Yeni Bir “Dünya Okulu” Mümkün Mü?
🌏 Mevcut eğitim sistemleri bireysel farklılıkları göz ardı eden, insan doğasına uyum sağlamakta zorlanan, tek tip ve zorlayıcı yapılar olarak küresel ölçekte hâkim durumdadır. Oysa yapay zekâ, sanal gerçeklik ve açık kaynaklı eğitim platformları sayesinde kişiselleştirilmiş öğrenme sistemleri artık küresel ölçekte erişilebilir hale gelmektedir. “Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Beşincisi olma, helâk olursun!” Hz. Muhammed (Taberânî, Beyhakî) Dünya Bir Okul Olsaydı… Hayal edin; dünya kocaman bir okul… Bu okulda insanlar, hayvanlar, ağaçlar, taşlar, yıldızlar… Kısacası; her şey bir rol üstlenmiş. Kimileri öğretiyor, kimileri öğreniyor, kimileri sadece dinliyor ya da destekliyor. Ama bir gerçek var: Beşinci bir şık yok… Ya bu büyük okulun içinde bir yeriniz vardır ya da sistemin tamamen dışında kalacaksınız. İşin doğrusu, özü aynı olan her canlı ya da cansız varlık, dünyanın neresinde olursa olsun, bütünün bir parçası olarak işlevini yerine getirir. Ancak burada en önemli husus söz konusu varlığın doğal ortamından koparılmadan bu işlevi sürdürebilmesidir. Zira bir varlık doğal bağlamından koparıldığında, artık o varlık olmaktan çıkar, başka bir şeye dönüşür. Dolayısıyla etkisi de tepkisi de değişir. __Bugün bağlamından kopar(t)ılmış varlıklarla dolu bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Bu nedenledir ki bugün dünya bir türlü dikiş tutmuyor. Eğitim bunu düzeltmek için hem bir alternatif, hem de potansiyel bir engeldir. Bunun farkında olan küresel güçler eğitimin ipini elinden bırakmıyor bir türlü. Pandemi bunun son global eğitim-yönetim provası oldu. İşte bizim de dikkat çekmek istediğimiz temel sorun burada! Şayet yukarıda sınırları çizilen bir dünya okulu kurulabilirse, insanlık yeniden aslına rücu eder ve işler de
Makale|Yazı
KİTAP TANITIMI-DERGİ TANITIMI-İMZA GÜNÜ VE HIDIRELLEZ ŞENLİĞİ...
FEYYAZ SAĞLAM VE LALELER LALELER LALELER İSİMLİ KİTABI... KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR 17-26 Nisan 2026 tarihleri arasında İzmir 7.Kitap Fuarı'nı ziyaret etmiştim, uğradığım standlardan birisi de ''KIBATEK STANDI'' idi. Kıbatek'te ki yazar ve şairlerle konuşurken Kıbatek Derneği Onursal Başkanı Feyyaz Sağlam elime ''Laleler Laleler Laleler'' adını taşıyan 80 sayfalık bir kitap tutuşturdu, ofset kapaklı. İç sayfaları 1.hamur kağıt olan, 14*20 ebatlı bir kitap. Bu kitap bir derleme kitabı, Azerbaycan'lı Prof. Dr. Elçin İsgenderzade'ye armağan edilmiş. Ben, Elçin İskenderzade'yi yıllar önce ''Göller Bölgesi Şairler Şöleni'' için gittiğim Isparta'da tanımıştım. Oraya Başbakanlık Basın Müşaviri Prof. Dr. İsa Kayacan'la birlikte gelmişlerdi. Kayacan tanıştırdı, birlikte fotoğraf çekildik. Daha sonraları bir kaç şiir şöleninde daha karşılaştık, Azerbaycan'ı Türkiye'de tanıtmaya çalışıyordu. Bir çok vilayetimize ve ilçemize gelip gittiğini de biliyorum. Hep, Kayacan'la seyahat ediyorlardı. Bu seyahatlerinden birisinde Feyyaz Sağlam'la tanışmışlar, KIBATEK Türk Dünyası Ülkeleri ve Edebiyatları ile yakından ilgilendiği için dostluk ilerlemiş. İskenderzade'nin Azerbaycan'ın edebiyat dünyası ile güçlü bağları vardı, oraya yazar ve şairleri davet ediyor. Şiir şölenleri vb. gibi etkinlikler düzenliyordu, bazı yazar ve şairlerin Azerbaycan'da kitaplarının yayınlanmasında yardımcı olduğunu da biliyorum. Uzatmayalım, bu değerli kişi vefat edince bu kitap ona adanmış. Bu kitaba Kıbatek Derneği Genel Başkanı Dr. Mevlüt Kaplan önsöz yazmış, Kaplan'la 50-60 yıllık dostluğumuz var. Kendisi, öğretmenlikten emekli olduktan sonra İzmir'de ''Kaplan Yayınları''nı kurmuştu. Peki bu kitabın içinde neler var ? Genellikle Kıbatek'e üye olanların kısa hayat hikayeleri ile Azerbaycan üzerine
Reklam
Dünya nereye savruluyor ?
