Puan vermedi·69 syf.·
2026 28. kitabı
İnsan ve Hayat Dergisi – Bu Ayın Sayısından Bende Kalanlar Bu ayın İnsan ve Hayat dergisini okuyup bitirdim. Her sayısında olduğu gibi bu ay da farklı konularla beni düşündüren, durup kendime bakmama vesile olan yazılarla karşılaştım. Kapak dosyası olan “Bedenin Sessiz Dili: Ter” başlığı ilk dikkatimi çeken bölümlerden biri oldu. Çoğu zaman rahatsız edici bir durum olarak gördüğümüz terlemenin, aslında bedenimizin önemli iletişim yollarından biri olduğunu öğrendim. Vücut ısısını düzenlemekten hastalıkların erken sinyallerini vermeye kadar pek çok işlevi bulunan terlemenin; ne fazlasının ne de azlığının göz ardı edilmemesi gerektiği anlatılıyordu. Bedenimizin sessiz ama güçlü bir dili olduğunu fark etmek benim için oldukça etkileyiciydi. Meslek tercihleri ve yapay zekânın etkisini ele alan bölüm de üzerinde düşünmeye değerdi. Gelişen teknolojiyle birlikte bedensel faaliyetlerimiz nasıl azalıyorsa, internetin hızı ve yapay zekânın sunduğu kolaylıklar sebebiyle zihinsel çabamızın da giderek zayıfladığına dikkat çekiliyordu. Bu yazı bana, teknolojiyi kullanırken düşünme, araştırma ve üretme becerilerimizi diri tutmanın ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlattı. En çok etkilendiğim bölüm ise “Gönül Terazisinde Değerler” oldu. Özellikle şu cümle zihnimde yer etti: “Çizgisini bozmayan, değerlerine sadık olan elbet bir gün kıymet görür; yerde değilse de gökte.” Bazen insan, doğru bildiği yolda yürürken karşılığını hemen göremeyebilir. Ama değerlerine sadık kalmanın asıl kıymetinin görünenden çok daha büyük olduğunu hatırlatan bu satırlar beni derinden etkiledi. Ergenlik dönemine dair rehberlik yazısını da özellikle çok kıymetli buldum. Anne babaların ve gençlerle iletişim hâlinde olan herkesin okuması gereken, yol gösterici ve farkındalık kazandıran bir
İnsan ve Hayat - Sayı 196 (Haziran 2026)İnsan ve Hayat Dergisi · Çamlıca Basım Yayın · 20269 okunma
Puan vermedi·510 syf.··
2026 36. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 01:17
Allah’a hamdolsun bu dini bize nimet olarak bahşetti, dini nasıl yaşanacağını açıklayan Kur’an’ı bize gönderdi, bu ilahi vahyi bize tebliğ eden, âlemlere rahmet Efendimiz’i bize gönderdi. Allah’a hamdolsun en güzel örneğin mübarek ellerinde yetişen ve her biri hayatın farklı bir alanında örnek olan sahabe efendilerimize karanlık dünyamızı aydınlatmaları için yıldızlar, yol göstermeleri için nehirler, sarsıntılarımızı önlemek için dağlar olarak bize gönderdi. Bakın o kutlu mesaj nasıl geldi ve bunu ilk duyan ne dedi… Yıl miladi 610’du. Aylardan Ramazan, gecelerden Kadir gecesiydi. Alemler nefesini tutmuş yıllardır hasretlerini çektikleri buluşmayı bekliyordu. Cibril, arzın ve arşın emini olan Efendimizle buluşmaya geliyordu. Beklenen an gelmiş, Allah insanoğlu ile vahiy aracılığıyla konuşmaya başlamıştı. ‘Yaratan Rabbinin Adıyla Oku!’ Efendimiz vahyin bu ilk sözleriyle ter içinde kalmıştı. Kendini mağaranı dışına atmış, zorlukla Hira’dan aşağı inmişti. Bu ruh hali ile nereye gitmeliydi? Onu bu haliyle kim teskin edebilecekti? Elbette yoldaşı ve sırdaşı Hatice’sine gidebilirdi. Neden mi? Çünkü Hatice bir eş olarak Efendisine güven vermişti. Derken Efendimiz başından geçenleri Hatice’sine bir bir anlatmıştı. Hz. Hatice; ‘Asla endişelenme Ey Efendim! Allah Seni kesinlikle zayi etmeyecektir,’ demişti… Başımıza zor bir durum gelse, bizler bu zorluğu ilk olarak eşlerimizle mi paylaşırız yoksa en son mu onu haberdar ederiz? Ya da bir sorunlarımızı eşlerimizle paylaştığımızda haticevari bir metanet ile mi karşılaşırız yoksa söylediğimize pişman mı oluruz? Unutulmamalıdır ki tüm Müslümanlar tebliğ göreviyle mükelleftirler. Ancak tebliğ, hakkıyla temsil etmekle gerçekleşir. Rabbim hepimize bu aziz dini önce temsil edebilmeyi, sonra hakkıyla tebliğ edebilmeyi nasip eylesin.
