HASRET

HASRET
@tersah
"İyi bir hafıza Tanrı'nın insanoğluna en büyük lanetidir."
(Boşluk.. hareketsizlik.. uyku..) Hayat içindeki boşluklar.. bekleyişler.. durmalar.. haddi zaatında boş değildirler,en az hareketler kadar doludurlar. Ne yazık ki herkes acele içinde... Mesela;durakta bekleyenler bile durmakta oldukları halde acele ile duruyorlar. Durmak bile acele ile yapılabiliyor... Aslında bekleyişler en acele, gelmeyişler en sabırsız... Aslında yürümek,hareket etmek, bişeyler yapmak,yemek yemek, aceleyi/telaşı azaltıyor. Durmak en hızlısı,en yorucusu..
Artık konuşmanın zamanı gelmişti, çünkü Anita'nın hayallerinde kurguladığı ilişki mutlu sonla noktalanabiliyor bile olabilirdi ve ben o sondan çok uzaktaydım. Daha anlayamamıştı sonunda ölüm olan bir hayatta mutlu son olmasının mantığa aykırı olduğunu. Ölüm mutlu bir son olamazdı. Kimse için. Ama yine de insanlar, kendilerini kandırmak için hayatlarını dönemlere bölüyorlar ve ancak o dönemlere mutlu sonlar uydurabiliyorlardı. Oysa hayat, her bölümünde ayrı bir hikâyenin döndüğü neşeli bir dizi değil, sonunda herkesin öldüğü ve katilin bulunamadığı sıkıcı bir filmdi...
“Ben de onu söyleyecektim sana” dedi Mübarek. “Derdâ’yı verecekmiş Saniye. Yarın Şıh Gazi’nin oğluna bir söylesen. Belki biri çıkar.” Ebcet boğazındaki dumanı tutup karanlığın içinde görebildiği kadarıyla Mübarek’e baktı. Allah kulunu görmüştü! Aklındaki bütün sıkıntılar, ağzından çıkan dumanla birlikte uçup gitti. “Tamam, konuşurum. Kaç yaşındaydı?” “On bir” dedi Mübarek. “Maşallah” dedi Ebcet.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... içimizde şeytan yok... içimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz biçare irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.
Sayfa 266
Zaten anlatmak istediğim bir şey var, bin bir şekle sokup söylemek arzusuyla yandığım bir tek şey: O da sizi sevdiğim. Bunun dünyanın teşekkülünden beri kaç milyar defa tekrar edildiğini unutmuyorum, fakat siz söyleyin, canlılığından bir şey kaybetmiş mi? Kâinatta hiçbir mevcudun olamayacağı kadar taze ve olgun değil mi?.. Bu öyle bir kelime ki, doğuyor ve doğuşuyla beraber kemali de içinde getiriyor. Sizi seviyorum...
Sayfa 79
Edebiyat