Tecla
Aldığı cevaplarla yetinmeyen biri, bir tahta perdenin çatlağına gözünü uydurup baktığında başka vinçleri yukarı çeken vinçler, başka iskeleleri örten iskeleler, başka kirişleri taşıyan kirişler görür. "Anlamı ne bu inşaatın?" diye sorar. "Kurulmakta olan bir kentin, kent olmaktan başka ne amacı olabilir?" "Uyguladığınız plan, proje nerede?" "Gün biter bitmez gösteririz sana onu, şimdi ara veremeyiz," diye cevap verirler. Gün batımı ile birlikte durur iş. Gece çöker şantiyenin üzerine. Yıldızlı bir gece. "İşte proje bu," derler.
Tecla
Tecla’ya gelenler tahta parmaklıkların, çuval perdelerin, inşaat iskelelerinin, metal armatürlerin, iplerle asılmış ya da ayaklar üzerine kurulmuş tahta köprülerin, seyyar merdivenlerin, elektrik pilonlarının arkasında pek göremezler kenti. “Tecla’nın yapımı neden bu kadar uzun sürüyor?” sorusuna kent sakinleri su çekmeye, çekül sallandırmaya, uzun fırçalarını bir aşağı bir yukarı kaydırmaya devam ederek “Yıkım başlamasın diye,” cevabını verirler. İskeleler sökülür sökülmez kentin parça parça dökülmeye başlayarak yıkılmasından korkup korkmadıkları sorulduğunda telaşlı bir fısıltıyla eklerler: “Sadece kent değil.”
Kentler ve gökyüzü·Kitabı okudu
Reklam
Bir zamanlar Minerva'ya tapınılan yerde, Tecla'ya tapıyorlar şimdi,9 Bakire Ana'nın evi önünde, azizeye dönüştürmüşler kendisini. 9 Pallas Athena'nın Latin mitolojisindeki karşılığı Minerva bakire bir tanrıçadır, daha sonra Keltlerin yerel tanrıçasına dönüşmüştür. Bakire Tecla (ya da Thecla) ise Paulus'un müritlerinden bir azizedir.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Klasikler
Daha önce Sifir Zaman'da söylemişti Calvino: "İnsan zaman içinde yaşayabilir, ama donmuş, dural ve devinimsiz bir geçmişte var olacaktır". Yolculuk, mitos ve anılar 'da başlar. Her ikisi de bütünlük simgesidir. Ancak ne mitos ne de anılar ayrılamaz arzular 'dan çünkü yaşadığımız dünyaya biçimini veren arzulardır Despina'ya bakan deveci bir gemi görür, gemici ise bir deve hörgücünün çizgilerine benzetir kenti. Çünkü her kent "biçimi ni karşısında durduğu çölden alır." Peki amblemler katalogu bir dünyayı nasıl tanımalı? Nesneler değil mi yaşamımızı biçimlendiren? Bütün dikkatini göstergeler 'de yoğunlaştırır yolcu, ama hiç güveni yoktur onlara: "Yalan sözlerde değil, şeylerdedir." Peki ya dil? Dile daha da güvensiz dir: "Aldatmayan dil yoktur." Tanımsal araçların yokluğunda incelir kentler, tüm nesnelliğinden kurtulur, hafifler, incecik iplerden örülü mimariler kurulur. Güvensizdir, ancak bu güvensizliği bilmek başlı başına bir güven kaynağıdır: "Ottavia sakinlerinin boşluğa asılı yaşamları diğer kentlerdekine oranla çok daha güvenli. Herkes biliyor ki ağ daha fazlasını taşımayacak." Belki de tek iletişim, tek varoluş olanağı takas 'tir: Eufemia'da mal ve anıları, Cloe'de yaşanmayan bir cinsel liği, Eutropia'da yaşamını ve işini takas eder. Ancak her şey ikiye bölünür Takas'la ve iki sayısında çoğalır: Gerçek ve yanıl samadan oluşan Valdrada, aşağısı ve yukarısıyla kâbus ve mut luluğu yaşatan Zemrude, "imge dağarcığını bir perspektif için de çoğaltarak sürüyormuş gibi görünen" ve "bir kâğıt parçası gibi birbirinden ayrılamayan, ama birbirine de bakamayan bir ön, bir arka yüzden oluşan Moriana." Ersilia'dan geçerken duvarları yıkılmış, ölü kemiklerinden yoksun "terk edilmiş kent kalıntıları" görür: "bir biçim arayan karmakarışık iliş kilerin örümcek ağları"dır
Sayfa 42·Kitabı okudu