Kasıklarımda mağara gibi büyük bir yara.
Doğurmakla öldürmek arasında uzun ince bir ip.
Delirmekle yemek pişirmek arasında kısa kalın bir kalas.
Gidip geliyorum.
Gidip geliyorum.
Her adımda b-i-r-ş-e-y eziyorum.
Şimdi o şeyi üzerine kusacağım.
Şimdi o şeyle gözlerine oyacağım.
Şimdi bak... iyi bak... ben o şey olacağım.
Ama dumancı çağırınca, hemen tekneye koş, her şeyi olduğu gibi bırak ve etrafına bakınma.
Etrafına bakınma.
Ayakkabını bağla.
Köpekleri kovala.
Balıkları denize at.
Kandilleri söndür!
Daha zor günler geliyor.
Çok tuz döktüm tenime. Delikler açıldı. Göz göz. Terim aktı. Acı, yanık. Kurumuş kurtlar döktüm incir ağacının dibine. Gözleri açıldı, ayakları çözüldü, kalpleri atmaya başladı kurtların. Tırmandılar ağaca. Kımıl kımıl. Kıvıl kıvıl. Eridi ağaç, tırmandı kurtlar, eridi ağaç, yorulmadılar, tırmandı kurtlar. Bir dal, bir yaprak, bir incir, bir süt tadı kaldı toprakta ağaçtan geriye. Ağaç bitti. Ben doğdum. Ben ağacım.