“Aptallar Erken Ölür” bana kalırsa, insanın kendine itiraf edemediği duygularla yüzleşmesi gibi. Herkesin içinde bir yerlerde büyüttüğü kırgınlıklar, pişmanlıklar, kaçtığı gerçekler var ya hani — işte o boşluklara sanki sessizce dokunuyor kitap. Ne tamamen karanlık, ne de umut dolu; ama hep dürüst. Bazı satırlar var ki, insan kendini orada yakalanmış gibi hissediyor. Öyle keskin değil, daha çok içten ve çıplak...
Sessizce ama derinle işliyor.
''Kuvayı Milliye , namuslu bir insanın yastığının altındaki tabancaya benzer , namusunu korumak için herhangi bir ümit kalmadığı anda hiç olmazsa intihar etmeye yarar. ''
Papa VI. Alexander’ın, yani Rodrigo Borgia’nın ailesi için her şeyi istemesi, onu hem bir baba hem de bir hükümdar olarak hırslarının esiri yapar. Güç uğruna attığı her adım, başlangıçta ailesi için gibi görünse de, zamanla onları tüketen bir karanlığa dönüşür. Papa'lık makamını kendi çıkarları doğrultusunda kullanması, dini kendi arzularına göre şekillendirmesi, onu yalnızca bir din adamı değil, aynı zamanda bir siyaset mühendisi haline getirir. Fakat ne yazık ki bu mühendislik, sonunda hem Tanrı'yı hem de ailesini kaybetmesine neden olur.
Stefan Zweig
Zafer her zaman karakterle kazanılmaz , Fuche , Robespierre karşısında karakteriyle değil karakter eksikliğiyle kazanmıştır . Robespierre'yi mağubiyete iten şey erdemi , dik duruşu ve vicdanıdır . Zafer sadece akılla kazanılır .