Çok sade, objektif, hatta neredeyse "kuru" bir anlatıma sahip 'Bir Kadın' okuyan her kadının 64 kadar sayfada kendinden çok fazla şey bulacağı gerçek bir anlatı.
Daha bu sabah kadın odaklı en iyi hikayelerde başrolün aslında zaman olduğuyla ilgili bir yazı gördüm. Kadını en iyi tanımlayan şey zaman, yani döngü değil de nedir? Küçük bir kız çocuğu, gençlik, genç yetişkinlik, anne, ata. Her dönemi bambaşka, hiç olmadığımız ve bir daha olmayacağımız hallerimizle yaşıyoruz.
Fransa taşrasında yaşayan kadınların kendi atalarımla çok benzer hikayeler yaşamış olmasının bana verdiği şaşkınlık, Annie Ernaux'nun bunu kaleme alma cesareti ve ustalığı kitaba hayran kalmama sebep oldu. Aynı dünyanın beri uçlarında benzer veya farklı zamanlarda devamlı aynı şeylerin yaşanıyor olması ve bu toplumsal, zamansız hatıraların bu şekilde sade dile getirilmesi, gerçekliği perdelemediği için insanda tokat yemişten beter bir hisse sebep oluyor.
Kitabı okuması -manevi olarak- yer yer oldukça zordu. Bilhassa bahsettiğim zaman başrolü benim hikayemde çok erken sona erdiği, bir anne'ye ve onun dönemlerine tanıklık edebilmek imkanına sahip olmadığım için. Fakat buna rağmen, hiç yaşayamayacağımı bildiğim şeyler bile bana hiç de yabancı değildi. Çünkü ben de kitaptaki anlatıların bir bölümünü yaşadığım kendi dönemimdeyim. Çevremdeki bir başka kadın bir başka döneminde, toprağın altındaki bir başka tanıdığım kadın bir başka dönemindeydi.
Kendi adıma, beni kitaplarda en etkileyen şeyler ya karakterle ya da anlatımla bağ kurmaktır. Bu kitapta ikisi de ana motif değildi. Buna rağmen çok özel bir anlatı olduğunu görmemek, hayran olmamak imkansız. Bambaşka birinin otobiyografik(?) anlatısını, anılarını, hatıralarını okumak; okurken kendi hayatının ve hatıralarının paralel şekilde film şeridi gibi