tenhakitap

tenhakitap
@tenhakitap
tenhakitap.blogspot.com adresinde kitap yorumları paylaşıyorum. Oraya da beklerim.
Edebiyat Öğretmeni
35 okur puanı
Temmuz 2022 tarihinde katıldı
Sıradan Bir Hayatın Romanı
Puan vermedi
Edebiyat okurken bir hocamız “Yazarın ne anlattığı değil, nasıl anlattığı önemlidir.” derdi. Bu cümlenin Mücella romanında hayata geçtiğini gördüm. Birçok insanın yaşadıklarını kabataslak yazsak ve “Biri roman olacak, seçin.” desek sıralamada belki de son sırayı Mücella’nın hayatına veririz. İşte öyle bir hayat Mücella’nınki. Roman olacak o son hayattan yazılan güzel bir roman Mücella. Elinize sağlık Nazan Bekiroğlu. Kitabın kapağındaki dikiş makinesi fotoğrafından da anlaşılıyor: Mücella bir ev hanımı. Kumaşlar, dikişler, her türlü el işi, bugün ömrünü çoktan doldurmuş süslemeler, çeyizlikler romanında çokça anlatılmış. Birçoğunu çocukluğumdan annemin komşularıyla yaptığı sohbetlerden hatırlıyorum ama ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok. Unutulup gitmiş ne çok el emeği, göz nuru… Dikkatimi çeken diğer husus Trabzon özelinde şehirlerimizin yaşadığı değişim. Müteahhit zihninin canını okuduğu kültür varlıklarımız ve birer moloz yığınına dönen şehirlerimiz… Bahçeli, ağaçlı, çardaklı müstakil evlerimiz ve oralarda geçen tatlı çocukluğumuz aklıma geldi kitabı okurken sonra da apartmanlara hapsettiğimiz kendi çocuklarımız… Ve Türkiye! Mücella'nın yaşantısı boyunca bir türlü durulmak bilmeyen çalkantılı ülke… “İyi ki bugün…” diyeceğim ama ne hikmetse çalkantılarla yaşamak hayatın normali olmuş bu ülkede. Sakin, rahat bir hayat sürsek canımız sıkılacak sanki. Kargaşa, keşmekeş hayatımızın rutini! “Neyi yanlış yapıyoruz? Niye bir türlü düze çıkamıyoruz?” gibi soranı yıpratmaktan başka işe yaramayan sayısız soru… Nazan Bekiroğlu'nun kendi hayatı da var eserde. Ne kadar kurgu ne kadar gerçek bilemiyorum. Kitapla ilgili yapılmış söyleşilere bakıp büyüsünü bozmak istemedim. Ne de olsa Trabzon onun şehri. Bazı münazaralık sorular da çıkartılabilir romandan: Apartman
1000Kitap
MücellâNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202112,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hep Yağmur Bekliyoruz...
Puan vermedi·227 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
Sevdiğim yazarlardan Tarık Buğra'nın Yağmur Beklerken’inden bahsedeceğim size. Roman 1930'lar Türkiye’sinde geçiyor. Serbest Fırka'nın kuruluşu sonrası Tarık Buğra'nın da memleketi Akşehir'in bir kasabasında yaşanan olayları konu alıyor. 1981'de yayımlanan romanın başkahramanı Rahmi babasını kaybetmiş, amcası Rıza Efendi tarafından yetiştirilerek kasabanın önde gelen kişileri arasına girmiş genç bir avukat. Bir yandan avukatlık yaparken bir yandan da çiftçilik-hayvancılık gibi kasaba hayatından da kopmamış Rahmi. Rahmi’ye zaman zaman önemli yardımları dokunmuş Avukat Kenan Bey bir gün Rahmi'yi yeni kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası'na davet ediyor. Rahmi, Kenan Bey'i kırmak istemez ama kasaba halkının siyaset sebebiyle derin anlaşmazlıklara düşeceğini öngördüğü için siyasete girmek istemiyor. Kenan Bey sadece kasabada değil ülke çapında da tanınan saygın bir karakter. Ankara’da önemli mevkilerde dostlara sahip. Rahmi, hastalığı sebebiyle zor günler geçiren Kenan Bey'e hemen evet, demese de onu kıramayıp partinin ilçe başkanı oluyor. Sonraysa olaylar olaylar... Kitaptaki