“A 2005 story for The Guardian analyzed the misogyny rampant in men’s magazines at the time, noting a For Him Magazine feature that encouraged readers to calculate what their girlfriends were being “paid” for sex, by way of flowers, drinks, cinema tickets, and other expenses, comparing price points to “a Cambodian whore,” “a Cypriot tart,” and “a Cuban showgirl.”
Kitaptan alıntılar
“Önce yeşil doları basıp bize veriyor. Sonra onu sarı bonolarlar/devlet tahvilleriyle değiştirip geri alıyor. Daha sonra sarı bonoları da geri alıp bize beyaz bir kağıt veriyor. Ne yazıyor o kağıtta? Türkiye’nin bizde şu kadar dolar parası var! İşte bu kadar! Önce yeşil kağıt, sonra sarı, sonra da beyaz kağıt. Üçkağıt oyunu bu üçkağıt” Necmettin Erbakan Bu üçkağıt oyununu 1970’li yılların başında Milton Friedman ;Japonya için “Biz onlara yeşil bir kağıt vereceğiz, onlar da bunun karşılığında bize çelik verecekler, böylece bu üretimden dolayı ortaya çıkan kirlilikten de kurtulmuş olacağız” diyerek çarpıcı bir şekilde özetlemişti. Ni ilginçtir ki İngiltere’de para-kredi sistemlerini ellerinde tutan bankerleri ile Amerika’daki sistemi ellerinde tutan bankerler hemen hemen aynı ailelerdir. Google’ye şu kelimeleri girmek yeterli olur. “Osmanlı, borç, savaş” ve karşınızda Kırım savaşı Osmanlı’yı finansman olarak sıkıntıya sokacak bir savaş; Kırım savaşı Savaş borçları takip etmek üzere bankerler tarafından Osmanlı bankası kuruluyor. O zaman Osmanlı’nın merkez bankası yoktu. Osmanlı bu bankaya 30 yıl para basma yetkisi veriyor. Aslında bizler, dışarıdan borç almayı tersinden okuyoruz. Tersinden algılıyoruz da diyebiliriz. Örneğin diyoruz ki: "Hazine bono ihraç etti." Bu ifade tarzı şöyle bir algıya sebep oluyor: Sanki bizim elimizde önemli bir kıymetli kâğıt varmış da onu başkalarına satmışız! Halbuki borç almışız ve bunun geri ödemesini garanti etmek için alacaklılar bizden devlet teminatı istiyor. İşin özü budur. Vadeler çok uzun olduğu için, yarın gelecek olan idareciler bu borçları inkâr etmesinler diye bizden yazılı devlet teminatı alıyorlar. Yoksa borç para vermeyecekler. Bono ya da tahvilin özü budur. Bu algı yönetimi ifadelerinin bugün geldiği boyutu anlamak
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
‘In winter there really isn’t much work to do. There are days when we don’t do anything.’ Gyongyi Orgyan, a resident of Siklosnagyfalu, said this to a New York Times reporter on 3 April 2018, a few days before the general election in Hungary. She was one of the many who had benefited from the made-up jobs that right-wing Hungarian leader Viktor Orbán provided villagers with in order to build his safety net of voters. During the eight years of his second term as prime minister, by supplying the unemployed with menial state-paid seasonal summer jobs designated by local government which took only a few hours a day, Orbán had lowered the unemployment rate from 11.4 to 3.8 per cent. This provided him with thousands of loyal supporters whose daily bread depended on his re-election. His power base was the poor and those who benefited financially from his regime, who became, as Jan-Werner Müller called them in a New York Review of Books piece, ‘the nouveau riche, a civic-minded, conservative bourgeois’. Although Müller called this ‘Orbánomics’, the same pattern is discernible in Erdoğan’s regime and that of the novice populist leader Donald Trump.
