"İbn Abbas, tefsir alanında en önde gelen isimdir; bu yüzden ona 'müfessirlerin öncüsü' denir.
Bilgisi ne kadar geniş olursa olsun, zihinlerini Allah'ın onay vermediği insani bir ürün olan bir mezhebe, mutlak gerçekmiş gibi ipotek edenlerin yapacağı tefsir ne kadar isabetli olmuş olabilir? Hadisleri Kuran gibi dinin kaynağı kabul edenlerin, Kuran'ı Kuran dışı uydurma kutsallarla açıklama çabaları, Kuran'ı Kuran'la alakasız bir noktaya getirmekten başka bir işe yaramamıştır. Bu uydurma kutsalların adı ister mezhep imamı olsun, ister şeyh olsun, ister hadis olsun, ister esbabı nüzul olsun...
Sayfa 73·Kitabı okudu
Reklam
Berk urdu cemâlinden o ümmî-i yetimin En şa'şaalı nuru Hudâvend-i Âlîm'in Bir ders-i edeb verdi ki erbâb-ı zekâya Hayret verir âsârı fuhûl-i hukemâya (Şimşekler çaktı güzelliğinden o yetim ümmînin. En parlak nuru her şeyi yaratıcının. Bir edep dersi verdi ki zekâ sahiplerine. Hayret verir etkileri büyük büyük hikmet sahiplerine.
"De ki: Eğer Allah dileseydi ben Kur'an'ı size okuyamazdım, hiç bir sûretle de size onu bildirmezdi. Bilirsiniz ki daha önce, bir ömür boyu aranızda yaşadım, böylesi bir iddiada bulunmadım. Aklınızı kullanıp bunu anlamaz mısınız?" (Yunus 10/16) âyet-i celilesi de tam da bu tecrübe usulünün ilim vesilelerinden, aklî delillerden olduğunu göstermektedir. Çünkü bu âyet-i kerimede Resûl-i Ekrem'in peygamberliğini, Kur'an'ın vahye dayandığını inkâr edenlere denilmiş oluyor ki: "Hz. Muhammed'in [sallallahu aleyhi vesellem] kırk senelik hayatı sizin gözlerinizin önünde cereyan ettiğinden pek mükemmel bir tecrübe dönemi meydana gelmiştir. Resûl-i Ekrem, yıllarca sizin aranızda yaşamış olduğundan onun okuyup yazmamış, İlâhiyyat ilimleriyle uğraşmamış olduğunu pekâlâ bilirsiniz. Artık aklınız yok mu? Hiç düşünmez misiniz? Sonradan Kur'ân-ı Mübîn gibi muazzam bir kitap getirmesi onun Allah Teâlâ tarafından peygamberlikle, vahye mazhar olduğunu ispat etmez mi?"
Ekseriyetle, ilk gördüğümüz bir adamın veya bir şehrin, ilk duyduğumuz bir sözün veya bir sesin hayatımızda sonradan alacağı mevkiyi takdirle bunlara layık oldukları ehemmiyeti veremeyiz. Fakat Fahim Bey'in gözlerini ilk görüşümde bile dikkate değer bulmuştum. Bana bu sabit bakışlı siyah gözlerin madeni biraz sert, cevheri biraz yabancı ve bakışlarındaki manaların tefsiri de biraz güç gözükmüştü. Bilmem nasıl oluyordu, bu nazarlar dışlarından ziyade içlerine bakıyor gibiydi. Bilmem neden bu gözler için için uyuyor mu, yoksa gizli ve inatçı bir sabırla, daimî bir tecessüs halinde midir, pek de belli olmuyordu ve yine bilmem niçin ilk gördüğüm bu adam ailemin yeni tanıdığım bir ferdiymiş gibi bana büsbütün yabancı gözükmüyordu. İşte, sanki muayyen bir talih üzerine saplanmış da bu değişmeyen mukadderatı sonu gelmeyen uykusu içinde rüya görür gibi seyreden; yahut, bilakis, aşkıyla teshir ve tağyir etmek isteyen bu sabit bakışlı gözleri artık ömrünün ufuklarında nice seneler görecek, onları nice defalar kendime tefsir edecek ve bu tefsirlerimi de bir türlü bitiremeyecekmişim.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Ey mazhar-ı küll ve ekmelerrüsül! Esrâr-ı ulûhiyyetimizi izhâr ettiğimiz gibi, eltâf-ı Sübhâ-328 FÜYÛZAT niyyemizle rubûbiyyet-i meknûnemizi de perde-i muhabbetten meydana çıkarıyoruz. Kur’ân-ı Mübîn’i, o kitâb-ı kâinâtın hulâsası, bütün beşeriyetin ihtiyacını câmi olan bu kitâbı; enbiyâ-yı mâziyeye gönderilen evvelki kitâbları musaddik olarak sana indirdik. Bilhassa Hazret-i Mûsâ’ya gönderilen Tevrât’ı, Cenâb-ı îsâ’ya gönderilen Incil’i de o Allah inzâl etmişti. Tâ ki, hak ile bâtıl ayrılsın, nâs hidâyete kavuşsun diye!.. Binâenaleyh bu, hükûmet-i ilâhiyyenin bir hikmet-i kanûniyesidir. Bütün enbiyâyı hakkiyle tasdik içün Hazret-i Muhammed’i tasdik şarttır. Zira enbiyâyı bihakkın beyân eden, kitâblarını hakkiyle tefsîr eden ve onlara şâhid olan ancak Hazret-i Muhammed’dir. Artık Kur’ân ve mu’cizât-ı Muhammediyye ile, hak ile bâtılı ayıranı da Cenâb-ı Hak inzâl etti. Ey beşeriyet! Hak ile bâtılı ayıran kitâb geldi. *
Din
Reklam
Reklam