İllüminatici bu yeni dünya düzenine karşı olan bir avuç idealist insan tarafından gizliden gizliye devam ettirilen bir akım, yenilmiş ama zannedildiği gibi yok olmamış. Bu akımın temsilciliğini yapacak liderliğine oynayacak bir soy. Ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen bir soy. Dünyanın bugünkü aşırı kapitalist düzenini temellerinden sarsacak bir akım ve lider doğacak belki yeniden.
Kur’ân, kainatın yaratılışı konusuna ayrıntılı şekilde değinmez; vurguladığı temel nokta, ahlaki ve toplumsal değerlerdir. Bu tür konuları ise pozitif bilimlerin incelemesine bırakır. Buna karşılık, Hristiyanlık İncil’de “Tekvin” adlı bölümde kainatın yaratılışı hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Hristiyanlar, bu metnin Tanrı kelâmı olduğuna inandıkları için doğruluğunu kabul etmekle yükümlüdürler. Ancak gözlem ve deneyler bu anlatımları desteklemediğinde, Hristiyan düşünürler akıl yürütmeye ve Aristoteles’in mantığına başvurmak zorunda kalmışlardır; çünkü Aristoteles’in mantığı, adeta bir rehber işlevi görüyordu. Batı’da gözlem, deney ve analiz yoluyla kainat incelenmeye başladığında, kilise otoritesi giderek zayıfladı. Bilginler, pratik yöntemlerle önemli keşifler yaptıkça, kilise yetkilileri iktidarlarının sarsılmasından endişe duydular. Bu durum, din ile bilim arasında sert çatışmalara yol açtı. Hatta bu süreçte, kainat üzerinde kapsamlı araştırmalar yapan birçok bilim insanı, bazen ilimlerinin bedelini ödemek zorunda kalmıştır. Ilimlerinin kurbanı olmuşlardır
On birinci yüzyılda Müslüman İspanyadaki bir hükümdarın saray hekimi olan Yahudi İshak ibn Yaşuş, Tekvin 36'da geçen Edom kralları listesinin Musa'nın ölümünden çok sonra yaşamış kralların adlarını içerdiğine işaret etti. Yaşuş, bu listeyi Musa'dan sonra yaşayan birinin yazdığını ileri sürdü. Vardığı bu hükme karşılık olarak ''Çam Deviren İshak'' olarak anılmaya başlandı.
İshak'ın oğlu peygamber Yakub'u İsrail adıyla adlandırır (İbraniler,
bundan sonra İsrailoğulları adını taşırlar): Yakub yalnız başına kaldı ve gün ağarıncaya kadar bir adam onunla güreşti. Yakub'un uyluk başı incindi, bırak gideyim, gün doğuyor, dedi. Güreşen tanrıydı ve dedi: Beni mübarek kılmadıkça seni bırakmam, çünkü sen Allahı yendin, artık sana Yakub değil İsrail denecek (İb. İsrail deyimi Tanrıyla güreşen demektir). Yakub, Allahı yüz yüze gördüm ve canım sağ kaldı, dedi. Uyluğu üzerinde aksıyordu. Bunun için bugüne kadar İsrailoğulları uyluk başı üstündeki kalça adalesini yemezler, çünkü oraya Tanrı eli dokunmuştur (Tekvin, XXXii, 24-31)