«Burada geçirdiğim keyifli günlerin dinginliğini kimse bozmamalı. Kabul ediyorum; birbirinin aynı, bir öncekinden farklı olmayan günler... Ama hoşuma gidiyor bu tek düzelik. Her şeyi, herkesi unutmuş ve unutulmuş olmak işime geliyor belki de.»
herşeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni insanı en temel insanca isteklerinden, kendini aşma ve bir-olmadan habersiz kılar. Bu tek düzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkartamadığı sıkıntıdan eğlenceyle, eğlence sanayiinin ona sunduğu müzik ve filimlerle kurtulmayı dener. Bundan başka eski eşyalarını değiştirip durmadan yeni birşeyler alarak kendini avutur.
Dönümler boyu hayal kırıklığı, tek düzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak.
Çağdaş insan kendisinden, çevresindeki insanlardan ve doğadan yabancılaştırılmıştır. İnsan bir meta haline dönüştürülmüş, yaşam güçlerini var olan pazar koşulları altında kendisine en fazla kârı getirecek alana yatırması sağlanmıştır. İnsan ilişkileri, kendi güvenliklerini sürüye bağlı olmakta, düşünce, duygu, ve eylem yönünden diğerlerinden ayrı olmakta gören, birbirine yabancılaşmış otomatların ilişkileri haline getirilmiştir. Merkez birbirine olduğunca yakın olmaya çaba harcarken diğer yandan kendini tümüyle yalnız hisseder, tek başınalığının herzamanki sonucu olan derin bir güvensizlik, huzursuzluk, ve suçluluk duygusuna gömülür. Uygarlığımız kişinin bu tek başınalığını bilince çıkartmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahiptir: herşeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni insanı en temel insanca isteklerinden, kendini aşma ve bir olmadan habersiz kılar. Bu tek düzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkartamadığı sıkıntıdan eğlenceyle, eğlence sanayiinin ona sunduğu müzik ve (ilimlerle kurtulmayı dener. Bundan başka eski eşyalarını değiştirip durmadan yeni birşeyler alarak kendini avutur. Çağdaş insan Huxley'in Kahraman Yeni Dünyada çizdiği tipe çok benzemektedir: karnı tok sırtı pek, cinsel yönden doygun kişiliği gelişmemiş, çevresindeki insanlarla son derece düzeyde ilişkiler kuran, Huxley'in sıraladığı "Birey hissederse toplum sendeler" ya da "Bugün sahip olabileceğin eğlenceyi yarına bırakma" sloganlarıyla yönlendirilen bir kişidir o. Günümüzde insanların mutluluğu "eğlenmeğe" dayanmakta, eğlenmenin altındaysa "almanın", tüketmenin doygunluğu yatmaktadır. Dünya bizim açlığımızı giderecek büyük bir nesne, bir elma, bir şişe, bir memedir; biz durmadan emer, birşeyler bekler ve umarız - ve sürekli düş
İnsan ilişkileri, güvendiklerini sürüye bağlı olmakta, düşünce, duygu ve eylem yönünden diğerlerinden ayrı olmamakta gören, birbirine yabancılaşmış otomatların ilişkileri haline getirilmiştir. Herkes birbirine olduğunca yakın olmaya çaba harcarken diğer yandan kendini tümüyle yalnız hisseder, tek başınalığının her zamanki sonucu olan derin bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür. Uygarlığımız kişinin bu tek başınalığının bilince çıkarmasını engelleyecek birçok oyalayıcı şeye sahiptir: Her şeyden önce sıkıca düzenlenmiş ve makineleştirilmiş çalışma düzeni, insanı en temel insanca isteklerden, kendini aşma ve bir olma halinden habersiz kılar. Bu tek düzelik insanda bir doyum yaratmadığı için insan bu bilince çıkartamadığı sıkıntıdan eğlenceyle, eğlence sanayisinin ona sunduğu müzik ve filmlerle kurtulmayı dener.