Ah, perçemin pas rengi de olsaydı, gövden de
O denli beyaz
Gözlerin kapakları gül rengiyle gerilidir bir
Çadır gibi karlı toprakta:
Yatırmam sakallı kalbimi oraya, çiçeklenmez
Çalı baharda
— Deniz durgundu, iç çekiciydi gök yine;
Ne var ki her şey bana kara ve kanlıydı,
Sanki yüreğim kalın bir kefen kaplıydı,
Gömülüp gitmişti bu benzeşim içine.
Venüs! Bir tek simgesel darağacı buldum
Adanda, görüntümün ipe çekildiği...
— Ver de bana, Tanrım! bakma yürekliliği
İğrendirmesin beni bedenimle ruhum!
O kokular, o sonsuz öpüşler, o yeminler
Yükselir mi ölçülmez bir uçurumdan yine,
En derin denizlerin diplerinde serinler,
Ağar gibi güneşler göğün içlerine?
-Ey kokular! Ey sonsuz öpüşler! Ey yeminler!
Hep -hâlâ- çok yalın -basit- ölçülerle bakıyorum yaşama: 'doğru', 'yanlış', 'haklı', 'haksız', 'değerli', 'değersiz'... Belli noktalarda saçma olduğu ortaya çıkan ölçüler.