Dünya nereye savruluyor ? İnsanlığın ortak mirası olan yeraltı zenginliğini gasp etmek için çıkan çatışmalara bakınca, artık insanoğlu istikbale endişe ile bakıyor... Bu hırs, hegemonların insan haklarını görmezden gelen tutumları, zulümler...insanlığın yüz karası zalimlerle dünya daha ne kadar savrulacak... Dünyanın bugün içinde bulunduğu bu tablo, ne yazık ki insanlık tarihinin en eski ve en karanlık döngülerinden birinin modern bir dışavurumu gibi. Kaynaklara sahip olma arzusu, güç hırsıyla birleştiğinde adalet ve insan hakları gibi evrensel değerler genellikle bu çarkın dişlileri arasında eziliyor. Yer altı ve yer üstü zenginliklerinin birer çatışma gerekçesine dönüşmesi, aslında derin bir etik krizin de göstergesi. "Hegemon" güçlerin kendi çıkarlarını korumak adına sergiledikleri bu tutum, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin yaşamak hakkını da ipotek altına alıyor. Dünyanın bu savruluşu şu temel sancılar etrafında düğümleniyor: Paylaşım Krizi: Kaynakların adil dağıtımı yerine, "güçlü olanın haklı olduğu" bir orman kanununun küresel ölçekte işletilmesi. Değerler Erozyonu: İnsan haklarının, stratejik çıkarlar söz konusu olduğunda birer diplomatik manevra aracına indirgenmesi. Duyarsızlaşma: Yaşanan zulümlerin, dijital çağın hızı içinde birer "istatistik" veya "haber bülteni" maddesi haline gelerek vicdanlardaki yerini yitirmesi. Bu savrulma ne kadar sürer? Tarih bize gösteriyor ki; hırs ve zulüm üzerine kurulan yapılar ne kadar heybetli görünürse görünsün, kendi içindeki adaletsizliğin ağırlığıyla sarsılmaya mahkumdur. İnsanlığın bu "yüz karası" tablodan çıkışı, ancak ortak bir vicdanın, güçten daha üstün bir erdem olduğunu yeniden hatırlamasıyla mümkün olabilir. Zulmün karanlığı ne kadar koyu olursa olsun, ona karşı duran bir "kelâm" ve dik bir duruş
Müslüman devletlerde kuantum yarışı, Batı ve Çin kadar "üretim" odaklı olmasa da, özellikle Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Malezya ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin stratejik hamleleriyle "güvenlik ve uygulama" alanında oldukça hareketli bir döneme girmiş durumda. ​Bu ülkeler, kuantumun sadece bir bilgisayar değil, bir "milli güvenlik ve enerji egemenliği" meselesi olduğunu kavramış görünüyorlar. ​1. Türkiye: Savunma Sanayii Odaklı Yerlileşme ​Türkiye, kuantum teknolojilerini doğrudan "Milli Teknoloji Hamlesi"nin bir parçası olarak konumlandırdı. ​Kuantum İşlemci (QPU) Hedefi: 2026 yılına kadar Türkiye, kendi kuantum işlemci birimlerini (QPU) tasarlamak, üretmek ve test etmek için kapsamlı bir platform kurmayı planlıyor. Bu, "dijital bağımsızlık" için kritik bir adım. ​Kuantum Kriptoloji: ASELSAN ve TÜBİTAK üzerinden yürütülen projelerle, verilerin kuantum saldırılarına karşı korunması (PQC) ve kuantum anahtar dağıtımı (QKD) sistemleri üzerinde çalışılıyor. ​İnsan Kaynağı: "Savunma Gelişim" gibi platformlarla lise ve üniversite düzeyinde kuantum uzmanı yetiştirme programları hız kazandı. ​2. Körfez Ülkeleri: Finans ve Enerji Kalkanı ​BAE ve Suudi Arabistan, kuantum teknolojisini "satın alarak yerelleştirme" stratejisini izliyor. ​Birleşik Arap Emirlikleri (BAE): Abu Dabi'deki Teknoloji İnovasyon Enstitüsü (TII), bölgenin ilk kuantum bilgisayarını kurdu. Ayrıca 2025 sonunda kabul edilen "Ulusal Şifreleme Politikası" ile kamu verilerini kuantum güvenli hale getirme (Post-Quantum) sürecini başlattılar. ​Suudi Arabistan (Vizyon 2030): Saudi Aramco, petrol ve gaz operasyonlarını optimize etmek için kuantum simülasyonlarına devasa yatırımlar yapıyor. Pasqal gibi küresel şirketlerle ortaklık kurarak 2026 itibarıyla kendi "Kuantum Motorunu" inşa etmeyi