Din
Sahabe İklimi - 2Muhammed Emin Yıldırım · Siyer Yayınları · 20181,397 okunma
Reklam
Kaçışlar,korktuğumuz şeylerdir
7/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Godot'yu Beklerken Samuel Beckett adlı eseri 2.dünya savaşı sonrası her şeyini kaybetmiş varoluşsal krizler yaşayan insanın anlam arayışını ifade eden bir eser olarak kaleme alınmış. Eserde Vladımır ve Estragon Godot’u beklerler ancak Godo ne bir insandır ne de başka bir şey. Godo, insanın ümit ederek bağlandığı neyse odur. Umuttur. Bu belirsizlik içinde sadece beklerler, beklerken de hayatın karmaşıklığında, yapılması gereken şeyler, ikili ilişkilerimiz, arzularımız,acılarımız,mutluluklarımızla bir oyalanma halindeyizdir… Zamanı böyle geçiririz. Yani aslında anlam arayışı dediğimiz şey anlamsızlığın ta kendisidir. Bunu da Godot’u beklerken bir nişan gibi taşırız,anlamsızlığa anlam atfederiz. Godot’u beklemekte ki amaç aslında insanın sorumluluk almamak için sığındığı bir sığınaktır. Bir kurtarıcı bekler,ama o kurtarıcı asla gelmeyecektir. Ve bu ümitle sırf bir şey yapmamak,çaba sarf etmemek,ter dökmemek için Godot’u beklerler. Her gün aynı yerde onu beklerler. Eserde bir çocuk her gün gelip Estragon ve Vladımır’e Godot’un bugün gelemeyeceğini ama yarın mutlaka geleceğini söyler.Bu söylem insanı zamanın bekçisi yapan ve onu orada zamanın içerisinde köleleştiren umut dolu bir söylemden ibarettir. Oyunda Pozzo ve Luky vardır.Pozzo efendi, Luky ise köle rolündedir. Pozzo gücü,otoriteyi,zenginliği,mülkiyeti temsil eder ve elindeki kırbacıyla Luky’i yönlendirir. Luky ise sistemin içerisinde eriyen insanı temsil eder,muhtaç ve yönlendirilmesi gerekli olanı. Pozzo, Luky olmadan gücünü kanıtlayamaz, Luky de Pozzo olmadan ne yapacağını bilemez. Yani ikisi de birbirine muhtaçtır,sistem bunu bilerek yapmıştır. Biri olmadan bir diğeri varolamaz. Pozzo, Luky’e sahnenin bir bölümünde Estragon ve Vladımır’in isteği üzerine düşünmesini söyler Luky’de şapkasını takıp düşünmeye başlar ancak
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2026 35. kitabı
Bu kitap tam da modern insanın hayat koşturmacasındaki kendini kaybedişini mesele etmiş bir hikayeyi baz alıyor. Lale ve Kaya … İki başarılı yetişkin ama kendi hayatlarında bir amaç edinememiş mutsuz iki birey. Lale, tam olarak ne anne ne baba sevgisi görmüş bir kadın. Anneanne ve babaanne evleri arasında geçen bir çocukluk ile şu an yalnız yaşayan bir plaza kadını. Çocukluğunda arkadaşlarının evinde aradığı aile sıcaklığını yetişkin olduğunda da aramaya devam ediyor. Hikayenin arka planında sürekli bu arayışı hissederken kimi zaman Lale’nin geçmişine perde aralıyoruz kimi zaman da şu anki yetişkin Laleyi tanıyoruz. Kaya’ya gelirsek o da çok başarılı bir ofis çalışanı fakat kendi yalnızlığından kurtulamamış bir yetişkin. Onun da geçmiş yarası çocukluğundaki evlatlık verilme hikayesi. Bir kafede yolları kesişen bu iki yetişkinin denk gelmesinde görüyoruz ki var bir mukadderat. Bundan sonrası Lale’nin babaanne evinde yaşadıkları, bir anda kendisini bulan hastalığı, Kaya’nın geçirdiği kaza ve talihsizlikler… Duvarlarla örülmüş hayatını teriyle sıvayan Lale’nin bu hikayesine Deniz hanımın güzel tasvirlemeleri ile kapılıp gidiyorsunuz. Hikayenin içerisinde sizi bekleyen bolca durum çıkarımları, yerinde benzetmeler ve çubuk salçalı makarna ile vişne suyu ve bolca kahve.
