Hugo'nun gözünden Abdülmecit
Sultan Abdülmecit'in yüzünde belirgin bir anlam yok gibi, yakışıklıdan çok çirkin sayılır; ama yinede tatlı ve zeki gözleri var. Yürüyüşü ve davranışları ağır ve yavaş; bu durumu gereği mi, yoksa dermansızlık belirtisi mi belli değil. Her halde iyi niyetli bir insan! Geçenlerde genç bir Fransız ressamına portresini yaptırmış. Resmini yaptırmak bir Türk için olağanüstü bir şey. Hele bir Sultan için olacak iş değil, korkunç mu korkunç! Ressamla tarihten söz etmiş ve kendisini soru yağmuruna tutmuş. Birden bire sözünü keserek içini çekmiş ve şöyle demiş: "Ah! Elimden geldiği kadar okumaya, öğrenmeye çalışıyorum! Biz sul-tanlardan bugünü de geçmişi de gizlerdi. Ama ben artık doğruyu ve yanlışı düşünüp anlamaya çalışıyorum. Bütün milletlerin tarihinde ve özellikle bizimkinde, çok acıklı ve kötü şeyler olmuştur. Ama Allahın yardımıyla, benim hükümdarlığım döneminde ve benim yüzümden artık bu gibi şeylerin olmayacağına inanıyorum! Padişah bu düşünce ile Selanik Paşasını, (tıpkı bizim aşırılarımız gibi eski yanılgıları ve kıyımları din perdesi altında yenileyen bu yaşlı Türk'ü) görevden aldı. İnsanların en acımasızı ve Osmanlıların en softası olan bu Paşa'nın Sultanın kendisini işten atan buyruğunu alırken şöyle haykırdığı söylenir: "Her şey bitti, eski inançlar ortadan kalktı! Dünya dinsizlerin elinde kaldı!" Her yerde olduğu, Türkiye'de de protokol kuralları değişiyor. Artık Sultan yabancı elçileri ayakta karşılıyor. Elçiler kendisini üç defa selamladıktan sonra, aralarına giriyor ve konuşuyor. Türkçeden başka dil bilmiyor ve ara sıra birkaç İtalyanca kelime paralıyor. Tek tük Fransızca kelimeler kekelediği de oluyor. Uygarlık yolunda emekleyen milletin simgesi! "Uygarlık" (Civilisation) sözcüğü Türkçeye girmiş. Türklerin bu kavramı karşılayacak bir kelimeleri yoktu. Ah
Sayfa 26
Anı-Mektup-Günlük
Bir Şair Bir Kitap
Dilek Kartal – Çifte Açmaz çok mu güzel diye orda çocuklar değmesin diye mi nazar kem gözlerden yıllardır kurşun döküp duruyorlar tepelerinden ** herkes o ilk acıyla ölmediğinde çok gücenir hayata sonra unutur ben o son dakika dediğinde otuzbeş can, ilk canlı bağlantı, olay yeri, ilk resmi sayıklama ohlar ahlara bir kez daha galip geldiğinde allahım ne çok acı vardı ** kucağımda iki avuç çaresizlik kusursuz bir sessizlik fotoğrafı gibiydim oysa sen susmak demiştin bir defasında öldürmeye tam teşebbüstür kendini dişlerine vura vura ** o saçlarıma değen dönüşlü gök kör eden ışık, o korkunç sayha inip çıkan adamlar günahkar perçemlerine asılarak birbirlerinin bir köy dolusu kadın taşları yoklaya yoklaya taşları koklaya koklaya bir köy dolusu... oğul öksüzü eller... çemberler... karanfiller... bir köy dolusu kadın :rüya
İz
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Görmeyiz bir dil ki tûtî gibi güftâr eyleye Söyledir mi yok cihânda, bilmezem söyler mi yok.” Şeyhülislam Yahya (Şöyle papağan gibi tatlı, güzel sözler söyleyen bir gönül göremiyorum. Bilmiyorum dünyada güzel söz söyleyenler mi kalmadı, güzel söz söylenecekler mi tükendi?!..)
Sayfa 75·Kitabı okudu
Tatlı mı dil
Huylu huyundan vazgeçmez, ama tatlı dille ikna edilebilir.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Seni gören gözlerim kime baksın şimdi? Avare gönlüm kimle avunsun? Senin tatlı diline alışan biri başkasını dinler mi?
Sayfa 34·Kitabı okudu
Uzun zaman ülfet bu hayatı yaldızlı saltanattan daha tatlı yapmadı mı? Bu ormanlar, kıskançlık yuvası saraydan daha tehlikesiz değil mi? Herkesin uğrağı olmaktan uzak kalan şu hayatımız ağaçlarda dil, akan ırmaklarda kitap, taşralarda öğüt ve her şeyde bir iyilik buluyor.
Sayfa 37·Kitabı okudu