yöresel şiveyi canlı bir şekilde yansıtan diyalogları çok sevdim. Bizim memleket de oralara yakın olunca köyde bir eve ziyarete gitmişim gibi hissettim. İşin ilginci Rahmi kasabalıların yanında şiveli, resmî ortamlarda İstanbul Türkçesi konuşuyor. Anlatılanların üzerinden neredeyse yüz sene geçmiş ama bugünün Türkiye'siyle arada hiçbir fark yok. Aynı düşmanlık, aynı kutuplaşma... Savaşa gider gibi seçime gitmeler... Gram değişmemiş. Dün kanlı bıçaklı gibi demeçler veren siyasiler bir ortamda karşılaşınca kırk yıllık dost gibi sarmaş dolaş oluyor. Bugüne dair bir eleştiri bu cümlem ancak kitapta bu kadar keskin olmasa da benzer eleştiriler o dönem için de var: Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluş
Yağmur BeklerkenTarık Buğra · İletişim Yayınları · 20241,167 okunma
Eksantrik, paranoyak bir adamın yüz sayfalık monoloğu…
Puan vermedi
Thomas Bernard, 1931-1989 yılları arasında yaşamış Avusturyalı yazar. İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatının önemli yazarlarından biri. 1970’de Almancanın en önemli edebiyat ödülü olan Georg Büchner Ödülü’nü almış. Ülkesi Avusturya’ya karşı yazdığı öfkeli metinleriyle bilinen biri. Ayrıca taşranın dar düşünce dünyası, yalnızlık gibi konularda da çokça yazmış. Sarsıntı, yazarın ilk dönem eserlerinden biri. İki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Avusturya’nın taşra bir bölgesinde hastalarını gezen doktor ve oğlunun hasta ziyaretlerini, gezdikleri çevreyi ve insanları doktorun oğlunun anlatımından okuyoruz. Doktorun ailesinin meseleleri aralara serpiştirilmiş. İkinci bölümde ise doktor ve oğlu yine aynı gezintisinde bölgenin zengin prensi Saurau’yu ziyaret ediyorlar. Bu kez Prens konuşmaya başlıyor. Psikiyatrik sıkıntıları olan –deli de diyebilirim- Saurau’nun bitmek bilmeyen konuşmalarını yine doktorun oğlunun aktarmasıyla okuyoruz. Bu kitabın olayı nedir diye bakarken şu ifadeyi gördüm: “Eksantrik, paranoyak bir adamın yüz sayfalık monoloğu…” Dinlemeniz iyi değilse kitaptan sıkılabilirsiniz. Okuma değil dinleme diyorum. Çünkü metin bir karakterin durmadan konuşması üzerine. Dalıp gittiğinizdeyse buraya nereden geldiğinizi bulmanız imkânsız çünkü konuşan özellikle ikinci bölümde daldan dala atlıyor. Dikkatli okusanız bile bağı kuramıyorsunuz. Akıcı bir olay yok. Bu yüzden de aksiyonseverleri uyarayım. Daralabilirsiniz. Thomas Bernard’ın öfkesinden bahsedilir hep. Burada da Prens’in öfkesini açıkça görüyorsunuz. Bernard’ın taşra eleştirileri, yalnızlığı metnin her yerine sinmiş. Deli diyorum ama Prens’in bilinci gayet açık. Prens gittikçe daha derin ve mantıklı konuşmaya başladı. “Bu adam deli mi ya da biz de mi deliyiz?” demeye başladım. Konuşmaları alıntı cenneti
1000Kitap
SarsıntıThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20261,080 okunma
Orhan Pamuk'un "En Renkli ve İyimser Romanı"
9/10
·520 syf.··
2025 5. kitabı
Benim Adım KırmızıBenim Adım Kırmızı Orhan Pamuk okumak pek kolay bir iş değildir. Kitabı niçin yarım bıraktığını anlatırken bu mazereti birçok kimseden bu cümleyi duydum. Haksız da değiller. Pek kolay değildir Orhan Pamuk okumak. Ancak yazarın kendisinin “en renkli ve en iyimser romanım” dediği Benim Adım Kırmızı bu genellemenin dışında tutacağım bir kitap. Heyecanla okuyabileceğiniz, sürükleyici bir tarihi roman kitabımız. Osmanlı Devleti'ndeki nakkaşların üzerine kurulmuş bir aşk ve cinayet romanı