Fazla abartılmış. Edebi niteliği yüksek değil, çevirisi de başarılı değil. Yayınevi de son yılların en meşhur kitaplarından birini redaksiyona yollamadan basmış. Bu yüzden okuma deneyimi yer yer fazla ucuz hissettiriyor.
YA penceresinden bakıldığında eğlenceli bir serüven olarak değerlendirilebilirdi ama grafik içeriğinden dolayı reşit olmayanların okuması doğru olmaz bile. Ana karakter Jude'un hayat hikayesini baştan sona anlatan kurgusal bir biyografi tadında. Karakterlerin derinliği nispeten tutarlı fakat gerçekçi değil, hikaye çok çiğ.
İlk izlenimi merak uyandıran, makul duygu iniş çıkışlarıyla kendini okutan şekildeydi fakat 300-400. sayfa dolaylarında kitap öyle bir ağırlaştı ki bitsin diye zar zor devam ettim, tetikleyici içerikler birçok okur için tahammülü zor olabilecek nitelikte. İkinci yarısı ise gerçek dünyada geçen bir hikaye için çok acıklı fakat çok romantik oluşu ile fazla "kurgu" kokuyor. Bu, şahsen benim için kitabı ciddiye alarak okuyamamamdaki en büyük etken oldu. Boğucu duygusal olaylarla müthiş bir dram yaratıp okuyucuyu çarptığından dolayı şöhrete kavuşmuş denebilir. Bu tarafı edebi bir derinlikle birleşemediği için ününün benim için anlamı kalmadı, ortalama bir keyifle okumuş olsam da 800 sayfa enerji harcamaya değmez.
Çok sade, objektif, hatta neredeyse "kuru" bir anlatıma sahip 'Bir Kadın' okuyan her kadının 64 kadar sayfada kendinden çok fazla şey bulacağı gerçek bir anlatı.
Daha bu sabah kadın odaklı en iyi hikayelerde başrolün aslında zaman olduğuyla ilgili bir yazı gördüm. Kadını en iyi tanımlayan şey zaman, yani döngü değil de nedir? Küçük bir kız çocuğu, gençlik, genç yetişkinlik, anne, ata. Her dönemi bambaşka, hiç olmadığımız ve bir daha olmayacağımız hallerimizle yaşıyoruz.
Fransa taşrasında yaşayan kadınların kendi atalarımla çok benzer hikayeler yaşamış olmasının bana verdiği şaşkınlık, Annie Ernaux'nun bunu kaleme alma cesareti ve ustalığı kitaba hayran kalmama sebep oldu. Aynı dünyanın beri uçlarında benzer veya farklı zamanlarda devamlı aynı şeylerin yaşanıyor olması ve bu toplumsal, zamansız hatıraların bu şekilde sade dile getirilmesi, gerçekliği perdelemediği için insanda tokat yemişten beter bir hisse sebep oluyor.
Kitabı okuması -manevi olarak- yer yer oldukça zordu. Bilhassa bahsettiğim zaman başrolü benim hikayemde çok erken sona erdiği, bir anne'ye ve onun dönemlerine tanıklık edebilmek imkanına sahip olmadığım için. Fakat buna rağmen, hiç yaşayamayacağımı bildiğim şeyler bile bana hiç de yabancı değildi. Çünkü ben de kitaptaki anlatıların bir bölümünü yaşadığım kendi dönemimdeyim. Çevremdeki bir başka kadın bir başka döneminde, toprağın altındaki bir başka tanıdığım kadın bir başka dönemindeydi.
Kendi adıma, beni kitaplarda en etkileyen şeyler ya karakterle ya da anlatımla bağ kurmaktır. Bu kitapta ikisi de ana motif değildi. Buna rağmen çok özel bir anlatı olduğunu görmemek, hayran olmamak imkansız. Bambaşka birinin otobiyografik(?) anlatısını, anılarını, hatıralarını okumak; okurken kendi hayatının ve hatıralarının paralel şekilde film şeridi gibi
Kitap sıkıcı bir deneme gibi. Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış gibi, ama değil gibi de. Kitabı ilgi çekici bulacak kimselerin Japon kültürüne ileri derecede ilgi duyan kişiler olabileceğini düşünüyorum, onum dışında içerisinde ilgi çekici hiçbir şey yok bana kalırsa.
