yaşam ağacı ve bilgi ağacı
Kutsal Kitap'ta ağacın meyvesinin ne olduğuna değinilmemesine karşın Havva'nın yediği, ardından Adem'e verdiği yasak meyvenin görsel karşılığı genellikle elmadır. Hıristiyan resim geleneğinde Bilgi Ağacı'nın meyvesinin elma olarak kabul edilişi, Latincede malum sözcüğünün hem kötülük hem de elma anlamına gelmesine bağlanır. Öte yandan meyveyi yemelerinin hemen ardından çıplaklıklarını fark eden Adem ve Havva'nın incir yapraklarıyla örtünmesini (Tekvin 3:7) referans alan teolojik yaklaşımlara göre Bilgi Ağacı'nın meyvesi, incirdir.
Sayfa 66 - hayalperest
Ama neticede kadın kadındır, köylüsü, kentlisi fark etmez. Hepsinin aradığı güvendir.
Sayfa 214 - İthaki yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yüzük kimde ise Süleyman odur.
Kaybolmuş insan, gideceği yeri bilmeyen değil, bulunduğu yeri bilmeyen insandır.
Sayfa 403
İllüminatici bu yeni dünya düzenine karşı olan bir avuç idealist insan tarafından gizliden gizliye devam ettirilen bir akım, yenilmiş ama zannedildiği gibi yok olmamış. Bu akımın temsilciliğini yapacak liderliğine oynayacak bir soy. Ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen bir soy. Dünyanın bugünkü aşırı kapitalist düzenini temellerinden sarsacak bir akım ve lider doğacak belki yeniden.
Kur’ân, kainatın yaratılışı konusuna ayrıntılı şekilde değinmez; vurguladığı temel nokta, ahlaki ve toplumsal değerlerdir. Bu tür konuları ise pozitif bilimlerin incelemesine bırakır. Buna karşılık, Hristiyanlık İncil’de “Tekvin” adlı bölümde kainatın yaratılışı hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Hristiyanlar, bu metnin Tanrı kelâmı olduğuna inandıkları için doğruluğunu kabul etmekle yükümlüdürler. Ancak gözlem ve deneyler bu anlatımları desteklemediğinde, Hristiyan düşünürler akıl yürütmeye ve Aristoteles’in mantığına başvurmak zorunda kalmışlardır; çünkü Aristoteles’in mantığı, adeta bir rehber işlevi görüyordu. Batı’da gözlem, deney ve analiz yoluyla kainat incelenmeye başladığında, kilise otoritesi giderek zayıfladı. Bilginler, pratik yöntemlerle önemli keşifler yaptıkça, kilise yetkilileri iktidarlarının sarsılmasından endişe duydular. Bu durum, din ile bilim arasında sert çatışmalara yol açtı. Hatta bu süreçte, kainat üzerinde kapsamlı araştırmalar yapan birçok bilim insanı, bazen ilimlerinin bedelini ödemek zorunda kalmıştır. Ilimlerinin kurbanı olmuşlardır