1000Kitap
İKİ HAYDUT
Elbette iki haydut, Netanyahu ve Trump… İkisi de sahip oldukları askeri güce dayanarak ölüm saçıyorlar, egemen ülkelere baskın yapıyorlar, tehdit ediyorlar. Zamanımızda “dünya düzeni” kavramının “dünya düzensizliği”ne dönüşmesinin baş sorumlusu bu iki hayduttur. Trump, içindeki kudurmuş megalomaniyi bastıramayıp itiraf etmişti zaten: “Karar almada sınırım anayasa, mahkemeler ya da uluslararası hukuk değil, kendi ahlak anlayışımdır… Uluslararası hukuka ihtiyacım yok!” (9 Ocak 2026) Venezuela’da böyle davrandı. Meksika’yı, Panama’yı, Kanada’yı tehdit ederken, Grönland’ı gasp etmek isterken böyle davrandı. İran’a böyle davranıyor. İşte ABD basınında, Kongre’den savaş kararı almadan İran’a saldırması eleştiriliyor. Sadece dışarda değil, gücü yeterse içeride de hukuku çiğniyor. ABD’nin, en çok da Trump’ın sınırsız desteği olmasa İsrailli führer Netanyahu bu kadar canavarlaşamazdı. İKİ TARAF İran’a saldırı 28 Şubat Cuma sabahı başladı. İsrail uçaklarının Tahran hava sahasına girmesi 2 saat alıyormuş. İran’da kuvvetli bir teknoloji ve keskin bir dikkat olsaydı hemen tedbirini alırlar, Hamaney ve kumanda kadrosu yeraltı sığınaklarına geçebilirdi. Trump, saldıracaklarını günlerdir söylüyordu zaten. Dini Rehber Hamaney sığınağa geçmeyi kabul etmemiş, kabul etmeliydi. Kumanda heyeti de toplantı halindeyken öldürüldü. Ayrıca ABD ve İsrail’in Haziran 2025’teki saldırısında İran’ın hava savunma sistemleri zaten ciddi hasar görmüştü. ABD-İsrail tarafı ise, bütün istihbarat ve teknoloji kapasitesiyle iki aydır saldırıya hazırlandılar. Hamaney ve kumanda kademesini ilk hedef olarak tespit etmişler. Zaten CIA, Hamaney’in toplantısını tespit edince hemen saldırı başlattılar. Görüyor musunuz casusluk şebekesini ve teknolojik istihbarat kapasitesini! Hamaney’i ve Savunma
Tarih-Araştırma
Sapiens
Sapiens: İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi - Yuval Noah Harari🇮🇱 Harari bu kitapta insanlığın tarihini, evrimsel süreçten günümüze kadar olan gelişimini anlatır. 1. Bilişsel Devrim (yaklaşık 70 bin yıl önce): Homo sapiens, diğer insan türlerinden farklı olarak soyut düşünebilme, dil geliştirme ve iş birliği yapma yeteneğini kazandı. Bu sayede efsaneler, dinler, mitler ve ortak hayali kavramlar (tanrılar, milletler, paralar) ortaya çıktı. 2. Tarım Devrimi (yaklaşık 12 bin yıl önce): İnsanlar avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçti. Bitkileri ve hayvanları evcilleştirdiler. Bu, nüfus artışına yol açtı ama bireysel mutluluk ve sağlık açısından birçok sorun da getirdi. 3. İnsanlığın Birleşmesi: İmparatorluklar, dinler ve ticaret sayesinde farklı topluluklar ortak bir dünya düzenine doğru yöneldi. Paranın evrensel bir değişim aracı olması, imparatorlukların genişlemesi ve evrensel dinlerin yayılması insanları birbirine bağladı. 4. Bilimsel Devrim (yaklaşık 500 yıl önce): İnsanlar bilinmezliği kabullenip araştırmaya başladılar. Modern bilim, teknolojik ilerlemeler, kapitalizm ve sanayi devrimi ortaya çıktı. Bu süreç, insanın doğa üzerindeki hâkimiyetini artırdı. Sonuçta Harari, insan türünün dünyayı büyük ölçüde değiştirdiğini ama mutluluğu ne kadar bulduğunun tartışmalı olduğunu söyler. Ayrıca gelecekte biyoteknoloji ve yapay zekâ sayesinde Homo sapiens’in yerini alacak yeni türlerin (ör. “Homo Deus”) ortaya çıkabileceğini öne sürer. Sapiens, insanın evrimsel yolculuğunu, toplumsal dönüşümlerini ve geleceğe dair sorularını anlatan bir kitaptır.
Reklam
Reklam