Ve dağa bir gerdanlık olan şehir Telkari üslûbunu unutmadan Şerh düşüyordu yaşananlara Çünkü o bir hatıraydı Gülistan'da
Alıntı
Çivili kuşak ya da kırbaç kullanımı 19. yüzyılda manastırlarda oldukça yaygındır. İsa'nın azabının ve ölümünün anıldığı gün olan cuma günü birçok din adamı ve din kadını kendini kırbaçlar. Bu uygulamalar manastırların dışına da yayılır. Ars papazı gibi tarikatlara bağlı olmayan ya da Notre Dame vaizi Dominiken Lacordaire gibi gündelik yaşamda etkin bir rol üstlenen din adamlarında da bu tür uygulamalara rastlanır. Birçok sofu kadın ve genç kız, özellikle yeni din değiştirmiş olanlar çivili kuşak takarlar. Aslında Imitatio Christi'nin ateşli bir okuru olan George Sand, yeniyetmeliğinde, Augustinusçu rahibelerin yanında kalırken bir gizemcilik bunalımı yaşamıştır: "Boynumun çevresine çivili kuşak yerine, derimi bereleyen telkâri bir tespih takıyordum. Kanımın damlalarının tatlı serinliğini duyumsuyordum; acı değil, hoş bir histi bu (...) bedenim hiçbir şey hissetmiyordu, artık yoktu" diye yazar özyaşamöyküsünde.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Dinin Etkisi/Çileci Tavır·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çivili kuşak ya da kırbaç kullanımı 19. yüzyılda manastırlarda oldukça yaygındır. İsa'nın azabının ve ölümünün anıldığı gün olan cuma günü birçok din adamı ve din kadını kendini kırbaçlar. Bu uygulamalar manastırların dışına da yayılır. Ars papazı gibi tarikatlara bağlı olmayan ya da Notre Dame vaizi Dominiken Lacordaire gibi gündelik yaşamda etkin bir rol üstlenen din adamlarında da bu tür uygulamalara rastlanır. Birçok sofu kadın ve genç kız, özellikle yeni din değiştirmiş olanlar çivili kuşak takarlar. Aslında Imitatio Christi'nin ateşli bir okuru olan George Sand, yeniyetmeliğinde, Augustinusçu rahibelerin yanında kalırken bir gizemcilik bunalımı yaşamıştır: "Boynumun çevresine çivili kuşak yerine, derimi bereleyen telkâri bir tespih takıyordum. Kanımın damarlarının tatlı serinliğini duymuşuyordum; acı değil, hoş bir histi bu (...) bedenim hiçbir şey hissetmiyordu artık yoktu" diye yazar özyaşamöyküsünde.
Sayfa 91 - Alfa Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Yaklaşınca bana baş tarafta boş bir iskemle verdiler. Her zamanki kayıtsızlığımla sağa sola pek bakmadan oturdum. Elden ele dolaşan kartonlar, halı fotoğraflarıydı. Kendimi derhal nakışların güzelliğine ve masanın öteki başında epey bir bilginlikle konuyu aydınlatan ev sahibinin sözlerine kaptırdım. Bir an geldi ki ömrümde eşini tatmadığım bir ferahlık ve mutluluk duygusuyla kendimi üfürülmüş sabun köpüğü kadar hafif ve renkten renge püskürülmüş güzellikler âleminde yüzer buldum. Rüyâ diyârında nurlu semâlardan kayar gibiydim. Fakat bu kendimden geçen hâlimde bile tahlilden geri kalamıyordum. "Tuhaf şey... Bana ne oldu?" diyordum. Aklımca şöyle bir cevap buluyordum: "İşte insan öz muhitini bulunca böyle rahatlar. Burada benim hoşlanacağım tarzda konuşuyorlar. Ne iyi ettim de geldim. Halbuki topluluk hayatını pek kanıksamış haldeydim." Resimlerden baş kaldırdıkça, açık duran balkon kapısından güneşin Marmara'da batışını seyrediyor, bâzen şömine taşı üstündeki krizantem sepetine bakıyor, bâzen da bilardo masası üzerine sarkan ve ışığı batı kızıltısıyla tatı bir harman yapan Venedik işi antika lambaya dalıyordum. Arada bir gözüm sol tarafımda oturan ve resimleri, sırasını savunca, sessiz sedâsız bana uzatan bir kadının eline gidiyordu. Geniş bir pırlanta yüzükle süslü, zambak tırnaklı ince beyaz elini vurgun bakışlarla seyrettiğim kadının yüzüne bakmak hatırıma gelmedi ve bakmadım dersem bana inanan olur mu? Belki ancak iç âlemlerinde yaşayan ve hülyalarının ihtişamıyla dudaklarına kadar dolup dolup taşan insanlar bu hâlimi anlar. Ben görülmemiş bir saâdet ve huzur içinde cennete göçmüş gibi idim. Kulaklarıma halıların füsūnu damlıyor, gözlerimi iç içe birleşmiş lamba ve gurup ışığı, bir sepet krizantem, bir de güzel ve mânâlı bir kadın eli oyalıyordu. O dakikalarda
Sayfa 26·Kitabı okudu
Mülksüzlük çağıba daga çok Zaman vardı ve uygarlık Aralıksız kurban arıyordu Halkların mazlum coğrafyasında Ve dağa bir gerdanlık olan şehir Telkari üslubunu unutmadan Şerh düşüyordu yaşananlara Çünkü o bir hatıraydı Gülistan'da
Sayfa 19·Kitabı okudu
Alıntı
1/ HECELERKEN ÖMRÜMÜ
Ömrümün hangi hecesine baksam Uzadıkça uzayan bozkır yalnızlığı Ve duman rengi kasabalar ki sen Okunaksız mektuplar da diyebilirsin Sesini yitirmiş bu gergin coğrafyaya Sözlerin eksilip eskidiği bu gri atlas Karanlık bir vadiye akıyor, bütün Işıkları söndürülürken belleğimin Ve sen kurtarabilirsin beni ancak Unutmanın bu vahşi saldırısından Alnımı okşa dağıt alışkanlığımı Belki sümbül serinliği olur yeniden Çocukluğumun elinden tutan masalcımdın benim, göğsüne yaslanıp gecelerce dinlediğim Dinlediğim ve kederini nehrin Kızıl kahve toprağına benzettiğim Bana öyle geldi ki her çiçek Ve her kuş su içmek istiyor Sesinin gözesinden bu bahar Bense bir çiy damlasıyım Dudaklarının ışkın kokusunda Ellerin diyorum, Berçelan Yaylası Yahut Munzur tedirginliği şimdi
Alıntı