Joachim Zelter’in kaleme aldığı ve Regaip Minareci’nin çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından 2022 yılında yayımlanan ‘Yalanın Erdemi’ bireysel psikolojik patolojiler üzerinden makro düzeyde toplumsal bir "hakikat ötesi" (post-truth) eleştirisi sunan çarpıcı bir eserdir.
Zelter, kara mizahı ve grotesk anlatım biçimini merkeze alarak, yalanın yalnızca bir ahlaki zaaf değil, aynı zamanda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir "hayatta kalma" ve "gerçeklik inşa etme" mekanizması olduğunu savunur.
Kasetler, İşitsel kayıtlar, gerçeğin ve kurgunun iç içe geçtiği manipülatif medyanın (radyo/yayıncılık) bir metaforu olarak işlev görür.
Romanın ilk yarısı, Alman aristokrasisinin çöküşünü ve eski ihtişamını kaybetmiş bir büyükannenin gerçeklikten kaçışını ve torunu üzerinden narsisistik bir tatmin arayışına dönüşür. Büyükanne, torununu bağımsız bir birey olarak kabul etmek yerine, onu kendi aristokratik kibrini ve soy gururunu besleyecek bir "proje" (narsisistik uzantı) olarak görür. Carl Rogers'ın psikolojik yaklaşımlarıyla açıklanabilecek bu "koşullu onay" durumu, torunun psikolojik gelişimini derinden yaralar.
Torun, büyükannesini mutlu etmenin, onun onayını ve sevgisini kazanmanın tek yolunun fabrikasyon gerçeklikler üretmek olduğunu keşfeder. Erik Erikson’un psikososyal gelişim evreleri bağlamında, torunda "temel güvene karşı güvensizlik" duygusu kök salar. Yalan, sevgi ve onaya ulaşmak için kullanılan işlevsel bir edimsel koşullanma aracı haline gelir.
İlerleyen bölümlerde, hastalıklı ilişkinin dinamikleri radikal bir biçimde yer değiştirir. Torun, edilgen bir yalancıdan, aktif bir gerçeklik tasarımcısına (demiurgos/yaratıcı) dönüşür. Jean Baudrillard'ın *Simülakrlar ve Simülasyon* kuramına paralel olarak torun, alt katta kurduğu stüdyo aracılığıyla