• 226 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Çok kıymetli Kitabı #59756467 okuma etkinliğiyle okumak nasip oldu.Teşekkür ediyorum.Öncelik Teoman hocamızdan Allah razı olsun.Kitabin dili biraz ağır gelebilir ama saf türkçe oldugu icin zaten asıl bu şekilde okunmalı.Kitabin ilk isminin "omurgasızlastirilmis Türkluk"olması dikkatimi çekmişti.Bilhassa Kitabın tanıtımında bu konu şöyle izah ediliyor;

    "Buradaki omurgasızlık, son üç asırdır Türk medeniyetinin içinde bulunduğu siyasî sıkıntılardan dolayı İngiliz-Yahudi Medeniyeti eliyle Türk milletine şırınga edilmiş bir omurgasızlık. Bunun şiddetlendiği dönem ise pozitivizmin aydınlarımız arasında tek geçer akçe olduğu dönem olan Tanzimat devri. Merkezde bu tarihî dönemecin olduğunu, tartışılan bütün meselelerin gelip dayandığı noktanın burası olduğunu bilmemiz gerekiyor. Kitaba yönelecek okur, 1200 yıllık Türk dili metinlerinin biçim ve içerik yönünden değerlendirilmesinin yapıldığı sayfalardan birden Tanzimat’la ve Cumhuriyet Türkiyesi’yle birlikte imha edilen bir dile seyahat yapabilir. Şimdi, yukarıda belli başlıklara ayırdığımız meselelerden dile öncelik vererek Omurgasızlaştırılmış Türklügü anlamaya çalışabiliriz "

    Bu sekilde anlatilarak tekrar omurgayı kazandırmaya yönelik mutasyon düzeltilmeye çalışılıyor hocamız tarafından.

    Kitabin içeriğiyle ilgili;

    Kitap 7 kısımdan oluşmaktadır.
    Türklüğün ne olduğu asıl manası ,geçmişte ve günümüzde değişen durumları,Savaşların ,antlaşmaların batının etkisi anlatılıyor.Icerikte Konuyla ilgili Doğru bildiğimiz yanlışlardan arınmamizi sağlıyor.19.yyda oluşan türklükle ilgili bunalımların 20.yyda "Türklük"kavraminin âkamete ugramasi anlatılıyor.Kitabın temelinde olan "Kimlik sorununu"Teoman hoca işleyip kimlerin yaptığı sebebi ve değişen durumlari en sonda da çözümlerini aktarıyor.Türklük icinde Dil kültür açısından önemli yerlere değinerek bugün dilin yozlasmasindan plaza haline gelmesi durumunu izah ediyor.
    Türklerin Orta Asya’da ve Anadolu’da kurdukları devletlerden,Irandan etkilenme üzerinde kültürel sahada diğer milletlerle olan ilişkilerinden, felsefe ve bilimde dilde cogu ilimde bir düşünce sistemi kurmalarından ya da kuramamalarından, son olarak tüm bunların karşısında Batı emperyalizmiyle mondernizmle değişen durumlar anlatılıyor.Kitabin ıçinde Osmanlı Türklüğünün İslâmsızlaştırılması, Osmanlı’nın felsefeyle ilişkisi, Osmanli türklüğünün vasfı ve İslâmcılık konularına da değiniliyor.

    Şu alınti dil ve kültür açısından mühim;

    "Cihângir devletler kurup dil bilinci ile kaygısı gelişmemiş, dilini bunca ihmál etmiş ikinci bir millete tarihte rastgelmek zordur. Günümüzdeyse feláketin şâhikasindayız. Dilsiz duygu ile düşünce olamayacagına göre, bundan böyle felsefe-bilime ilişkin, telif şöyle dursun, tercüme bile yapılamaz. Şiire gelince; o da nasıl olsa kuş dili'yle iş görür olmuştur(syf/41)

    Büyük devletler kurup da dilini bunca yıl ihmal eden başka bir devletten bahsetmenin güç olduğunu söylüyor. Bunun da dilsiz duygu ile bir düşüncenin var edilemeyeceği sonucunu doğurduğunu söylüyor.

    Mesela kitap içinde bulunan bu bilgiyi bilmiyordum.Ve öğrenmek ufkumu açtı;

    "Türük' sözü güçlü, sert anlamına gelmektedir. Mesela 'türük bodun', güçlü millet demektir. Aynı şekilde 'türük tengri', 'kudretli tanrı'; buna karşılık 'Türük tengrisi', 'Türkün tanrısı' anlamındadır."(syf/41)

    Kitapta omurgasizlastirilan Türklüğümüzle ilgili hocamız çözüm sunuyor şöyle ki;

    "Kurtuluş, aklın ışığında toparlanıp yeniden yapılanmadadır. Taklit; teslim olma, giderek yok olmak demektir. İlk ve büyük taarruz, millî-toplumsal hâfızanın kurtarılıp diriltilmesi cihetinde olmalı. Bu cümleden olmak üzre, klasik yazımızın Latin abeceli yeninin yanına yerleştirilmesi; ardından dilimizin köklü onarımına girişilip -başta zengin tasavvur içerikli söz dağarı olmak üzere- tüm görkemiyle yeniden yapılandırılması; geleneksel mimarîmizin günün şartlarına uygun tarzda geliştirilmesi; musikimiz ile edebiyatımızın ihyâsı ve nihâyet topyekûn eğitim-öğretim, iç ve dış siyâset, hukuk ile iktisât nizâmımızın tekrar şekillendirilmesi zorunludur.”
    “Çağımızın Türklüğü, manevî değerlerle temellendirilmiş âdil bir iktisat nizamı oluşturarak millî toplum (sosyal) devletini vücuda getirmek zorundadır. Devletin millî olmasının anlamı, medeniyetin eğitim-öğretim, siyaset, iktisat ve askerlik cephelerinden giriştiği amansız saldırılara karşı koyma iradesi ve istidadını bulundurmasıdır.”(syf/143)

    Kitabin iceriginde ayni zaman da;Alimligin şairliğin Türk dili ile taşındığını,Yunus emre hz. Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Yusuf Has Hacip, Ali Şir Nevai gibi zatlar üzerinden anlatılıyor.Kitabin icerigin de geçen beyit ve şiirler de örnek veriliyor. Türk yazı dilinde biçimlenen bilgelik ve hikmet edebiyatının felsefebilime vücut vereceği sırada Tanzimatla değişime uğradığını yazıyor.

    Kitabı mutlaka alın okuyun okutun..Kim olduğumuz nerden geldiğimiz degisimimiz üzerinden verilen bilgiler önemli.
    Iyi okumalar..
  • 320 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Kartal Savaşçıları, Hun ordusunun gizemli, güçlü, yiğit erleri. Erliğe soyunan her kişinin varmak istediği ufuk. Teoman Tanhu'nun töresini kurduğu, Mete Tanhu'nun sağlam temellere dayandırdığı, her zaman savaşa hazır tutulan birlik. Hun budunun en seçme erlerini barındıran savaş gücü. Yenilmez ordu. Çinlilerin ve bütün Hun yağılarının en büyük korkusu.
  • 176 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    "Suçluluk duygusu geçmişi düzeltmez. Bu nedenle yararsız bir duygudur. Zaman makinesinin keşfi ile ancak yararlı bir duyguya dönüşebilir. O zaman geçmişe gider ve hatanızı düzeltirsiniz."
    •••
    Evet, şimdi çok merak ettiğim bir kitabın yorumu ile sizlerleyim. Uzun zamandır, yorum engeli yüzünden paylaşım vs. yapamıyordum. Şimdi yeniden aranızdayım.

    Kitabın kapağından giriş yaparak başlamak istiyorum. Kapak, neden bilmiyorum ama bana aşırı gerçekçi geldi. Profosyonel bir seçim olduğunu düşünüyorum. Tabii ki kapağın yanılgısına düşmenizi istemem. İçeriğin muazzamlığından bahsedecek olursam yazar yabancı bir kitaba Türk karakterler mi yerleştirmiş, Türk kitabına yabancı karakterler mi yerleştirmiş siz okuyunca karar verin derim. Ancak içerisinde bulunan ünlü yazarların sözleri kitaba bilinmeyen bir ahenk katmış. İçerikle uyumlu olmasıda cabası.