Kitap yazarın Japonya'da tuvaletlerin mimarisinden bahsetmesi ile başlıyor. Daha sonra yemek kültürü ve devamında da kadınların ten rengini ele alarak devam ediyor ki bu oldukça daldan dala atlayan bir anlatım. O yüzden bilinç akışı tekniğiyle yazılmış gibi gelse de bölümler kendi içinde ve devamı esasında bağlantılı olduğu için bu teknikle yazılıp yazılmadığına karar veremedim.
Yazarın dilini ve anlatım tarzını beğenmiş olsam da içerik bakımından hiç ilgi çekici gelmedi ve çok sıkıcı buldum kitabı. Ama yine de kendisinden bir hikaye ya da roman yahut novella okumayı dilerim. Bu denemesini beğenmemiş olsam da ünü ve popülaritesi boşa değildir diyerek bir şans daha veririm çünkü yazar aynı zamanda Doğu-Batı karşılaştırması yaparak yozlaşmaya da değinmiş ki kitabın bana kalırsa ilgi çekici tek yanı buydu.
Tatile çıkan, evli olmayan bir çiftin buranın yerlisi evli bir çiftle tanışmalarını anlatmaya çalışan bir hikaye. İki çiftin tanışması ve bir arada sohbet ettiği sahneler biraz tüyler ürpertici evet, insanı sonunda ne olacak diye merak ettiriyor evet, fakat bunlara dair merakınızı dindirecek sona gelene kadarki süreç o kadar sancılı ki.
Sancılıdan kastım inanılmaz fazla gereksiz detay olması. Yani ana kurgunun dışında aşırı betimleme yapılmış gibi geldi bana. Normalde betimlemeleri severek okurum fakat bunda hikayeye katkısı olmayan, hayalinizde canlandırmanın ancak sizi yorduğu ve ana olaydan uzaklaştırdığı hissiyatına kapıldım.
Kitabın sonu yaratılmaya çalışan gizemli havanın sonucunu üstü kapalı biçimde anlatmış bana kalırsa. Yani hikayenin ilerleyiş sürecince açık seçik bir anlatım olmasına rağmen kitabın sonundaki çözüm süreci ancak üstü kapalı biçimde, çok aceleye getirilmiş halde sunulmuş.
Kitabı gizemli ve tüyler ürpertici diye merak ederek okumaya başladım fakat bu iki duygu da ana kurguda barınmasına rağmen gereksiz detaylar ve uzun anlatım sizi bu duygulardan uzaklaştırıyor maalesef. Benim için hayal kırıklığı oldu bu kitap.
Yabancı KucakIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2020584 okunma
Son zamanlarda okuduğum en sıkıcı kitaptı. Neden bu kadar meşhur hiç anlamadım. Cinayet zaten baştan işleniyor ve seslendiren her sayfada 15 karakterden bahsederek aşırı yorucu bir anlatım ile cinayetin detaylarını sunuyor.
Bu kadar kısa bir kitapta bu kadar çok karakter olması hikayenin takibini aşırı zorlaştırmış ve okuma deneyimini çok sıkıcı hale getirmiş. Normalde betimleme sevmeme rağmen bu kitaptaki betimlemeler inanılmaz yersiz ve yorucuydu. Yani, bu kadar kısa bir kitapta cinayetin detaylarına dair çok ufak olayların anlatılması bile bir ila yarım sayfa arasında sürmüş. Bu gereksiz detaycılığı, Marquez Rus edebiyatı tadında bir klasik roman yazmış olsaydı kitabı 15 bin sayfa olurdu diye düşündürdü.
Sonuç olarak kesinlikle ilgi çekici olmayan, akıcılık ve olay örgüsü bakımından takibi inanılmaz zor ve sıkıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Üstüne üstlük okuru düşünmeye sevk edecek bir alt metin de yok. Kitabı bu kadar meşhur yapan ne, anlamadım.
Mübalağa yapan bir inceleme yazdığımın farkındayım fakat kitap beni gerçekten çıldırttı.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma