Yıkım süreci bu kentteki her şey gibi baş döndürücü bir hızla başlamış; o daha ne olup bittiğini bittiğinin ayırtına varamadan, geri-dönüşsüz noktaya gelmişti.Yok oluşun yabani tohumları bir anda kök salmıştı ruhunda. Sonraki aylar boyunca sinsi sinsi filizlenecekler, yüreğinde damla damla biriken umutsuzlukla beslenerek boy atacaklardı. Karanlıkta büyüyen ağaçlar gibi.
Unuttun mu bir türkü söylerdin
Dönmeyen yolculara verip yüreğini
"Yolcusun göğsünde bir can birikir
Her yolcu yolunu içinde taşır
Bir gölge ile kaybolsan da gecede
Sesin kalır seni rüzgarın ulaşır."
Yeryüzü göçebeleri... Başıboşlar, gece gezginleri, göçmen kuşlar... Bir büyük, betimsiz yolda bir başlarına yürüyenler... Hep tek yönlü biletlerle yolculuk yapan, iz bırakmadan ortadan yok olan bir çanta dolusu eşyayla on yıllar geçirenler... Bağlanmayan, topraklaşmayan, bütünleşmeyen, gövdenin ağırlığını taşıyamayacak bir çift kanat uğruna köklerini kesenler... Issız, engebeli patikaları, arka sokakları, belleğin varoşlarını sevenler... Karanlık kulisleri ışıltılı sahneye yeğleyenler... Biri geçmişte, öteki gelecekte saklı iki düşsel liman arasında dönüp duranlar... Limansız yolcular...