Erzurumlu Türk olmanın bedeli
Erzurumlu Ermeniler ve yerli işbirlikçiler tarafından Ruslara yapılan ihbarlar sonrasında Erzurum ahalisinden yüzotuzdan fazla kişi tutuklanarak hapsedilmiştir. Tutuklanan kişilerin birçoğu Rusya'ya sürgüne gönderilmiş, bazı Erzurumlular ise kendilerine casusluk, sabotajcılık ve İttihatçılık suçları isnat edilerek ve halka gözdağı vermek gayesi de güdülerek Erzurum Kalesi'nin Tebriz Kapısı'na doğru olan burcunda asılarak idam ve şehit edilmiştir.
Sayfa 212·Kitabı okuyor
Puan vermedi·536 syf.··
2026 7. kitabı
Nazan Bekiroğlu’nun elinden çıkan Nar Ağacı, Balkan Harbi’nden I. Dünya Savaşı’na uzanan o çalkantılı dönemde, farklı coğrafyalardan gelen iki insanın yollarının trajik bir şekilde kesişmesini
Edebiyat
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202034bin okunma
Yavuz'un 1000 altını
Yavuz Sultan Selim, babasının zamanında Trabzon valisiyken bir derviş kıyafetine girip İran'a gider, kastı o memleketin ahvalini gözle görmektir. Tebriz şehrinde misafir olduğu handa satranç oynayıp herkesi yenmeye başlayınca satranç meraklısı Şah İsmail'e haber verilir, o da dervişi huzuruna davet eder. Sultan Selim ilk oyunda hatır sayarak yenilir, fakat ikinci oyunda Şah'a aman vermeyip mat eder. Şah kızar ve elinin tersiyle dervişin çıplak göğsüne vurarak: "Bre derbeder âşık! Hiç şah olanlar mat edilir mi? Edebin yok imiş!" der ve şehzadeye 1.000 altın ihsan eder. Derviş huzurdan çıkıp atına bineceği sırada o 1.000 altını kesesiyle beraber kimseye göstermeden binektaşının altına saklar. Ertesi gece Tebriz'den kaçıp Trabzon yolunu tutar. Aradan yıllar geçip de Yavuz Selim padişah olduktan ve Şah İsmail'i Çaldıran'da mağlup ederek Tebriz şehrine girdikten sonra Şah sarayına gider ve Sekban-başı Balyemez Osman Ağa'ya: "Osman Ağa!.. Şu kapı eşiğinde Şah'ın ata bindiği taşın altında kendi elimle konmuş 1.000 altın vardır, helal maldır, sana hediye et-tim!" der. Herkes hayretle bakışır. Osman Ağa taşı kaldırır... Kesesi çürümüş, 1.000 altın bir kor yığını halinde dururmuş. Balyemez Osman Ağa bu fıkrayı anlatırken hüngür hüngür ağlarmış. "O zamana kadar bir hikâye sandığımız satranç kıssası meğer hakikat imiş..." dermiş..
Sayfa 80 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Türkçenin nelere kadir olduğunu Tebriz aydınları arasında anlıyorsunuz. Unuttuğumuz dil, unuttuğumuz müzik ve etrafa bakma sanatı Tebriz'de. Ara sıra Türkçe konuşulan dünyanin merkezlerini görmek lazım ama bakmayı ve dinlemeyi bilmek şartıyla.
Sayfa 49·Kitabı okuyor
Orada bulunan bir kitaptaki Şems-i Tebriz'inin şu veciz söz çok hoşuna gitmişti. Sesli bir şekilde okuyuverdi: ​“Maşuk hasta olunca, âşık sıhhatinden utanırmış. Sızlamıyorsa için, ne sen maşuksun, ne de o âşık.” ​Ve ekledi, “Ama maşuk, maşuk olmalı ki bunu anlayabilsin; şimdinin maşukları, köşeyi dönene kadar. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaları için, kısa bir süre yetiyor maalesef. Yine aynı bencillik. Yine aynı dünya sevgisi. Bedbin ve hoyrat.”
Sayfa 86·Kitabı okudu
Alıntı