Et Duvar Ter SıvaDeniz Toprakkaya · Perseus Yayınevi · 202334 okunma
Albert Camus - Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2026 1. kitabı
SENTEZ ENTELEKTÜEL OTURUM | HAZİRAN AYI İLK KİTABI (01-07)./06.2026 ​KİTAP KİMLİĞİ ​Kitap Adı: Yabancı ​Yazar: Albert Camus ​Tür: Kurgu (Roman) ​Sayfa Sayısı: 112 ​Odak Noktası: Absürdizm Varoluşçuluk, Bireysel Yabancılaşma ve Toplumsal İkiyüzlülük ​ ​Soru: Yazarın bu eserde inşa ettiği düşünce dünyası, bugünün modern insanı için bir "çözüm" mü sunuyor, yoksa sadece "sorunu" mu derinleştiriyor? ​ Cevap: Camus aslında sorunu derinleştirerek radikal bir çözümün kapısını aralıyor. Modern insan, toplumsal beklentilerin, dijital onaylanma arzularının ve yapay mutluluk illüzyonlarının arasında sıkışmış durumda. Meursault’nun hikayesi, bu yapaylığı ve hayatın anlam arayışını tamamen sıfırlayarak yüzümüze sert bir gerçeği çarpıyor: Hayatın önceden belirlenmiş hiçbir ilahi veya toplumsal anlamı yoktur. ​Bu ilk bakışta nihilizm (hiççilik) gibi görünüp sorunu derinleştirse de, aslında Camus’nün Absürd (Saçma) felsefesinin özüdür. Çözüm, bu anlamsızlığı kabul edip hayata karşı isyan etmektir. Kitabın sonunda Meursault’nun idam edilmeden hemen önce dünyanın o "tatlı kayıtsızlığına" kendini açması ve mutlu olduğunu fark etmesi modern insana şunu söyler: Gerçek özgürlük, sistemin dayattığı maskeleri fırlatıp atarak yaşamın saçmalığını kucaklamak ve her şeye rağmen dürüstçe yaşayabilmektir. Camus bize hazır bir reçete sunmaz, bizi özgürleştirecek olan o sarsıcı teşhisi koyar. PARADOKS SEANSI: FİKİR ÇARPIŞMASI ​ Vaka: Meursault’nun işlediği cinayet tamamen kaçınılmaz bir doğa olayının (güneşin ve sıcağın) getirdiği anlık bir cinnet halidir; dolayısıyla Meursault bir katil değil, trajik bir kurbandır. ​1. Savunma Hattı: Çoğunluğun aksine, bu iddiayı destekleyen en güçlü kanıt kitaptaki hangi olay veya cümledir? ​Kitaptan Kanıt: Romanın mahkeme sahnesinde Meursault'nun
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,2bin okunma
Puan vermedi·114 syf.··
Beğendi
·
2019 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2019 00:00
Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı #felaketzedelerevi . Kırk yıllık Küba sürgün edebiyatının eşsiz bir örneği demiş #martinez , az bile demiş.. Dâhi yazar #guillermorosales, kırk yedi yaşında intihar etmeden önce( tabii ki şaşırmadınız tercihime ) o güne dek tüm yazdıklarını yakmış. Bu yüzden, sadece iki kitap kalmış ondan geriye: Onun büyük bir yazar olarak tanımlanması için yeterli olan ilk romanı Felaketzedeler Evi ve bir öyküler toplamı. #hakkında Rosales'in, ağır bir şizofreniden muzdarip olduğu günlerde kaldığına benzeyen bir yeri anlattığı Felaketzedeler Evi, Gökhan Aksay'ın İspanyolca aslından çevirisiyle, Türkçede #ilk kez yayımlanıyor.Teşekkürler @jaguarkitap #meltemce Her yere sinen ter ve lağım kokusu, taşan tuvaletler, nemli duvarlar, kötü yemekler, böcekler çepeçevre sarıyor sizi. Anlatımın gerçekliğini duyumsamamak imkansız. Rosales bizi karakterlerin çileli yaşamlarının bıraktığı ağır keder dolu mekâna sokuyor ve orada yaşamaya başlıyoruz kitap boyunca. Ortak yaşam sürdüğünüz “bakımevi”nin diğer sakinlerinin çaresizliği,yalnızlığı,fiilen ve bedenen yaşadığı tacizlere suskunluğu, acı bir çığlıkla avaz avaz haykırış olmak istiyor ses tellerinizde... Ama boğuluyorsunuz,ciğerlerinizin ihtiyacı olan nefesten yoksunsunuz. İnsanlığın esamesinin okunmadığı,kokuşmuş dünyanın başka bir coğrafyası burası. Onun sürgünlük hali, bir yere, bir kişiye, bir olaya bağlı değil. Topyekun “Sürgün”, hiçbir yerli ve hiç kimse olan onun için #sürgün yeri Dünya. Ve paslanmış menteşeleriyle,umuda dair açtığı dünya penceresinden şöyle sesleniyor bize:,“Yaşamı sorgulayın,çünkü nereye giderseniz gidin dünyanın türlü felaketleriyle yaşamak zorunda kalacaksınız. Bunun coğrafi sınırlarla veya yönetildiğiniz ideolojiyle bir ilgisi yok.” Fe Rosales’in gerçekçi
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,414 okunma
Reklam
Reklam