Kitap genel olarak akıcı olsa da konu öyle yavaş gelişiyor ki başlarda sıkılmadım desem yalan olur. Ben hemen olsun bitsin, olaya girsinler istiyorum. Ne yazık ki her kitap farklı olduğu gibi her yazar da farklı ve kişisel tercihler kimseyi ilgilendirmez. O yüzden eğer siz yavaş gelişen hikâyeleri seviyorum derseniz bayılarak okursunuz; güzel bir kurgu. Tür olarak askerî geçse de pek askerî kısma girilmemiş. Daha çok gençlerin dilinde konuşacak olursak "arkadaşımın abisi" trope'u sayılabilir bence.
Konuya genel anlamda bakacak olursak; kızımız, babasının ölümünden sonra annesinin yeniden evlenmesiyle üvey babası tarafından yok sayılır ve zaman zaman şiddete uğrar. Bu sebeple okulunu onlardan uzakta, İstanbul'da seçerken yazlarını ise en yakın arkadaşının evinde geçirir.
Her şeyi değiştiren gece ise arkadaşının doğum günü için yaptığı pastayı, daha önce sadece fotoğraflardan gördüğü abisiyle çarpışarak mahvedince yaşanır. İkili yenisini almak için gecenin bir yarısı yola çıkar ve ufak çaplı didişmelerle birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar.
Zaman böyle tatlı tatlı geçerken adamın bir göreve gitmesi gerekir. Gitmeden önce kızımıza evlilik teklifi eder ve aynı gün resmî nikâh kıyarak evlenirler. Sonrasında ise kızımız, adamın görevde şehit olduğunu ve hamile olduğunu aynı anda öğrenir.
Üvey babası bu durumdan hoşlanmaz. Önce onu döver, daha sonra ise çocuğu aldırmak için uğraşır. Tam o anda imdadına kızımızın kardeşi yetişir ve bir şekilde oradan kaçmayı başarır.
Burada bir zaman atlaması olur ve kendimizi dört yıl sonrasında buluruz. Kızımız çalıştığı şirkette bir ödül alacakken şirket saldırıya uğrar ve onu kurtaran kişi, öldü sandığı kocasından başkası değildir!