da diyebiliriz. Kitabı okurken nakış sanatının derinlikleri karşısında büyülenip bu nakkaşlık sanatı da neyin nesiymiş diyerek araştırasınız geliyor. Resmin İslamiyet’te iyi karşılanmaması üzerine gelişmiş Çin, Moğol ve İran kökenli nakkaşlık hakkında uzun uzadıya bölümler; bazen bir an evvel katili bulmaya, olayı çözmeye meraklı okuyucuyu sıkar mı? Orasını bilmem ama zevkle okuduğum bir kitap oldu. Olay her bölümde ayrı bir anlatıcının ağzından anlatılıyor. Bu anlatım tarzı kitaba ayrı bir renk katmış. Kitabın öne çıkan karakterleri olan Kara, Şeküre, Kelebek, Leylek, Zeytin, Enişte, Ester ve Üstad Osman kendi bölümlerinde olayı kendi açılarından anlatıyor. Katil de ayrı bir anlatıcı olarak merakınızı ayrıca kışkırtıyor. Ondan izleri diğer karakterlerde Kelebek, Leylek ve Zeytin’de arıyorsunuz. Ki bu üç karakter padişahın nakkaşhanesinin üç önemli ve usta nakkaşı. Zihniniz üçünün verdiği ipuçları arasında dolaşıyor. Kitabın ardında dört tarih var. Roman 1990-1992, 1994-1998 tarihleri arasında yazılmış. Yani yazılması altı yıl sürmüş. Salt yazmak değildir elbette ama ortada ciddi bir emek var. Ciddi bir araştırma var. Çalakalem bir şeyler kurup kitabın başına oturmamış yazar. Okumuş, araştırmış. Nakkaşlık ve dönemin tarihi üzerine epey okumuş, araştırmış. Kurgusu da kolayca yapılabilecek bir kurgu
1000Kitap
Benim Adım KırmızıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202320bin okunma
Hesaplaşmanın Romanı
9/10
·400 syf.··
2025 4. kitabı
2020 yılı içinde kaybettiğimiz önemli yazarımız Adalet Ağaoğlu'nun ilk romanı Ölmeye Yatmak. Bu romandan önce yazarın yazdığı oyunları var. Kitap 1973'te yayınlanmış. Bitişte yazarın attığı tarihten 1968-1971 yılları arasında yazıldığını öğreniyoruz. Ölmeye Yatmak, 50 yaşını aşmış diyebiliriz. Bir çırpıda değerlendirilmesi zor bir kitap Ölmeye Yatmak ama onu bir kelime ile anlatmak gerekirse roman için "hesaplaşma" sözcüğü çok uygun. Kahramanımız Aysel hayatta çarpışa çarpışa, mücadele ede ede bir yerlere gelmiş. Üniversitede öğretim üyesi. #AdaletAğaoğlu, Aysel üzerinden o kadar çok insanla, grupla, olayla hesaplaşmış ki... Babası ile hesaplaşması, abisi ile, annesi ile, ilkokul öğretmeni ile, köylü oluşuyla, ilkokul arkadaşlarıyla, ilkokuldaki mezuniyet müsameresi ile Cumhuriyet Dönemi Türkiye'sinin hemen her şeyi ile toplumun dar anlayışıyla vesaire vesaire... Son olarak da kendisi ile hesaplaşıyor. Zaten bu hesaplaşmayı yapmak için de kendisi ile hesabını görmek için bir otel odasında ölmeye yatıyor. Saat 07:22'den 08:49'a kadar sürüyor hesaplaşması Aysel'in. Kitapta cumhuriyetin kurulduğu günlerden 1970'lere kadar uzunca bir dönemin muhasebesini okuyoruz. Derin eleştirileri var yazarın. Türkiye ve dünya siyasetine etkili ve bence haklı eleştiriler bunlar. Dönemin sefaleti, çocuksu idealizmi, iç çekişmeleri ve daha birçok ayrıntı var Ölmeye Yatmak'ta. Okuyunca ülke olarak yıllardır bir arpa boyu yol alamadığımızı görüyorsunuz. Kitabın bahsedilmesi gereken bir diğer yanı da kurgusu. Öğretim üyesi, aydın, kadın kimliği ile Aysel çocukluğundan başlayıp hayatını öğreniyoruz kahramanımızın. Onunla birlikte Aydın, Ali, Semiha, Aysel'in abisi İlhan, Engin, Hasip, Namık ve irili ufaklı birçok kahramanlık hikayeleri başarıyla kurgulanmış ve hepsi birbirine değen hayatlar.
1000Kitap
Ölmeye YatmakAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 20195,7bin okunma