Devletin bütünsel bir rasyonel planlamayı teşvik etmek konusundaki bu yetersizliği, mevcut yöneticilerin politik zaafına mı, yoksa istihdam edilen teknokratların beceriksizliğine mi bağlanmalı? Bu durumu değiştirmek için sağcı politikacıların yerine solcu politikacıları, sağcı teknokratların yerine solcu teknokratları koymak -ki bunlar zaten aynı okullardan mezundur ve genellikle aynı çevrelerde takılırlar- yeterli olacak mıdır? Yoksa bu yetersizlik, modern devletleri öteyle beri arasındaki, ulusötesi mercilerle içerdeki her türden baskı grubu arasındaki çarklardan yalnızca biri olmaya iten çok daha temel bir gelişmeden mi kaynaklanıyor?
Bu kriz, devletin bu uyumsuzluğu, sadece uluslararası kapitalizmin "manevralarını" teşvik etmekle kalmıyor, aynı zamanda kitle eylemlerine yeni müdahale olanakları açıyor. Daha önce de söylediğimiz gibi, kitleselliğini giderek yitirmekte olan bu kitleler sırf kendi niceliksel ihtiyaçlarını değil, tekil arzu konumlarını da kabul etmelerini sağlayabilecek yeni "kimlik" arayışlarına giriyor. Tüm bunları düşününce, kapitalizmin "en zayıf halkaları", politik ekonomi alanından ziyade belki de kolektif arzu düzenlemeleri alanında aranmalıdır. Bu ikisi elbette birbirinden ayrıştırılamaz, fakat kriz derinleştikçe aralarındaki farklılık artıyor. Uluslararası kapitalizmin hammaddeler ve büyük teknolojik opsiyonlar gibi sorunları kendi tarzında “çözmeyi" ya da sanayi tesislerinin dünya haritasını yeniden çizmeyi başardığı düşünülebilir... Ama içine gömülmekte olduğu politik, demografik, ekolojik sorunlara çözüm bulmayı nasıl başaracağını anlamak gerçekten zor.