizlikle çalıştım çünkü yanlış bilgiler orada burada gezinip duruyor. İkisinin de haklı veya hakız olmadığını bu iletide anlayacaksınız! Kılıçları, yüzükleri ve haritaları bir kenara bırakın. Çünkü bugün, Tolkien'in evine, dostluklarına ve kalbinin en gizli köşelerine bir göz atıyoruz. Dedikodu başlıyor! Ama öncesinde: Tolkien Kimdir? Profesör John Ronald Reuel Tolkien, 1892'de Güney Afrika'da doğdu ancak çocukluğunun büyük bir kısmını İngiltere'de geçirdi. Edebi dehasının temelleri bu dönemde atıldı. Oxford Üniversitesi'nde öğrenim gördü ve kısa sürede filolojiye (dillerin tarihsel gelişimi) olan olağanüstü yeteneğiyle dikkat çekti. I. Dünya Savaşı'nda cephede görev aldıktan sonra akademik kariyerine yoğunlaştı. Tolkien, 1925'ten emekli olduğu 1959 yılına kadar Oxford'da Anglo-Sakson ve İngiliz Dili ve Edebiyatı profesörlüğü yaptı. Bu kariyer, ona Orta Dünya'yı ve onun dillerini (Quenya ve Sindarin gibi)
Edebiyat