Fourth Estate
İngilizce Ekitabın Özeti
Akp in power seemed to have run their course; the prime minister lost his vision, elan and political touch; the Akp’s inevitable loss of the reins of power now beckons in future elections (13). Gülen İslamı, ABD İslamı: Democratic İslamism against Muslim autocracy (30). Türkiye artık kendini batı yandaşı olarak tanımlamak istemiyor: It is an irony, but it is an indepedent-minded Turkey, no longer willing to define itself as just a western ally, that commands more respect and attention in the West than at any time in history. A case can also be made, in one sense, that the roots of the Arab (49). Ortadoğuda uygulanan böl ve yönet yöntemi bölgedeki sorunların kaynaklarındandır: Divide-and-rule techniques that pitted sectarian or ethnic groups against each other; this left a legacy of rivalries and resentments still evident in regional strife today. Particularly problematic was the phenomenon of ruling minorities placed in power by the metropole for better control (70). 19. yüzyılda Müslümanların tek umudu Osmanlı Devleti: Thus by the 1870’s most Muslim countries had been subjugated by European Powers amidst lamentable appeals for help and hopes that the Ottomans would save them (145). Halife Konferansı bir işe yaramıyor: Once again in 1931 Jerusalem was the site of a Caliphate Conference to discuss the future of the Office, again with little result (151). Fransa diğer etnik kimlikleri bastırdı: France in the 19th century ruthlessly crushed –indeed still discourages- non-French identities such as Provençal, Basque, Breton or Sardinian. The English forcibly worked to erase the Scottish, Irish, Welsh and Cornish identities (181). Arapların hepsi birbirinden haberdar diyor: Arabs are vividly aware of events in all other Arab countries. The same cannot always be said for
Kooperatifler örneği
Basit anonim ortaklıklara alternatifler getirmek için gerçekten de dünyanın hemen her yerinde pek çok girişim olmuştur. Fransa'da "İşçi Üretim Kooperatifleri Toplulukları" (SCOP), bağlantılı emekçileri, doğrudan ya da kendileri tarafından tayin edilmiş ve kendi içlerinden atanmış vekiller aracılığıyla yönettikleri bir şirkette mesleklerini ortaklaşa icra etmek için bir araya getirir. "Bir kişi, bir oy" ilkesi uyarınca söz konusu olan şirkette demokrasiyi tesis etmektir. Bölgesel günlük gazete L'Yonne républicaine 1955'ten Centre-France tarafından geri satın alındığı tarih olan 2008'e kadar bir SCOP'tu. Yine bir başka bölgesel gazete olan Le Courrier picard da 2009'a kadar aynı durumdaydı. İngiltere'de, aslında 80'lerin başında büyük alkış alan East End News'in kooperatif macerası nihayetinde ancak birkaç yıl sürecekti, News on Sunday'inki ise sadece birkaç ay. ABD'de bazı gazeteler bugün hâlâ kooperatifler tarafından yayınlanmaktadır, bunların arasında (Inter-County Cooperative Publishing Association yayınladığı) Inter-County Leader da bulunur. Ama söz konusu bu biçim, medya sektöründe tarihsel olarak pek az gelişmiştir ve özellikle de bunu benimsemiş olan bazı yerel gazetelerin mali durumu hiç de parlak değildir. Aynı şekilde, (kısmen de olsa) çalışanlarının sahibi olduğu çok az sayıda gazete vardır. Örnek olarak Iowa'da Cedar Rapids'de yayınlanan bir günlük gazete olan The Gazette'i düşünebiliriz ve 2011'de Berkshire Hataway tarafından geri alınıncaya dek Omaha World-Herald'ın, çalışanların sahip oldukları en büyük Amerikan gazetesi olduğunu hatırlayabiliriz. Employee Stock Ownership Plan (ESOP)* formunda ücretli hissedarlık (Çalışanların hissedarlığı) modeli medya sektöründe hiç kök salmamıştır. Yine Fransa'da sermayenin bir kısmını çalışanların elde tuttuğu
Sayfa 88·Kitabı okudu
Alıntı
Gayle Rubin, queer düşüncenin kurucu metinlerinden olan "Thinking Sex" (Cinselliği Düşünmek) adlı makalesinde cinsel kaygılar ile politik kaygıların her zaman iç içe geçtiğini, ama belirli dönemlerde cinselliğin daha çatışmalı hale gelerek çok daha görünür biçimlerde politize edildiğini söyler. Bunlar aynı zamanda erotizmin yeniden müzakere edildiği dönemler olmuştur. Bkz. Gayle Rubin, "Thinking Sex: Notes for a Radical Theory of the Politics of Sexuality", Culture, Society and Sexuality: A Reader, haz. Richard Parker ve Peter Aggleton, Routledge, 2007, s. 150
Sayfa 64·Kitabı okudu
Toplumsal Cinsiyet