    Galina'ya o kadar gıcık oldum ki her defasında ismini Balina diye okuduğumu itiraf etmeliyim. Teoman'ın kıza karşı sergilediği oyun oskarlık ödülü hak ediyordu. Vatanına sadık bir adam ve kendini değersizleştiren bir kız. Sizde bu maceraya dahil olmalısınız diyorum.
    "Cesaretin ölçüsü ölmek değil, yaşamaktır." (Vittorio Alferi)
    ~"Özgürken ıslanmak, zindanda kurumaktan iyidir."~
  • 140 syf.
    Sokak karanlık. Kaldırımlar boyunca, bir trenin ardı arkası kesilmeyen vagonları gibi uzayıp giden birbirinin eşi bina cephelerinin hiçbirinde ışık yok; hepsi de kör birer kuyuymuşçasına içine çekiyor insanı. Ölü gözü gibi de olsa tek tük yanan sokak lambaları, bu gece tümüyle sönmüş. Gökteki dolunayın sana yolunu gösteren donuk ışıltısında, alışık adımların seni oturduğun binanın kapısına götürüyor. Saat geceyarısını çoktan geçmiş olduğu için, sokak kapısı kilitli. Pantolonunun cebinden anahtar destesini çıkarıp kapıyı açıyorsun. Adımını eşikten içeri atarken, o tanıdık nem ve yemek kokusu karışımı ağır hava karşılıyor seni. Elin duvarın pürtüklü yüzeyinde hol otomatiğini arıyor. Düğmeye dokunuyorsun ve cılız, kızılımsı bir ışıkla aydınlanıyor apartman holü. Asansöre yöneliyorsun. Çağırma düğmesine basınca, uzaklarda bir yerde köhne bir mekanizma aksıra tıksıra devreye giriyor; birtakım çarklar isteksizce, zahmetle, ağır ağır ve yakını dolu gıcırtılarla dönmeye başlıyor; derinden derine gelen bir uğultu, homurtu işitiliyor. Ayaklarının altındaki karo mozaik döşemenin hafifçe sarsıldığını hissediyorsun. Bu eski taş binanın merdiven evinin ortasındaki boşluğa sonradan ilave edilmiş, apartman holünden yalnızca baklava motifli tel örgülerle ayrılan asansör şaftının içindeki yağlı ve kalın çelik teller, enli kösele kayışlar bir gerilip bir boşalıyor, titriyor, kimisi aşağı kimisi yukarı hareket ediyor. Kararmış altın külçeleri andıran dökme demir ağırlıklar yavaşça yükseliyor. Yukarıdan inmekte olan asansör kabininin simsiyah tabanı gitgide yaklaşıyor, gitgide büyüyor, görüşünü kapatıyor. Kabin katta durunca, motor tıpkı az önce çalışmaya başlarken olduğu gibi, bıçakla kesilmişçesine apansızın duruveriyor ve yüksek tavanlı hol kısa süre için eski sağır sessizliğine kavuşuyor. Asansörün kapısını açıp içeri adımını atıyorsun. Kabini tel örgüden ayıran iki küçük kanadı kapattığın sırada, apartman holündeki otomatik ve kabin ışığı aynı anda sönüyor. Kontrol tablosunda el yordamıyla yoklayarak kendi katının düğmesi olduğunu düşündüğün bir düğmeye basıyorsun. Uzaktaki o köhne mekanizma, yine aynı evrelerden geçerek, aynı derecede zahmetli ve ağır, ama sanki dağdan çığ yuvarlanırmışçasına gitgide güçlenip hızlanarak çalışmaya başlıyor. Motorun çalışmasıyla birlikte, kabin ışığı da yine yanıyor. O anda şaşkınlıkla, asansörün yukarı, senin dairenin bulunduğu kata değil, aşağı doğru hareket ettiğini görüyorsun. Karanlıkta yanlış düğmeye basmış olmalısın. "Dur" ve "İmdat" düğmelerini birkaç kez deniyorsun, ancak asansör inişine devam ediyor. İster istemez bodrum kata inmek, asansör orada durunca yine kendi katının düğmesine basmak zorundasın. Kabin ağır ağır inerken bekliyorsun. Zemin kat döşemesi, gözlerinin önünden kaçıp yukarı doğru uzaklaşıyor. Kabin, bodrum kat hizasına geldiğinde, küçük kanatları açmaya davranıyorsun, ancak asansör durmuyor; ikinci bodruma, oradan üçüncü bodruma iniyor ve inişini sanki gitgide artan bir hızla aşağılara doğru sürdürüyor. Bunca yıldır oturduğun bu binanın bu denli çok bodrum katı olduğunu farketmemişsin bile...

