Bana göre, psikoterapide hastanın anneye duyduğu düşmanlığı teşvik etmek ya da hastanın tarafını tutmak yanlıştır. Hasta, büyümek için, duyduğu düşmanlığın farkına varmalı ve terapide bunu ifade etmelidir, fakat geçmişten gelen bu düşmanlığın kaynağı ne olursa olsun, -duygu durumuna bahane niteliğinde bulunan gerçek bir anı ya da bir fantezi gibi problem artık hastanın sorumluluğundadır ve bu problemi hastanın çözmesi gerekmektedir. Hasta, terapi sürecinde büyüdükçe, bölünmenin üstesinden gelir ve bütüncül nesne ilişkilerini kurar. Geçmişte yaşanan kaybın yaralarının sızıları geçtikçe, tıpkı gerçekte kendi var oluş çıkmazında olduğu gibi annesini de hem iyi hem de kötü yanlarıyla birlikte bütüncül bir nesne olarak görmeye başlar. Annesini suçlama ihtiyacı gibi, ona duyduğu eski öfkesi de yatışır ve azalır. Bir yetişkin olarak, şimdiki zamanının yanı sıra geçmişinin de sorumluluğunu kabullenir ve tıpkı kendisi gibi, kendi yapmadığı bir ağın içine sıkışmış olan annesini bir yoldaş olarak görebilir. Annelerine duydukları düşmanlıkları azalmaksızın devam eden hastalar, henüz olgunluğa ve bütüncül nesne ilişkilerine erişememişlerdir, bundan ziyade annelerine duydukları öfke, sorumluluk alma ve geçmişte yaşadıkları travmaların derinliğine çalışılması hususunda hissedecekleri acıdan kaçınmak üzere eyleme vurma davranışları sergilemenin bir tür aklileştirilmesi haline gelmiştir.
Sayfa 442
-her terapi sürecinde olduğu gibi-
“iyileşme tam bir adanmışlıkla yıllar boyu süren bir çaba gerektirir.”
Psikoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Logoterapı, hastaya kendi yaşamında anlam bulması için yardım etmeyi bir görev saymaktadır. Logoterapi, hastanın, kendi varoluşunun gizli logosunun (anlamının) farkına varmasını sağlaması ölçüsünde analitik bir süreçtir. Bu kadarıyla logoterapı psikanalize benzer. Ne var ki, bireyin bilinç altındakileri bilince çıkarma çabasında, logoterapi kendini bilinç altındaki içgüdüsel olgularla kısıtlamak yerine, anlam istemi kadar bireyin kendi varoluşunun potansiyel anlamı gibi varoluşsal gerçekliklen de dikkate alır. Ne var ki terapi sürecinde noölojik boyutu ele almaktan kaçınan bir analiz bile, hastanın, varlığının derinliklerinde gerçekte özlediği şeylerin farkına varmasına çalışır.
Onca acı, onca zorlukla dolu bir yaşam, onca cesur mücadele, annesinin yasını tutması, babasının tahakkümünden kurtulması, ağabeyinin ve en önemlisi oğlunun ölümünü atlatması... Gerek hastalarıyla çalışmalarında, gerekse benimle olan terapi sürecinde pek çok karmaşık sorunun üstesinden gelmişti. Genç bir adamın motosiklet kazasında yaşamını kaybetmesi sonucunda mucize eseri bulunan bir karaciğerle, ölümcül bir karaciğer hastalığını yenmeyi başarmıştı. Derken beynindeki minik bir damar tüm bu acılara son vermişti. Her şey birden uçup gitmişti: Benliğinin o sıra dışı evreni, duyularından gelen verilerle dolu o bereketli hazine, koca bir yaşamın anıları, acı, cesaret, mücadele ve zafer deneyimleri, cerrahlardan ve hemşirelerinden oluşan bir organ nakli ordusu, yaşadığı korku, hıçkırarak ağladığı saatler, güç bela iyileşmesi... Hepsi ne içindi? Ne için?
Sayfa 112
Benim terapi sürecinde en sevdiğim kısım ise örtbas ettiklerinin altındaki bir şeylerin aslında onu benzersiz kılan şeyler olduğunu keşfetmeye başladıkları anlar.
Sayfa 50
Kaygılı bağlanan kişilere terapi sürecinde sıklıkla ögretilmeye çalışılan şeylerden biri de duygusal dengeyi sadece hayatındaki kişiye bağlamamak ve duyguları regüle etmeyi öğrenmektir.
Sayfa 95
Alıntı