Şevket Süreyya AYDEMİR'i tek bir kelimeyle tarif etmek çok zor.
Bir göçmen ailesi çocuğu olarak Edirne'de doğan yazarı, aslında sadece yazar olarak tarif etmek de zor. Zira o bir öğretmen, I. Dünya Savaşı Gazisi, Ülkücü, Dava Adamı, Sosyalist, Gazeteci; Bir Eş, baba v.s.
Çünkü çocukluğundan başlayarak hayatının her dönemini anlattığı bu kitabı okuyanlar anlayacaktır ki onu tarif etmek için kelimeler yetersiz kalacaktır. Çünkü kendisi deyim yerindeyse hayatın çemberinden geçerek ve onu doya doya yaşayarak; bazen acı bazen tatlı tebessümlerle arkasında bırakmıştır.
Bence ona en uygun sıfat, isim veya artık ne derseniz buna, bunun adı "Tarih" olacaktır. Çünkü o yaşadığı dönemin tarihidir ve bu tarihi çok akıcı, sade bir dille adeta gelecek kuşaklara ışık olacak şekilde anlatmıştır. Sadece bizim tarihimizle kalmayıp hayatına dokunan her milletin, her ülkenin tarifini de yapmış bizlere. Ülkemizle alakalı bölümleri özellikle etkileyici olmakla birlikte kültürel anlamda bilgi birikimi sahibi olmak isteyenler için oldukça faydalı bir eser.
Kısacası tarihinin bilincinde olan, onu o dönemde yaşayan bir kişinin kaleminden okumak isteyen herkese şiddetle tavsiye edebilirim.
Keyifli okumalar.
Her Türk gencinin okuması gereken bir eser. Çok uzakmış gibi gözüken belki de biraz masallaştırılan yakın geçmişimize ışık tutan, her yönüyle eğitici insanı sarsan bir çalışma.
Bugün pekçoğumuzun sevdiği bir durum var, tarihi ve özellikle tarihi karakterlerimizi oturduğumuz yerden biraz da şova kaçarak rahat rahat eleştirmek. Ben şahsen hiçbirimizde Atatürk şöyle adamdı, Abdülhamit böyle adamdı, Enver çılgındı deme hakkını görmüyorum. Elbette hepimizin bir fikri vardır ama böbürlenerek bugünkü koşullarla biraz da 'gevşekçe' konuşma hakkımız olduğunu sanmıyorum.
Enver Paşa'yı tek kelime ile özetlemek gerekirse sadece "Hayalperest" diyebilirim. Paşa hakkında en hakiki tanımlamaları Falih Rıfkı Atay ve Kazım Karabekir Paşa'nın yazdıklarından okuyabilirsiniz. Kitaba gelirsek.. Tarih okumayı seven okurlar için ve Paşa'yı merak edenler için tam bir kılavuz. Belgeler, dökümanlar, fotoğraflar kısacası her şeyiyle ispatlı, kurgusu ve anlatımı dört dörtlük bir eser. Enver Paşa'yı merak edenler bu kitabı kesinlikle okumalıdır.
Amerikan Edebiyatının bu destansı eserini okurken aklıma Yaşar Kemal'in İnce Memed'i geldi. Aslında her ikisi de ait olduğu kültürün, o kültürü oluşturan insanların bugünlere nasıl geldiğini, ne acılar çektiğini en çarpıcı şekilde anlatan örneklerinden. Tom Joad da aynı İnce Memed gibi bu sömürü düzenine karşı çıkıyor açlık, sefalet ve yoksulluk içinde bu düzene başkaldırıyor.
Her iki eserde de zulüm gören insanların zalimlere karşı nasıl tek bir vücut haline geldiği ve yaşadıkları onca acıya rağmen nasıl ayakta kaldıkları anlatılıyor.
Ve her iki kahramanın arkasında da dimdik duran "ana"ları kadının gücünü ve onun en kutsal hazinesi olan annelik kudretiyle çocuklarına bir kez daha hayat verdiği vurgulanıyor.
Kitap baştan sona çarpıcı bir şekilde sarıyor insanı, hem bu insanlarla sürükleniyor hem de onları kurtarmak için elinizden bir şey gelmemesinin çaresizliği içinde eziliyorsunuz. Hele öyle bir son yazmış ki Steinbeck... Ölüm ve yaşamın kısır ama sonsuz döngüsünü insanın yüzüne bir tokat gibi vuruyor...
Hangi acıyla nerede ve ne zaman olursa olsun zalime karşı mazlumu koruyan herkese selam olsun!
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Çocuklara neden masal anlatırız? Hayatın acılarıyla yüzleşmeye hazır olmadıkları için onları masallardaki kadar güzel bir dünyanın varlığına inandırmak için mi? Belki de onlara masal okurken biz de inanmak isteriz masalların gerçek olabileceğine. Oysa büyüdükçe anlarız ki acı olmadan kendimizi tanıyamayız.
Üstadın bu kitabında yer alan şiirlerinden birini okuyan bir arkadaşım “çok masalsı” demişti, onun dizeleri için. Çünkü onu tanımıyordu, onun “acıyı bal eğlediğini” bilmiyordu henüz. Evet, üstadın hayatı acılarla yoğrulmuş bizse sadece dizelerinde bizimle paylaştığı kadarını biliyoruz.
Babasının gönül uzaklığında büyümesi, hayatın her alanında çekilmiş maddi manevi zorluklar; Hatice Hanım’ı kaybetmenin acısı ve en çok da onun ölümünün ardından yaşadığı pişmanlıklar… Ömür Hanım yaşarken ona söyleyemediği her şeyin yüreğini un ufak ettiğini dizelerinden anlayabiliyoruz.
“İnsan yaşlanınca
Görüyor zamanı.
Sonra çırpına çırpına
Çocukluğuna koşuyor.”
Üstadın bu dizelerini şu sözlerle tamamlamıştım zihnimde: “Oysa varacağımız tek yer pişmanlıklar ülkesi.” Ne yaparsak yapalım pişman öleceğiz; bazen yaptıklarımızla bazen yapmadıklarımızla…
İşte üstat bu pişmanlığın denizinde o kadar boğulmuş ki, onu tanımayanlar şaşırıyor -bir acı bu kadar güzel anlatılabilir mi?- Hem bunca yorgunluktan sonra acılarından bir masal yazarak o masal dünyasına sığınıyorsa kim ne diyebilir?
Kitabın son kısmında ise üstat bir daha yazmayacağım diyerek okuruyla bir nevi vedalaşıyor… Oysa kendisi de biliyor gönül bağıyla bağlananlar arasında vedaya yer yoktur. Ama şimdilik üstada bir veda şarkısı bırakıyorum:
“Vedalar doğru değil
Sevgiler yalan değil
Koşarım ben sensizliğe
Bu son bakışta gitmek
Hiç mümkün değil”