    s.13-14
  • 474 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Kitapta 2 baş rolümüz var.Biri Nihan diğeri Teoman.
    Nihan gıcık ev arkadaşları yüzünden taşınmak zorunda kalıyor.Yeni bir ev arkadaşı ararken üniversitenin panosuna asılan ev arkadaşı aranıyor ilanını görüyor.Ama ilanı verenin bir erkek olduğunu fark ediyor.Mecbur kaldığı için nota bırakılan numarayı arıyor.Telefonu Teoman açıyor.Kız ev arkadaşı istemediğini söylüyor.Neyse ki Nihan onu ikna ediyor.Gençler birbirleriyle kalmaya başladıkça birbirlerine alışıyorlar.Olaylar böyle devam ediyor:)
  • 304 syf.
    ·Puan vermedi
    Bu kitabı da okuyarak Heyet serisini tamamlamış bulunuyorum Bu 3 kitap da Tarihçiliğimi sorgulattı. Ama aynı zamanda geleceğim için de bana çok ama çok yardımcı oldu. Nasıl derseniz? Ben Gerçekten tarafsız olmaya çalışan biriyim. Eski çağdır, orta çağdır, yakın tarihtir, doğruları ve yanlışları ile öğrenmeye çalışırım. Bu yüzden mesleğimde hangi alanda ilerleyeceğim konusunda çok kararsızdım. İlk türk tarihi mi, selçuklu mu, osmanlı mı, cumhuriyet mi? Karar veremiyordum. Bu üç kitap hepsini ele aldığı için neye yatkın olduğumu, hangi konuya daha fazla ilgim olduğunu keşfettim. Ve İlk Türk Tarihinde kararımı verdim ️ Teoman, Metehan, Attila, Kürşad, Cengizhan.. Dolayısıyla Heyet 3 e göre Heyet 1 i daha çok sevmiştim. Okurken yerimde duramamıştım tabir-i caizse.. heyet 3 de bitsin artık dediğim sayfalar oldu Ama Bu Kitaptan benimde çok önem verdiğim bir fikir üzerine alıntı paylaşmak isterim; “Bu kitapta Amacımız nefret tarihçiliği yapmak değildi. Kitabı okuyanlar da artık nefret için değil, bir şeyler öğrenmek adına yakın tarihe baksın. Bazen kendi ideolojilerine ters bilgiler öğrenebilirler, olsun, yine devam etsinler. Artık aradaki öfkeyi bitirelim. Bu gençlik artık böyle karşıt şekilde oluşturulmuş nefret tarihçiliğinden uzak dursun. Bir şeylere ya da birilerine nefret duymak için değil, sadece ve sadece bir şeyler öğrenmek için okuyun. Sahiden neden bu kadar karşıtız? Bakıyorum yeni nesile instagram biyografilerinde “A T A T Ü R K” yazıyor. Tamam yazsın eyvallah da, sohbet etmeye kalkıyorsun. Mustafa Kemal’in hangi mekteplerde okuduğunu bilmiyor. Ama Osmanlı hakkında “padişahlar haremden çıkmıyordu” derler.. işte bu kadar basit cahil olmak. Hep diyorum, yine diyorum. Yaklaşık 2500 yıllık tarihimiz var. Hepsi bizim atalarımız. Hepsinin doğruları yanlışları var. Bırakın sağcılığı, solculuğu.. Bu, ülkeyi ayırt etmek isteyenlerin emeli.. Tek davamız Vatan, Millet, Bayrak, islam olsun... Allah’a emanet olunuz ️
  • 148 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Bir kitap düşünün ki okumamak için çok mücadele verip sonra bitmesini istemeyeceğim harika bir doğum günü hediyesi olsun.
    İçerisinde aşk, mafya, cinayet, gençlik, arkadaşlık, devrim... yok yok. Kitabı okurken kendimden çok şey bulup hem hüzün hem sevinç hem de heyecan hislerini aynı anda yaşadım. Anlatımı sade ve sokak ağzı barındırdığından anlaşılması kolay.Uzun Olric Efendi