Sıcak havalarda bizler bunaliyoruz. Hayvanlara su verirken icine lütfen buz atalım. Soğuk su verelim. Başkasında gördüm bana teşvik olmustu. Baska insanlara da tesvik olsun diye paylaşıyorum. 😻😺
1000Kitap
Azgın Nefsin Şerrinden Korunmak
“Nefsin şerrinden korunmak”, İslâm ahlâkının tam merkezinde yer alan en hayati ve en önemli meselelerden biridir. İnsan hayatındaki en büyük mücadelelerden biri, dış düşmanlarla değil; insanın kendi içindeki nefisle verdiği mücadeledir. Çünkü nefis, kontrol edilmediğinde insanı günaha, kibire, azgınlığa, hevâ ve arzuların peşinden körü körüne gitmeye sürükleyebilir. Terbiye edilmediğinde insanı adım adım helâke götüren bu güç, terbiye ve tezkiye edildiğinde ise insanın manevî yükselişine, olgunlaşmasına ve hakiki kurtuluşuna en büyük vesile olur. Bu konuda hem Kur’ân-ı Kerîm’de hem Hadis-i Şerifler’de, ayrıca sahâbe ve tasavvuf büyüklerinin sözlerinde bizlere bırakılmış çok zengin, köklü bir miras vardır. 1. İlahi Kelâmda Nefis Terbiyesi Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de nefis terbiyesinin ve tezkiyesinin (arınmanın) gerekliliğini ve önemini açıkça ortaya koyarak şöyle bildirir: “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kirleten ise ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10) Başka bir Ayet-i Kerime’de ise nefsin insanı her an kötülüğe ve harama sürükleyebilecek potansiyeli şöyle ifade edilir: “Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettiği hariç, kötülüğü emreder.” (Yusuf, 53) Rabbimiz, nefsani arzuları frenlemenin ebedi mükafatını ise şu müjdeyle beyan buyurur: “Rabbinden korkan ve nefsini hevâdan alıkoyan kimsenin varacağı yer Cennet’tir.” (Nâziât, 40-41) 2. Sünnet-i Seniyye’de Nefis Mücadelesi İki Cihan Güneşi, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallâhü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur: “Gerçek mücahit, Allah Teâlâ’ya itaat yolunda nefsiyle cihad edendir.” (Sünen-i Tirmizî) Manevi uyanıklığın ve akıllılığın ölçüsünü bildiren bir diğer hadis-i şerifte şöyle buyurulur: “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.” (Sünen-i
Hayat ve İnsan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
wattpad yazarları
Öncelikle son bir aydır hiç aktif değilim kusura bakmayın lütfen😭 Bu ay hiç kitapta okuyamadım, bu gönderiyi de hem anlık bir sinir dalgasıyla hem de ölen aktifliğimi geri getirmek amacıyla yazıyorum^^ Ve ilk olarak şunda bir anlaşalım, wattpad bir tür değil bir platformdur aynı şekilde klasiğinde bir tür değil sadece "klasikleşmiş ve zamansız, değerini kaybetmemiş" kitapları içerdiği gibi. Beni en irite eden şeylerden biri de "wattpad yazarı" ifadesi. Wattpad hakkında ki fikrim birçoğunuza uymayabilir ancak ben wattpad'te içerik yayınlanmasından ve wattpad'te yayınlanmış şeyleri okumaktan utanmıyorum. Platformu nasıl kullandığınızla ilgili bir durum bu. Yani şöyle düşünün... Şu an "wattpad yazarı" olarak anılmayan ama güncel olarak yazan Türk yazarlardan bahsedelim, Ahmet Ümit mesela. Eğer kitaplarını basmadan önce wattpad de yayınlasaydı mesela, yine wattpad kitabı mı olurdu? Kaç yaşında adam o zamanlar neden bununla uğraşsın demeyin lütfen, sadece bir düşünce. Belki kitaplarını dijitalde yayınlatmak isteyip wattpad de paylaşsaydı yazdıkları değerini kaybeder miydi? (yazdıkları edebi mi bilmiyorum hiç okumadım ancak okunan ve wattpad yazarı olarak anılmayan biri) Wattpad'in bir etiket damgası haline geldiğini düşünüyorum. İster dark romance yazın, ister distopya ister fantastik hatta wattpad'de kitap yayınlatmış olmasanız bile genç bir Türk yazarsanız, olay örgüsü odaklı bir şeyler yazıyorsunuz bu damgayı yiyorsunuz. Wattpad utanılacak bir şey değil bence, içerik haznesi çok geniş, ve kötü "cringe" içeriklerin olması oradaki tüm eserleri çöp yapmıyor. Ama işte bu etiket birçok kişinin bakışını değiştiriyor. Akıcı ve sade bir dil yazarsanız; edebi değil ve boş, edebi cümleler ve betimlemeye yer verirseniz; klasik yazmaya çalışmış ama becerememiş,
1000Kitap
Elizabeth: "Sevgiyi teşvik için sizin tavsiyeniz ne?" Darcy:"Dans etmek" Elizabeth:"Dans etmek. Dans eşiniz idare eder bile olsa." Aşk ve Gurur
Aşk
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Sayıların ve Renklerin Sırlı Dili - Şebnem Ekşib
Yazar, sayıların ve renklerin insan yaşamındaki sembolik ve enerjisel karşılıklarını ele alırken, farkındalık, bilinçaltı, ruhsal gelişim ve kişisel dönüşüm gibi konulara da değiniyor. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, okuyucuyu hazır cevaplarla buluşturmak yerine düşünmeye ve sorgulamaya teşvik etmesi.