Çünkü hatıralar, ölümsüzdür...
Ölüm, beni ne köle yapabilir, ne de kral;
Ben, her sabah yeniden doğmuşum gibi uyanırım.....
Ömer Hayyam, 1131 yılında bu dünyaya veda ederken arkasında çözülmüş denklemler ve yanıtlanmış astronomik sorular bıraktı. Ama biz onu en çok, her okuduğumuzda içimizde bir uyanış yaratan o kısa ama derin mısralarıyla hatırlıyoruz. Çünkü o, hatıraların ölümsüz olduğunu biliyordu ve her sabah yeniden doğan bir ruhun, hiçbir zincire vurulamayacağını bize kanıtladı.
Ömer Hayyam (1048-1131), Selçuklu döneminde yaşamış İranlı bir şair, filozof, matematikçi ve astronomdur. Bilim dünyasına kazandırdığı derin katkılar ve felsefi rubaileriyle tanınır.
Binom açılımını ilk kullanan bilim insanlarından biridir ve cebirsel denklemleri geometrik yöntemlerle çözmüştür.
Sultan Melikşah'ın emriyle Celali Takvimi'ni (Güneş yılına dayalı, oldukça hassas bir takvim) hazırlayan heyete başkanlık etmiştir.
Varlık ve yokluk, zaman ve insanın evrendeki yeri gibi konuları derinlemesine işlemiş; sorgulayıcı ve akılcı bir yaklaşım benimsemiştir.
Dünya çapında en çok rubaileri ile tanınır. Şiirlerinde genellikle hayatın tadını çıkarma, kader, ölüm ve aşk temalarını işlerken, dogmalara karşı akılcı eleştiriler getirir. Fitzgerald'ın çevirileri sayesinde Batı edebiyatında da büyük bir üne kavuşmuştur.
Hayyam'a dair olumsuz eleştirileri benim penceremden anlamak gerçekten mümkün değil...
Örneğin;
Hayyam aslında inançsız değil, bir hakikat arayıcısıdır.
O, körü körüne inanmak yerine akıl süzgecini kullanır.
Rubailerindeki sitemler, yaratıcıya karşı bir nefret değil; insanın çaresizliğine ve evrenin gizemine karşı duyulan samimi bir feryattır. **TDV İslam