"Eskiden," dedi Jiyeong içinden; "hastaların özgeçmişlerini tek tek bulup, reçeteyi de elle yazarlardı. Zamane doktorları neyin zorluğundan bahsediyorlarsa? Eskiden ofis çalışanları ellerinde bir tomar raporla amirlerinin kapısında imza beklerdi, zamane çalışanları zorluk ne görmemişler. Eskiler pirinci elle serper, orakla biçerdi, zamane çiftçileri neyin zorluğundan bahsediyorlar?" Gerçekte kimse böyle şeyler söylemiyor, çünkü günümüzde hayahn her alanında fiziksel emeği azaltan teknolojik gelişmeler yaşanıyor. Ama söz konusu ev işi olduğunda kimse buna yanaşmıyor. Jiyeong da insanların "ev işleri" konusunda nasıl ikiyüzlü davrandığını ancak kendisi de bir ev kadını olduktan sonra görmeye başlamışh. Kimisi, "Evde keyfine bakıyor," diyerek ev kadınlarını küçümserken, kimisi de, "İşleyen demir ışıldar," diye kendilerini ve işlerini yere göğe sığdıramıyordu; ama kimse ev içi emeğin parasal değerini hesaplamaya yanaşmıyordu. Sonuçta böyle bir hesap yapılırsa, birilerinin çıkıp bu hesabı ödemesi gerekecekti.
Günümüzün hızla değişen, teknolojik, rekabetçi, şeyleştirici, parça­lara ayırıcı, yabancılaştıncı kültürü, bireyi beslemek ve idame ettirmek bir kenara dursun, kendisi bizatihi bir zorluk ve mahrumiyet kaynağı haline gelerek, insan gelişimini sekteye uğratıyor. Sükût u hayal, yaygın bir ruh hali olarak biçare ruhlan avlıyor ve tükenmişlik kol geziyor.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Puan vermedi·120 syf.·
2025 324. kitabı
H. G. Wells 800 bin yıl sonrasında iki toplumun varlığından bahseder. Biri av olan Eloiler diğeri avcı olan Morlocklar. Eloiler bugün ki besi hayvanları gibi ot yiyor. Morlocklar da otla beslenen
Duygu ve Düşünce
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437bin okunma
H.G. Wells "Zaman Makinesi" (The Time Machine) romanındaki Eloi toplumunda bugün anlattığımız konulardan bahsediyodu. Wells, yaklaşık 800.000 yıl sonrasına gittiğinde, insanlığın tüm teknolojik ve entelektüel zirvelerini aşıp tam da betimlediğimiz o "yeni basitliğe" döndüğünü görmüştü. Eloiler, muazzam bir teknolojik geçmişin mirasçıları olmalarına rağmen, artık ne okuyorlar ne de derinlemesine düşünüyorlardı. Bilgiye erişmek için çaba sarf etmelerine gerek kalmadığı bir refah döneminden geçtikleri için, zihinsel kapasiteleri körelmiş ve bir tür "çocuksu basitliğe" dönmüşlerdi. Kitabın (yani çabanın) yerini alan hazır dijital paketlerin insanı getirebileceği nokta gibi. Romanın en çarpıcı sahnelerinden biri, Zaman Gezgini’nin devasa bir kütüphaneye (Yeşil Saray) girmesidir. Orada milyonlarca kitap bulur ama hepsi dokunulduğu anda toza dönüşür. Wells burada, fiziki kitabın ve yazılı kültürün terk edildiği bir geleceğin, aslında insanlığın hafızasını ve analiz yeteneğini nasıl yitirdiğini sembolize eder. Eloiler sadece meyve yiyor, oyun oynuyor ve o anın keyfini sürüyorlardı. Karmaşık dilleri basitleşmiş, soyut düşünce yerini sadece temel ihtiyaçlara ve görsel uyarılara bırakmıştı. Bu durum bahsettiğimiz "mağara resimlerinin basitliğine dönüş" tezinin birebir edebi karşılığıdır. Wells bu durumu bir "çöküş" olarak resmetmişti; çünkü ona göre zorluk ve ihtiyaç, zekayı diri tutan tek şeydi. Eğer bilgiye erişim "fazla kolay" olursa ve fiziksel dünya (kitaplar, kütüphaneler) tasfiye edilirse, insan zihni o yüksek gerilimini kaybedebilir.
1000Kitap
Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu
Dini yükümlülüklerini yerine getirmemek için hem kendini, hem de çevresini kandırmada her türlü kurnazlığa aklı eren ama Allah'ın apaçık emir ve delilleri karşısında kör, sağır ve dilsiz kesilen
Hayat ve İnsan
Özgürmüyüz;Sahi ,Neydi Özgürlük..
Özgürlüğün kendisi ,Başlı başına bir zorluk . Özgürlük , Ekonomik sosyal teknolojik seçimler yapılmasında dayatır ya , Çağdaş dünyanın doğru okunması gereğini de dayatır . Dostoyevski'nin deccalı musallat olmuş,ilkesizlik bayağılık küstahlık haddini bilmezlik hoyratlık kalleşlik karabasan gibi çökmüş oturmuşken toplumun bağrına , Nasıl Özgür olunacak ....
Alıntı