Şimdi şöyle düşün: Elinde bir tüfek, karşında binlerce Nazi askeri var ve sen bir kadınsın. İşte Lyudmila Pavliçenko'nun hikayesi tam olarak bu. Kitap bir kurgu değil, cidden yaşanmış anılar. Bu yüzden okurken tüylerin diken diken oluyor...
Benim için en etkileyici yanı, o dönemin propagandasından ziyade, Pavliçenko'nun yaşadığı o saf, acımasız gerçeklik hissiydi. Kitap sana "savaş harika bir şey" demiyor; tam tersine, savaşın ne kadar korkunç ve insanı nasıl değiştiren bir şey olduğunu suratına çarpıyor. 309 teyitli vuruş... Bu sayı bile tek başına dehşet verici.
Kitap, erkeklerin kadın askerler hakkındaki ön yargılarını ve Pavliçenko'nun bu kalıpları nasıl kırdığını açıkça ortaya koymaktadır. Savaşta cinsiyet ayrımı gözetmeksizin verilen mücadeleyi gözler önüne seriyor.
Pavliçenko'nun azmi ve ülkesine olan bağlılığı, kitabın ana ilham verici unsurlarından biridir. Odessa ve Sivastopol kuşatmaları sırasındaki hayatta kalma mücadelesi, insan ruhunun dayanıklılığını gösteriyor.
ABD'de bir muhabirin "Savaş alanında makyaj yapıyor musunuz?" sorusuna karşılık verdiği efsanevi cevap: “Beyefendiler, 25 yaşındayım ve şimdiye kadar 309 faşist işgalciyi öldürdüm. Sizce de çok uzun zamandır arkama saklanmıyor musunuz?”.
Keyifle Okuyunuz.....